21 Ağustos 2012 Salı

Fenerbahçe Sorunsalı



“Geçen yıl yaşanan büyük çıkmazdan ve problemlerden sonra bu yıl Fenerbahçe’ye ilaç gibi gelecek” temalı cümleler Fenerbahçe sezon hazırlıklarında belki de transfer sözcüğünden daha fazla dillendirildi. Aslında bu fikrin kâğıt üstünde büyük oranda doğru olduğu gerçeği var ama Fenerbahçe sorunsalını oluşturan faktörlerin asla azımsanmayacak bir bölümü saha içinden peydahlanıyor. Saha içine girecek olursak;

Sözleşmesi biten Emre Belözoğlu’yla, bu konuda inisiyatif kullanan Aykut Kocaman’ın kararı sonrası sözleşme imzalanmaması bana göre son derece doğru bir karardı. Zira Emre Belözoğlu iyi bir oyuncu olmasına karşın takımına, en az sağladığı yarar kadar, zarar da veren bir isimdi ve gitmesine çok fazla itiraz da edilmedi. Ancak orta sahada takımı bir arada tutmaya çalışan Emre Belözoğlu’nun yeri doldurulmaz ve bu durum Fenerbahçe’nin saha içi başarısızlığının en büyük sebeplerinden biri olarak göze batmaya başlarsa, Emre Belözoğlu bir anda Fenerbahçe’de oynadığı dönemlerde olmadığı kadar ağızlara pelesenk olabilir. Şu anda bunun hazırlık sürecini yaşıyoruz diyebiliriz. Mehmet Topal, Selçuk Şahin ve hatta bu 2 isimden daha iyi top tekniğine sahip olmasına rağmen Cristian Baroni ve Mehmet Topuz, bu rol için uygun isimler değil (Mehmet Topuz Fenerbahçe’ye geldiğinden beri bu rolde kullanılmış olsa şimdiye kadar çok iyi bir box-to-box orta saha olabilirdi). Dolayısıyla Aykut Kocaman’ın, Şampiyonlar Ligi’nden elenilsin veya elenilmesin, bu bölgeye kesinlikle 1 transfer yapması gerekiyor.

Sorunsalın bir diğer düğümü ise Alex de Souza, 5-6 senedir olduğu gibi. Alex de Souza ruhunda skor olan bir oyuncu. Her an asist yapabilecek, gol atabilecek bir oyuncu olduğunu istatistiklerine bakınca da rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ancak Alex’in skora yakın bir oyuncu olduğu ne kadar gerçekse, takımını sahada eksik bıraktığı, takım savunmasını zayıflattığı, sürekli (yarım kişi veya bir kişi) eksik oynamanın takımı sezonun bütününde çok etkilediği ve Alex’in olduğu 8 senede sadece 2,5 şampiyonluk kazanıldığı gerçekleri de önümüze duruyor. En az bu gerçekler kadar kat’i olan bir başka nokta ise Alex de Souza’nın yedek bırakılamayacağı… Şöyle anlatmak gerekirse Alex gibi bir oyuncuyu asla transfer etmek istemem ama takımımda varsa kesinlikle oynatırım. Aykut Kocaman’ın da sürekli Alex sorunu yaşamasının bir sebebi bu. Alex planlarında olmadığı halde takımda tutarsan, oynatmadığında alabildiğine eleştirilirsin, planlarında varsa zaten oynatırsın. Ve eğer planında olmadığı halde takımda tutuyorsan da bu eleştirileri sonuna kadar hak ediyorsun demektir.

Sorunsalın bir diğer noktası ise Fenerbahçe’nin forvet mevkiindeki bitmek bilmeyen sıkıntıları. Nobre’nin özellikle Saracoğlu’ndaki maçlarda leblebi gibi gol attığı dönemden sonra Fenerbahçe, Anelka, Kezman, Güiza gibi pahalı oyunculardan sonuç alamamıştı. Tabii arada Semih, Niang gibi verim alınan oyuncular da oldu. Tekrar son döneme gelirsek, geçen sene küme düşme dedikodularının olduğu zamanda imece usulü alınan Moussa Sow dahi Fransa’daki seviyesinin çok gerisinde kaldı. Yıllardır tek forvetli sistemde oynayan Fenerbahçe’nin buraya performansında dalgalanma olmayan bir oyuncu bulması şart. Kuyt son derece istikrarlı bir oyuncu olmakla birlikte uzun yıllar sağ açıkta oynamış bir isim, bu bölgede neler yapacak, göreceğiz. Kısacası Niang ile sağlanan, Emenike ile devam edeceği düşünülen forvet istikrarının kısa vadede tekrar sağlanması şart görünüyor.

Fenerbahçe sorunsalının burada değinilecek kadar önemli faktörlerinden biri olan, saha dışı bir noktası da mevcut. Saha dışı denildiğinde ilk olarak akla son 1 yıldır mevzu olan şike konusu gelebilir ama sadece futbolun dürüst enstrümanları üzerinden gitmek istediğim için o konuyu ihmal edeceğim. Bahsetmek istediğim konu stat konusu. Herkesçe malum olduğu üzere Fenerbahçe 2002 yılında Şükrü Saracoğlu Stadı’nı bugünkü haline getirdi ve 24000 kapasiteli Ali Sami Yen Stadı’nı kullanan Galatasaray’ın ekonomik olarak bir anda fersah fersah önüne geçti. Galatasaray’ın bir önceki başkanı Adnan Polat’ın verdiği bilgiye göre, Fenerbahçe, Galatasaray’dan yılda 40 milyon dolar olmak üzere 8,5 yılda 340 milyon dolar fazla stat geliri elde etmiş oldu. Bu tabii ki çok yüksek ve takımlar arasında büyük uçurum oluşturabilecek bir meblağ. Ancak, tüm rakipleri ile bu denli girdi farkının olduğu 9 yıllık (2002-2011) dönemde Fenerbahçe 3,5 şampiyonluk kazanırken diğer şampiyonlukları Galatasaray - Beşiktaş 2, Bursaspor 1 ve Trabzonspor 0,5 olmak üzere paylaştılar. Bu da Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde sürekli yer almasını ve Galatasaray’ın 1996-2000 yılları arasında kurduğu hegemonyanın bir benzerini kurmasını engellemiş oldu. Şimdi ise en büyük rakip Galatasaray da çok önemli bir stat girdisine kavuştu ve bu geliri elde eder etmez şampiyonluğu kazanarak Şampiyonlar Ligi’ne gitmeyi başardı. Sözün özü, saha içi problemleri ile birlikte Fenerbahçe’nin çok fazla dikkat çekmeyen en büyük sorunlarından biri de artık stat geliri başlığında rakiplerine yıllık 40 milyon dolar gibi bir fark yapamayacak olması.  

Not: 2010-2011 sezonu için TFF’nin tescil ettiği şampiyon Fenerbahçe ile UEFA’nın Şampiyonlar Ligi’ne direkt olarak aldığı Trabzonspor’a eşit davranmak adına 0,5 şampiyonluk verilmiştir.

Hiç yorum yok: