30 Aralık 2009 Çarşamba

TÜRKİYE - EURO 2016


Daha kimin düzenleyeceği belli olmadı ama ülkemizde EURO 2016 fırtınası kopmaya başladı bile. Federasyonun açıkladığı şehirler ve statlar arasında daha bu sene UEFA Finali'ne ev sahipliği yapan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı ve Trabzon şehrinin bulunmaması Fenerbahçe ve Trabzonspor kulüplerini isyan ettirdi. Federasyonun dile getirdiği sebepleri yorumlarız o ayrı, ama ilk bakışta daha statlar özelinde isyanların, çekişmelerin yaşanması negatif görülebilir fakat bence çok pozitif bir olay. Ülke insanının futbola ne kadar aç, ne kadar aşık olduğunu gösteren bir şey. Fenerbahçe ben UEFA Finali'ni düzenlemişim, stadım dört dörtlük diyebilir, köşesinde bekleyebilirdi. Trabzon'un olayı biraz daha farklı aday şehirler arasında bulunması Trabzon'da yapılacak stadın yapılmasını hem hızlandıracaktı hem de devlet desteği sayesinde Trabzonspor'un bütçe anlamında kazancı da söz konusu olabilirdi. Trabzonspr'un isyanında futbol açlığı kadar bu yönlerin de büyük payı var. Yine de kendileri ev sahibi olamadığı için yaygara çıkaran bu kulüplerimiz basında söylendiği gibi adaylık kampanyamıza olumsuz değil, bilakis pozitif bir tat katıyorlar. Federasyon Başkanı Mahmut Özgener UEFA'nın ülke içindeki olayları da izlediği unutulmasın mesajı vererek kulüplerimizi sakinleştirmeye çalışmış. Ben de UEFA'nın İtalya, Fransa gibi ülkelerdense futbola daha aç bir Türkiye'ye daha yakın duracağı kanaatindeyim. Onun için bu tartışmalar yararlı dahi olmuş olabilir.

Son günlerde şehirler açıklandıktan sonra yaşananlar bunlar. Yukarıdaki harita aday şehirleri kapsıyor. Son değerlendirmede İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Kayseri, Konya, Eskişehir, Bursa şanslı şehirler arasında yer buldu. Özellikle İstanbul 2 statla ev sahipliği yapacak turnuvaya tabii eğer kazanabilirsek. Olimpiyat Stadı ve Ali Sami Yen Spor Kompleksi içindeki Türk Telekom Arena bu organizasyonu götürecek. Daha da ötesinde Türk kulüplerinin üzerine para verseler tercih etmeyeceği Olimpiyat Stadı finale de ev sahipliği yapacak. UEFA Kriterlerine göre finale ev sahipliği yapacak stat en az 70,000 kapasiteye sahip olmak durumunda. Diğer önemli kriterler ise çeyrek ve yarı finallerin oynanacağı statlar 50,000 turnuvada yer alacak her hangi bir stat ise 30,000 kapasiteli olmak zorunda. Hali hazırda Kayseri Kadir Has Stadımız mevcut. Diğer şehirlerimizdeki statlar ise proje aşamasında. Özellikle İzmir'e yapılacak 40,000 kapasiteli olması planlanan stadı tartışırım. Atatürk Stadı varken gerek yok böyle bir stada. Ancak diğer şehirlerimiz için modern statlara sahip olmaları açısından güzel bir imkan doğuracak adaylık sürecimiz.

Keşke alabilsek de daha derin analizler yapsak hep birlikte. Ama bugün bu noktada değerlendirilmesi gereken şey şehirlerin seçimi. Dikkat edildiğinde Kayseri'nin doğusunda hiçbir şehrin olmadığını göreceğiz. Buna ek olarak Karadeniz'in hiçbir noktası da EURO 2016'dan sebeplenemeyecek. Eğer seçilen şehirler statlarıyla ve tüm alt yapılarıyla hazır olsalar anlarım ama oralarda da hiçbir şey yokken ülkeyi bıçakla kesmiş gibi ikiye ayırmak hiç de hoş değil. Gündemde olduğu itibariyle ben Trabzon ve Diyarbakır kesinlikle olmalı demiyorum. Ancak doğu ve güneydoğuya birer kontenjan açılamayacağına göre bu 2 bölgenin sınırında bir il dahil edilmeliydi. Diyarbakır özelinde ise alınmamasına şaşırmadım. Futbolda çok ileri bir takımı yok ve şiddet olaylarının alabildiğine yaşandığı bir nokta. Ancak yeni stadı bitmiş bir Şanlıurfa, Doğu Anadolu'ya uzaklığına karşın bir Gaziantep güzel görünürdü diye düşünüyorum. Yine Karadeniz Bölgesi için de bir kontenjan ayrılabilirdi. Trabzon şampiyonluklarıyla, futbolcularıyla, halkıyla bir futbol şehri. Yine illa ki Trabzon olmuyorsa bir Samsun, uşakları da EURO 2016'ya dahil edecekti. Ben Konya ve Eskişehir'in bu işte olmasını anlayamadım. Eskişehir'in yine belli bir kültürü var belki ama Konya... Tamamen siyasi bir karar, ayıp derecesinde. Stat kazanmaları özelinde baktığımızda evet Eskişehir için, Bursa için çok önemli ve güzel olacak ama Konya'ya yeni stat yapılsa ne olacak Allah aşkına? Trabzon'a yapılsa daha mantıklı değil mi, yaptıklarıyla Trabzonspor bunu hak etmedi mi diye sorası geliyor insanın.

EURO 2016 tartışmaları kimin düzenleyeceği belli olana kadar sürer gider; kazanamazsak unutulur gider, alırsak daha da alevlenir. Yine de tüm bu yaşanacak tartışmalara rağmen ülkemiz için çok güzel bir kazanç ve hatıra olacaktır. Türkiye'nin turnuvalara katılamayan ama gittiği turnuvalarda imkansıza yürüyen bir takım olduğunu da düşündüğümüzde, katılmamızın garanti olduğu bir turnuva olacak. En azından...

28 Aralık 2009 Pazartesi

İLK YARI DEĞERLENDİRMESİ


Ligde ilk yarı sona erdi ve genel bir değerlendirme yapmak gerek. Açıkçası hem fikirlerimin oturması hem de yapılması muhtemel transferleri görmek adına 1 hafta kadar bekledim. Bu sene şöyle bir realite var ki lig geçtiğimiz sezon kadar kısır geçmiyor. Geçen sene büyük takımlarımızın oldukça kötü olması, Anadolu'dan da sadece Sivasspor'un bu kötü takımlara zirvede eşlik edebilmesi ortaya sıkıcı bir lig çıkarmıştı. Hoş büyüklerin bu senede süper olduklarını söyleyemeyiz belki ama toparlandıkları da gözle görünür bir gerçek.Son 2 yılda gıpta ederek takip edilen Sivasspor'un yerini bu sene Bursa ve Kayserispor takımları doldurması da ligin heyecanını ve kalitesini artıran bir başka nokta. Hatta Bursaspor'un çok tempolu ve dengeli bir futbol oynadığını düşünüyorum. Takımlarımızın Avrupa Kupası performanslarının da Türkiye'nin normal ilk yarı performansının üstünde olduğunu söyleyerek Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Bursa, Kayseri ve Sivas özelindeki değerlendirmeme başlıyorum.

Galatasaray'ın sezon başında Frank Rijkaard'ı getirmesi vizyon açısından önemli bir hamleydi. Rijkaard'ın ekibini oturtma, Türkiye'yi tanıma süreçleri, Barcelona'daki başlangıç dönemi gibi hususları göz önüne aldığımda Galatasaray'da ilk etapta bir patlama beklemek zordu. Yapılan kaliteli transferler, Arda'nın kaptanlığı aldıktan sonra sezon başında coşması ve erken açılan sezonun da etkisiyle Galatasaray sezona oldukça iyi bir giriş yaptı. Frank Rijkaard için oldukça önemliydi bu, zaten fazla olan kredisi de artmıştı. Ancak sezonun erken açılması Galatasaray'ı hayli derinden etkiledi. 10.haftada her zaman olduğu gibi kaybedilen bir Saracoğlu derbisinden sonra Galatasaray deyim yerindeyse bir daha adam olmadı. Aslında beklenen bir şeydi, çok da laf etmemek lazım. Takımın en önemli forveti Baros'un uzun sakatlığının da bu maçla başlaması, sonrasındaki periyodu etkiledi haliyle. Orta sahada Elano'nun henüz uyum sağlayamaması, Haldun Üstünel'in en az 2 transfer yapacağız açıklaması, takımın tekrar bir hazırlık-dinlenme dönemi geçirecek olması Galatasaray'ın 2. yarı için umutlu olmasını sağlayan nedenler. Avrupa Kupası'nda önümüzdeki 2 turu düşündüğümüzde kendiyle hemen hemen denk takımlar çekmesi de olumlu bir nokta. Yapılacak transferlere odaklandığımızda Baros'un yükünü hafifletecek bir forvet ve savunmanın direncini artıracak bir defans oyuncusu eksikliği göze çarpıyor. Savunmanın yükünü hafifletecek derken bu transferin, takım atağa çıkarken topun mümkünse Servet'in 3 metre yanından dahi geçmemesini sağlayacak kalibrede top kullanan bir stoper olması gerekiyor. Bu transferler, ortama daha da alışmış Rijkaard, Elano gibi unsurlar birleşirse Galatasaray'ın ligin ilk haftalarında oynadığı futbolla birlikte 3 kulvarda da sonuca gitme ihtimali bulunuyor.

Fenerbahçe ise Galatasaray'ın yaptığının tam aksine vizynda küçülmeye giderek Daum ile anlaştı. Hoş, Aragones'ten sonra kim gelirse gelsin(Yılmaz Vural dahil) daha başarılı olacağı kesindi ama sadece lig şampiyonluğu hedefini herkesin gözüne sokarcasına yapılan bu anlaşma bana kalırsa doğru değildi. Daum'un takımı tanıması, alışması için süreye ihtiyacı olmaması gibi nedenler olumlu görünebilir belki ama ortada Daum ile anlaşılmaması için çok yeterli bir sebep var. Daum, Fenerbahçe'nin zamanında bundan daha kaliteli kadrosuyla Avrupa'da herhangi bir şey elde edememiş bir teknik adam. Kimler vardı o kadroda; Anelka, Tuncay, Aurelio, Appiah, Ümit Özat, Hooijdonk ve daha genç bir Alex. Yapılan transferlerde de Fenerbahçe bütçesine yakışan herhangi bir yıldız getirilmedi. Bakmayın M.Topuz'a verilen 9 milyon avro da hala akıllarda. Daum ile lige beklenildiği gibi çok klas girdi FB. İlk 8 maçta gelen 8 galibiyet, kazanılan Galatasaray maçı... Her şey iyiyken bir anda terse dönen rüzgar işleri biraz sıkıntıya soksa da Fenerbahçe Avrupa'da grubunu lider bitirdi. Ligde de aynı konumda. Ancak, 2.yarıya girerken Başkan, Daum ve Aykut Kocaman ayrı telden çalıyor. Başkanın gönderdiği futbolcuya Daum ihtiyacım var diyor, Aykut'un sesi zaten çıkmıyor. 2 ay önce gönderilmesi gereken Kazım hala takımda tutuluyor. Dolayısıyla Fenerbahçe'de birtakım ciddi sorunlar var, elbette ligi sonuna kadar kovalayacaklardır ama bu tutarsızlıkla ben ne Avrupa'da ne de ligde sonuç adına çok iyimser olamıyorum.

Beşiktaş ise bambaşka bir alem. Tabata'ya verilen inanılmaz transfer ücreti ve Delgado'nun sakatlığına rağmen bu oyuncudan faydalanılmaması bence Beşiktaş adına ilk yarının en dikkat çekici olayı. Yine Mustafa Denizli'nin Şampiyonlar Ligi'nde İnönü Stadı'nda 0 çekmesi de bir başka ibret verici olay. Beşiktaş geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu olmasına rağmen lige çok kötü girdi. Yapılan lüzümsuz transferler sonrası bu bekleniyordu gerçi ama beklentinin şiddetini de aştı Beşiktaş'ın kaybettiği puanlar. Daha sonra toparlanma süreci ve yaşlı oyuncuların çok olması sebebiyle devrenin sonunda yine düşüş dönemi. Beşiktaş da hala zirve yarışının içinde ama bu yaşlı kadroyla ligde bu tip dalgalanmalar yaşaması da kaçınılmaz. Mustafa Denizli'nin bir şeyler üretemesi Beşiktaş adına olayı daha umutsuz kılıyor. Taraftarlar tarafından yuhalanması an meselesi olan Nihat Kahveci'ye ise benim güvenim tam. İlla ki kendini bulacaktır. Beşiktaş'ın 2.yarıdaki tek avantajı Avrupa'dan elenmiş ve sadece Türkiye'ye konsantre olacak olması. Zaten bu kadroyla 3 kulvarda başarı beklemek hayalciliğinde ötesinde bir şey olur. Yine de Old Trafford'da kazandığı zaferle göğsümüzü kabartan ve İngilizlere 8-0'dan sonra bir ders vermeyi başaran Beşiktaş'ı kutlamak gerek diye düşünüyorum.

Bursaspor ve Kayserispor lige ilk yarıda tat katan birer çeşni rolündeydiler. Özellikle Ertuğrul Sağlam geldikten sonra çok değişen bir Bursaspor var. Kendi kategorisinde kesinlikle en iyi Türk teknik adam olan Ertuğrul Sağlam'ı kutlamak gerekiyor. Bir şehrin ve bir takımın kaderiyle bu kadar kısa sürede ancak bu kadar güzel oynanabilir diye düşünüyorum. 2-3 hafta geçtikten sonra hocasını yuhalayan bir taraftarı hem de Beşiktaşlı olmasına rağmen ehilleştirmeyi başardı Ertuğrul Hoca. Tepkiden vazgeçip sadece desteği düşünen bir Bursa seyircisi de takımına nasıl itici bir güç oluyor bunu bu sene net bir şekilde gördük. Ömer Erdoğan, Zapotocny, Volkan, Ali Tandoğan, Sercan, Ergic hepsi çok önemli katkılar vererek takımı üst sıralara taşıdılar. Özellikle baskı altında da iyi futbol oynayabilmeleri çok can alıcı bir özellik. Bu sezon sadece Kayserispor karşısında çok siliktiler, onun dışında savaşmayı hiç bırakmayan bir Bursaspor vardı. 2.yarıda Sercan ve Volkan'ı yollasalar dahi yine bu savaşçı futbollarını sahaya yansıtacaklardır. Kayserispor'da aynı Bursaspor gibi oldukça iyiydi. Geçen sene hemen hiç gol yemeyen takıma Makukula gibi Turkcell Super Lig için yaratılmış bir oyuncuyu transfer ederek çok doğru bir iş yaptılar. Zaten oturmuş olan defans ve orta sahaya Cangele-Makukula ikilisi de eklenince liderliği bile ele geçirebilecek bir karışım ortaya çıktı. Geçen seneki hal ve tavırlarından ötürü eleştirdiğim Tolunay Kafkas da artık kimseyle atışmıyor. En azından şimdilik böyle, hatta kitaptan, müzikten söz ediyor, oldukça güzel bir gelişme. Kayserispor eğer Bursaspor maçında oluşturduğu taraftar desteğini her maç arkasına alabilirse ben o deplasmandan korkarım arkadaş. Bir de ümit veya genç milli oyunculara yapılan bir yatırım var ki tamamen ayrı bir yazının konusu. Kutlamak gerekiyor Kayserispor'u.

Ve Sivasspor. Geçen 2 sezonda yaptığı inanılmaz çıkışı bu seneye taşıyamadı Sivas. Önce Şampiyonlar Ligi'nden ve ardından UEFA'dan elendiler. Bülent Uygun'u göndermeleri geçen sene çok övdüğüm Mecnun Başkanın gözümden düşmesine de yol açtı. Başkanı tenzih ederek söylüyorum bu kadar vizyonsuz bir yönetimin gidip Muhsin Ertuğral'ı bulabilmesi de şaşırtıcı olan bir başka olay. Bence Bülent Uygun küme de düşse bu takımda kalmalıydı, bunu yapabilecek tek kulüp Sivastı ancak demek ki Türkiye'de böyle tek bir kulüp bile yokmuş. Muhsin Hoca'nın da belli bir felsefesi var. Afrika futbolunu iyi tanıyor, oradan getireceği oyuncularla 2.yarıda bir şeyler yapacaktır. Zaten Sivas'ın kadrosu hemen hemen tüm Anadolu takımlarından iyi, düşme diye bir korkuları olmayacaktır. Eğer Bülen Hoca kalsa da toparlanacak ve böyle bir korkuları olmayacaktı hatta 1-2 sene içinde tekrar zirve yarışı iddiaları da olabilirdi. Artık böyle bir şans yok, büyük ihtimalle uzun yıllar orta sıralara oynayan Sivasspor'u izleyeceğiz.

Dilimiz döndüğünce ligdeki ilk yarı görünümü bu. Tabii Manisaspor'un kendi evindeki garip mağlubiyetleri, Gaziantepspor'un bir türlü istenilen başarıyı gösteremesi, Thomas Doll'ün Gençlerbirliği takımı ve Gökçekler de lige ayrı bir bakış açısı getiren konular. Daha heyecanlı bir 2.yarı dileğiyle sonlandıralım yazıyı.

19 Aralık 2009 Cumartesi

GALATASARAY 1-0 GENÇLERBİRLİĞİ --- SONUNDA LİDERLİK


Son haftalarda sürekli haftanın son maçını oynayıp kendisine altın tepside sunulan liderlik fırsatını cömertçe reddeden Galatasaray, bugün maç fazlasıyla da olsa liderliğe yükseldi. İlk yarıda iyi sayılabilecek bir Galatasaray gördüm ben. Keita, Arda oldukça istekliydiler. Kewell son vuruşlarda kötü olsa da en az bu 2 isim kadar çalıştı ön tarafta. Ofsayt sayılan golünde diğer kaçırdığı pozisyonların aksine süper bir vuruş yaptı ama o da haklı olarak hakem tarafından iptal edildi. Orta sahada Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'ın oyuna hücum anlamında girememesi, bu oyunculardan destek görmeyen ön taraf oyuncularının ilk yarıda çok fazla yorulmasına yol açtı. Arda, Keita ve Kewell bu yüzden ilk yarıda oldukça yıprandı. Elano'yu bu isimler arasında sayamayacağım çünkü kendisini ilk yarı hiç göremedim. Ne savunma ne de hücum anlamında verimli olamadı. Keita'nın Galatasaray için ne denli önemli olduğuyla beraber her an kırmızı kart görebilecek bir isim olduğunu da gördük bir kez daha. Fenerbahçe maçında lüzumsuz gördüğü kırmızı karttan ve Rijkaard tarafından kesik yedikten sonra formasına kavuştuğunun 3.maçında yine agresif bir görüntü ortaya koydu. Dikkat etmesi gerekiyor. Sol bekte şans bulmaya başlayan Caner Erkin hücumda oldukça etkili. Ayağı çok iyi, uzun pasları isabetli ama savunma anlamında çok eksiği var. Alt yapıdan beri bildiğim Caner, forvet, sol açık ve sol içte oynamasına rağmen, Galatasaray'a Balta'yı yedekleyen bir bek olarak alındı. Kötü bir performans göstermiyor oyun olarak ama bugün çok önemli bir pozisyonda ofsaytı bozdu, az daha gole sebebiyet verecekti. İlk yarıyı pozisyonlar bularak ve açıkçası umut vererek bitiren Galatasaray, 2.yarıya ise inanılmaz silik başladı. Bunda orta sahanın baskı yapamasının yanında Kewell'ın oyundan düşüşünün ve Elano'nun zaten oyunda olmamasının etkisi büyüktü. Gençlerbirliği'nin yakaladığı 3 mutlak pozisyonu da Kahe ve Orhan Şam harcadı. 2 haftadır ofsayt pozisyonlarında hatalar yapılıyor. Özellikle birlikte oynamak ve çok çalışmakla alakalı bu konuda ilk 15 hafta hata yapmayan bir savunmanın 16. ve 17. haftalarda ikişer pozisyon vermesi de düşündürücü.

Tabii Galatasaray kazandı ve lider oldu belki ama bu maçı kaybetse verilen bu kadar net pozisyondan sonra kimse herhangi bir şey söyleyemez. Takımların geneline baktığımızda geçen sezon Skibbe'nin Galatasaray'ı devrenin sonunda inanılmaz bir performans yakalamıştı, dolayısıyla devre arası takıma yaramamıştı. Bu sezon ise tam tersi oldu. Sezonu erken açan Galatasaray devre sonuna doğru büyük düşüş yaşadı. 1 aylık tatilin takıma yararlı geleceği kuvvetle muhtemel. Galatasaray ve Rijkaard'ın büyük şansı son 7 haftada oynanan kötü futbol ve kaybedilen bunca puana rağmen ligde şampiyonluk yarışının tam ortasında olan, Avrupa'da da grubundan lider çıkmış bir takım var. Devre arasında fizik olarak takımın güçlenmesi, taktik anlamında biraz daha oturması Galatasaray'ın hem ligde hem Avrupa'da başarılı olması için şart. Bu arada çekilen kuralarda gelen Atletico Madrid ve sonraki tur için muhtemel rakiplerimiz Lizbon-Everton takımları kolay olmayan ama Galatasaray'ı da çok fazla korkutmaması gereken takımlar. Bu takımların hiçbiri Galatasaray'ın geçen sezon elediği Fransız şampiyonu Bordeaux'dan iyi değil.

Gençlerbirliği takımı geçen sezon son haftada kümede kaldı ve bu sene sıkıntı yaşamamak için Thomas Doll gibi başarılı bir teknik adamı göreve getirdi. Oldukça genç bir kadroya sahipler. Aykut Demir, Orhan Şam, Mahmut Boz, Bilal Çubukçu, Mustafa Pektemek gibi genç isimlere var, Doll takımda devam ederse gelecek 1-2 sene için bir Kayseri bir Bursa tarzında takım olma ihtimali uyandırdılar bende. Bugünkü maçta iyi oynamadı ama Hurşut Meriç normalde çok iyi bir kanat oyuncusu. Onun da normal katkısını vermediğini belirtelim. Son not; kalelere asılan sarı-kırmızı fileler oldukça güzel görünüyor, bana kalırsa Ali Sami Yen'in Galatasaray'ın stadı olduğunu rakip takıma daha net hatırlatıyor.

12 Aralık 2009 Cumartesi

ANTALYASPOR 2-3 GALATASARAY --- OFFSIDE


21 dakikada gelen 2-0'lık skor. Son 3 haftadan galibiyet çıkaramamanın üstüne bir de bu eziyet, tam anlamıyla soğuk duş etkisi yaptı bütün Galatasaraylılarda. Aptal bir ofsayt taktiğinin 15 hafta sonra peşinden gidilmesi zaten inanılmaz bir şey de, aynı hatanın 10 dakika arayla 2 kez yapılması ise gülünçlük sınırlarını sonuna kadar zorlayan bir hadise. Son haftalarda çok dengesiz bir savunma var, bugün oynayan 4'lü hiçbir zaman yanyana oynamamış, tüm bu realiteler ortadayken neden ofsayt taktiği gibi yalnızca tamamen oturmuş savunmaların başarıyla uyguladığı bir taktik tercih edilir? Anlamak mümkün değil, anlayan varsa da futboldan ne kadar anladığı tartışma konusu olur. Oyun olarak 4 yetenekli atak oyuncusuyla oyuna başlamış bir Galatasaray vardı. Hedefin savaşmak olduğu açıkça ortada bu bağlamda. Ancak erken yenen 2 gol olayı çok zora soktu. Kewell, Keita, Arda ve Elano 4'lüsüne inanılmaz yük bindi skoru kurtarabilmek adına. Onları destekleyen Mehmet Topal ve Barış'ın pasifliği de zorluğu artıran bir başka etkendi. M.Topal etliye sütlüye karışmaması, Barış da bütün yaptığı işlerin gereksizliğinin yanında sahanın tartışmasız en kötü olması olmasıyla orta sahada adeta el freniydi. Barış Özbek normalde Galatasaray'ın orta sahasında direnci artıran, baskı yapan ve ara sıra hücuma destek veren rolünde olur. Ancak son birkaç maçtır ne olduysa her pası geriye vermeye, müdahalelerinde hiçbir başarı sağlayamamaya başladı. Bunun da irdelenmesi lazım. Defansta Servet inanılmaz kötü oynadı. Her aldığı topu olumsuz kullanmasını geçelim, Servet gibi bir cengaver doğru düzgün top bile kesemedi. Ve kaleci Franco. Evet refleksleri iyi ama maç be maç Morgan De Sanctis'in yolunda ilerliyor. Taraftarların ona olan güveni sarsılmayı çoktan geçti, bitmek üzere. Böyle devam ederse yakında Ufuk Ceylan adını daha sık duymaya başlayabiliriz. Leo'nun birkaç karşılaşmada, en azından kalan Graz ve Gençler maçlarında üst düzey performans göstererek 2.yarıya moral olarak daha güçlü girmesi lazım. Kader Keita Galatasaray için ne kadar önemli olduğunu hatırladı. Normalde Keita varsa direk ilk 11'e yazılır ancak Rijkaard'ın dediği gibi Fenerbahçe maçından sonra büyük düşüş yaşadı. Hafta arasında hocasının verdiği mesajı çabuk kaparak takıma harika bir dönüş yaptı.

Frank Rijkaard son 2 deplasmandır(Bursa, Antalya) forvetsiz sahaya çıkıyor. Bunda Nonda'yı yetersiz bulması ve Baros'un sakatlığı ana etmenler ama forvetsiz Türkiye Ligi'nde gol atmak gerçekten kolay değil. Bugün Keita ve Kewell'ın özel çabalarıyla 3 gol buldu Galatasaray ama forvetsiz bu çoğu zaman gerçekleşmez. Neyse ki artık ligde deplasman maçı kalmadı. Devre arasında Baros'un iyileşmesi ve alınması muhtemel forvetin gelmesiyle Cim-Bom'un ileri ucunda herhangi bir sıkıntı kalmaz diye düşünüyorum. Transferi muhtemel olan tek mevki forvet değil elbette ama bunu başka bir yazıda ele alırız. Galatasaray bu kadar yakın giden şampiyonluk yarışında, 2-0 geriye düştüğü maçı deplasmanda çevirerek, hem de kötü gittiği bu dönemde büyük moral depoladı. İçerdeki Gençler maçında da herhangi bir kaza olmazsa 2.yarı öncesi hedeflerinden hiçbir şey kaybetmemiş konumda bulacağız Aslanı.

9 Aralık 2009 Çarşamba

BEŞİKTAŞ 1-2 CSKA MOSKOVA --- KAPASİTESİ BU KADAR


En son söylenecek sözü en başta söylemek gerekiyor. Beşiktaş farkla kazansaydı dahi veda edecekti Avrupa'ya. Zira eksik kadrosuyla Almanya'da Wolfsburg karşısına çıkan Manchester, bu kez Beşiktaş karşısında olduğu gibi yenilmedi. Ancak mutlak kazanmak zorunda olduğu maçta kendi evinde kazanamayan Beşiktaş için 2 kelam etmek gerekiyor. Evet, Beşiktaş'ın savunması iyi. Oldukça sağlam bir şekilde sahaya yayılıyorlar, hatta bekler hücumu da destekliyor. Ama hücumun hali içler acısı. Fink ve Ernst gibi savunmaya yönelik oyuncuların yanına bir de süzme defans İbrahim Toraman'ı orta sahaya Dzagoev'i kelepçelemek için koymuş Mustafa Denizli. Zaten zayıf olan hücum iyice bitti böylece. Ekrem Dağ'ın da hücum gücünün sınırları belli olduğuna göre, Beşiktaş kadar sağlam ve sert savunma yapabilen CSKA defansıyla boy ölçüşecek sadece Bobo ve Tello kalmış oldu. Mustafa Denizli ne yazık ki, kadro kurmayı beceremiyor. Savunma adamlarını dizmekle hiçbir şeyin olmadığını kendi evinde oynadığı 3 maçı da kaybederek anlamıştır umarım. Gol atılması gereken bir maçta biri aslında defans olan 3 orta saha adamıyla oynarsanız, pozisyon üretmeniz mümkün değildir. Rakipte öncelikle sizi durdurur ve aynı bu maçta olduğu gibi belli bir müddetten sonra cesaretlenerek, sizin üzerinize gelmeye başlar. Ben hala 8 milyon avro verilerek Beşiktaş'a kazandırılan Tabata'nın bu takımdaki işlevini anlayabilmiş değilim. Yine aynı şekilde Nihat da kendini bulamadı. Elbette kendisinin de hataları vardır ama bu tarz sistemde Nihat'ın başarılı olma ihtimali zaten yok. Nihat gibi oyuncular baskılı oynamaya çalışan, niyeti hücum etmek olan ekiplerde başarılı olurlar. Mustafa Denizli maalesef Şampiyonlar Ligi'nin açık ara en başarısız hocası olma ünvanını koruyor, bu gidişle uzunca bir süre de koruyacak. Ne diyelim başlıkta dediğim gibi belki Beşiktaş'ın değil ama Mustafa Hoca'nın kapasitesi bu kadar. Avrupa'yı kaldıramıyor. Beşiktaş'ın UEFA Kupası'na gelmesi ülkemiz adına puanlarımıza olumlu yansıyacaktı ama olmadı. Artık kalan 2 cephede zafere koşmaya çalışan bir Beşiktaş olacak ki, rakiplerinin Avrupa'da devam ediyor olması bu anlamda küçük bir avantaj teşkil edebilir.

Bir de CSKA'lı oyuncuların doping alma meselesi çoıktı ortaya. Ben bu olayda oyuncuların belli cezalar alacağını, ancak Şampiyonlar Ligi'nde üst tura adını yazdıran CSKA Moskova'nın takımsal olarak çok da hasar almadan kurtulacağını düşünüyorum. Avrupa'dan ihraç edilme gibi büyük çapta bir cezanın verilmesi oldukça güç görünüyor. Basında bazı kişiler hava oluşturmak adına böyle şeyler ortaya atabilir ama ihtimal dahilinde olması bile çok zor.

6 Aralık 2009 Pazar

LİDERLİK DEMEYİN --- GALATASARAY 1-1 BELEDİYE


Maalesef 3 haftadır kazanması halinde lider olacağı maçları kazanamayan bir Galatasaray var. Bu bir konsantrasyon sorunu olduğunu gösteriyor. Geçen sezon 2.yarının ikinci yarısından itibaren zirveyi sıkıştıran Beşitaş'ın zirveyi 30.haftalara kadar kazanamaması tarzında garip bir durum. Kendi sahasında özellikle Anadolu takımları karşısında skor 1-0 iken geri çekilen bir Galatasaray'ı ben kabul etmiyorum. Frank Rijkaard'ın da kabul etmemesi lazımken, hocamız maçtan sonra "Maçı hak ettik ama şanssızdık" tarzında konuştu. Son 15 dakikada Lig TV topla oynama oranlarını gösterdiğinde ben utandım. Zira, %80-%20 Belediyespor öndeydi. Her ne kadar maçın son 20 dakikasına kadar Galatasaray oldukça basarak, isteyerek, ısrar ederek oynasa da gol yollarında laubali davrandı desek yanlış olmaz. Nitekim 2.golü bulamamanın cezasını da ağır ödedi. Kader Keita'nın da bir şekilde artık daha etkili olması lazım. Son zamanda hiçbir şey yapmadığı gibi, idmanlardaki performansı da yeterli değil ki yedek kalıyor. Sezon başında gönderileceği iddiaları ayyuka çıkan Shabani Nonda birbiri ardına attığı gollerle bu iddiaların rafa kalkmasını sağlamıştı. Asıl görevi Baros sakatlandıktan sonra başlayan Nonda, bu süreçte ne yazık ki sınıfta kaldı. Bunun yanında her zaman söylediğim şey olan, Nonda'nın sürekli geri gelerek pas yapmaya çalışması, zaten tek forvet oynayan Galatasaray'ı ileride gol ayaksız bırakıyor. Elano orta sahada bugün istekliydi, gol pozisyolarına girdi, biraz şanslı olsa hat-trick yapacak kadar şans da buldu ama olmayınca olmuyor. Elano'nun ısınması için 2.yarıya kadar vakti var, eğer 2.yarıda da ağırlığını koyamazsa, Brezilyalı'nın işi zorlaşacak. Galatasaray'ın 2.yarıya güçlü girebilmesi için kalan Antalyaspor ve Gençlerbirliği maçlarını ne yapıp edip kazanması lazım.

Maçtan sonra gerek oyuncular gerekse taraftarlar maçın hakemi Hüseyin Göçek'e büyük tepki gösterdi. Ben bugüne kadar büyük-küçük sayısız maç izledim. Dünya çapında hakemlerden tutalım bizim kendi hakemlerimizin, hatta birçok alt lig hakemimizin hatalarına şahit oldum. Bunlara son Dünya Kupası'nda Hırvat Simunic'i 3 sarı kartla oyundan atan İngiliz Graham Poll ve bizim liglerimizin en fahiş hatalarını yapan Ali Aydın da dahil. Ancak 2 metre uzaklıkta olduğu bir pozisyonda yanlış karar veren hakeme henüz rastlamamıştım. Yanlış faul düdükleri, yanlış sarı kartlar bunların hepsi olabilir. Ama hakemseniz ve bir Süper Lig'de düdük çalıyorsanız 2 metreden hata yapma lüksünüz yok.

Her şeye rağmen Galatasaray bugün çok fazla eksiği bulunan Belediyespor'u yenerek liderliği ele geçirebilmeliydi. Daha 19 hafta var ve çok şeylerin olacağı kesin ancak bu puanların son haftalarda aranma ihtimali de hiçbir zaman unutulmamalı. Son olarak ligimizin yeni lideri Kayserispor'u tebrik ediyorum.

5 Aralık 2009 Cumartesi

FM 2010 DEĞERLENDİRME


FM 2010 çıkalı 1 ayı geçti ve oyunun tiryakileri oyunu değerlendirecek kadar oynama fırsatı buldu. Aslında demoyla birlikte sürenin 2 ayı geçtiğini de düşünürsek oyuna gerçekten zaman ayıran birinin alışma sürecini tamamladığını söyleyebiliriz. Oyunun üreticisi SI Games oyunu "yeryüzünün en iyi çalışması" sloganıyla tanıttı. Açıkçası sezon başında FM'den daha erken piyasaya çıkan CM'nin 3 boyutlu görüntü simulasyonunun FM 2009'dan iyi olması ve Türkçe'yi de bünyesine eklemesi bir takım soru işaretleri oluşturmuştu ama SI Games yaptığı düzenlemelerle yine 1 numara olduğunu gösterdi. Neydi bu düzenlemeler? Öncelikle demoya Türkiye Quickstart'ının eklenmesi, demoda bizim kulüplerimizin daha iyi değerlendirilmesini sağladı. Eskiden sadece yabancı birkaç ülkenin takımlarını alarak demoyu kontrol edebilen Türk kullanıcılar, artık çok daha geniş bir seçenek şansına sahip oldu. Bunun yanında 3D görüntüde de büyük gelişmeler var. Yeni simulasyonun gerçeğe 2009'a göre daha yakın olduğunu kolaylıkla görebiliyoruz. Tabii bir çok yenilik var ama en önemlisi taktik sihirbazı. Bundan böyle, yeni taktikler taktik sihirbazı ile oluşturulabilecek ve bu da taktisyenin stratejisi üzerinde çok daha fazla etkili olmasını sağlayacak bir yenilik.

FM oyunlarının en eğlenceli yönü oynayanlar arasında o oyunun parlayan isimlerinin tartışılması, transfer önerilerinin yapılması ve çok iddialı bir şekilde meydan okunmasıdır. Yine FM 2010 tüm bunlara imkan veriyor. Hamachi üzerinden multiplayer oyun oynanabiliyor. Oyunu değerlendirmiş biri olarak, oyunun yıldızlarını kabaca verirken gençleri ele almakta fayda var. Yaşını başını almış starlarımız her FM'ci tarafından adı gibi bilinmekte zira. Kalede Paris Saint Germain'den Alphonse Areola 16 yaşında ve çok gelecek vaat eden bir kaleci olarak gösterilmiş. Fransız araştırmacılar -10 vermekten çekinmemişler kendisine. Yine kale için İtalyan Fiorillo iyi bir genç. Belki genç değil ama iyi profili ve ucuz fiyatıyla Nijeryalı Enyeama da mantıklı bir seçenek olarak göze çarpıyor. Defans bölgesinde Maradona'nın da zaman zaman Milli Takım'da banko oynattığı Otamendi -10'luk potansiyeliyle çok alınası. Paris Saint Germain'den Sakho hem göbekte hem de solda oynayan çok sağlam bir oyuncu profilinde. Rubin Kazan'dan Cristian Ansaldi'de hem ucuz hem çok yetenekli hem de defansın 2 kanadında da çok iyi performans göstererek oynayabiliyor. Defansta -9 potansiyelli bir ismimiz yok belki ama sezon başında geçirdiği elim karting kazasından ötürü hala oynayamayan Ömer Toprak çok yüksek potansiyelli olarak oyuna yansıtılmış Alman araştırmacılar tarafından. Unutmadan, Ömer Freiburg takımında oynuyor. Orta sahada çok fazla potansiyeli oyuncu var. Türklerden Arda Turan ve Mesut Özil çok önemli profillere sahipken, genç Necip Uysal, Emre Çolak, Berkin Arslan ve Chelsea'da oynayan Gökhan Töre -9 gibi önemli potansiyeller almış durumda. Yabancı oyunculara baktığımızda burada etkili ve genç bir ofansif orta saha olmasıyla Celso Borges, yine orta sahanın her bölgesinde oynamasıyla Sergei Krivets ön plana çıkabilir. Bu isimlerin tercih sebepleri ise genç, yüksek potansiyelli ve oldukça ucuz olmaları.
Forvete ayrı bir paragraf açmak lazım. Çünkü Fmseverlerin en önem verdikleri mevki forvetleri. Türkiye'de çok eleştirilen sürekli forvet transferi yapma hastalığı ne yazık ki bizim birçok FMseverimizde de mevcut. Kadroda çok sayıda iyi forvetin olmasını başarıya eşitleyen anlayışı her ne kadar çok yanlış bulsam da bu oyunda leblebi gibi gol atıp bir şekilde başarıyı getiren birkaç isim de yok değil. Bunların başında bu oyun için Edin Dzeko ve Vagner Love geliyor. Adriano'dan henüz bir numara göremedik, onun için bekliyoruz. Birçok ülkede potansiyeli -9 olan isimler var. Dolayısıyla çok sayıdaki bu isimlere giremeyeceğim. Ancak Belçika'nın Standard Liege takımında oynayan Fildişili Cyriac Gohi Bi oldukça dikkatimi çekti. Türklerde ise Deniz Naki, Batuhan Karadeniz, Sercan Yıldırım gibi oyuncular yüksek potansiyelli ileri uç oyuncularımız. Özellikle Sercan Yıldırım oyunda hızı ve etkili bindirmeleriyle gerçekten çok öldürücü oluyor.

Oyunda eleştirilen bir başka nokta ise Türkiye Ligi seçildiğinde Türk oyuncuların fiyatının çok yükselmesi. Aslında baktığımızda bunun da belli bir mantığı var. Tabata'nın yurt dışı fiyatının 2-3 milyon avro olması beklenirken Beşiktaş'ın bu oyuncuya 8 milyon verip alması yine tahmini 4-5 milyon avroluk Mehmet Topuz'a Fenerbehçe'nin verdiği 9-10 milyon avro hemen hemen bu olayın gerçek hayattaki yansımaları diye düşünüyorum. Son olarak da Turksportal.net'in müdavimlerinden 8 kişi olarak bir ortak bir FM kariyeri oluşturduğumuzu belirtmek istiyorum. Şuradan ulaşabileceğiniz bu kariyer, 2.yamanın yayınlanacağı tarihte başlayacak. Kiminin FM Araştırmacısı, kiminin sitenin müdavimi olduğu ben dahil bu 8 arkadaşın turnuva maceralarına da arada blogda yer vereceğim.

GELİYORUZ PORTEKİZ - ÜLKE PUANI


Avrupa Kupaları'nda bu haftayı 2 takımımızın da aldığı galibiyetlerle kapattık. Üstüne üstlük bu galibiyetler takımlarımızın Avrupa Ligi'nde grup birincisi olarak bir üst tura çıkmayı garantilemesi anlamına geldiğinden büyük önem taşıyor. Özellikle şu anda en büyük 2 rakibimizden biri olan Hollanda topraklarında galip gelen Fenerbahçe büyük bir iş başarmış durumda. Twente deplasmanında alınan galibiyet bu sene oldukça formda olan Hollanda karşısında ayakta kalabilmemiz açısından oldukça önemliydi. Yukarıda görüldüğü gibi Portekiz ile farkı bayağı erittik ve bu puanlara henüz Fenerbahçe ve Galatasaray'ın bir üst tura çıkma puanları dahil değil. Beşiktaş'ın da son bir gayretle UEFA'ya katılması, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu performanslarına devam etmesi durumunda Portekiz'i geçer, Hollanda ile de sonuna kadar yarışırız diye düşünüyorum.

Takımlarımızın grup liderlğini almış olması, bir sonraki turda eşleşilecek rakipler açısından da oldukça önemli. Zira, kolay rakiplerle eşleşmek daha kolay tur atlamak, daha çok maç oynamak ve daha çok puan kazanmak anlamına geliyor. Yoluna devam eden takımlarımıza baktığımızda Galatasaray 42, Fenerbahçe 33 ve Beşiktaş 56.durumda. Burada durumu en kritik olan takım ise Beşiktaş. Hemen önündeki 12 takımın 9'u Avrupa Kupalarına veda etmiş durumda. Eğer UEFA Avrupa Ligi'ne katılır, 1 veya 2 tur geçme başarısı gösterebilirse bu takımların önüne kolaylıkla geçip, gelecek sene ki kuralar adına büyük bir avantaj sağlayabilir. Gerek Şampiyonlar Ligi gerekse UEFA'da son hafta maçları oynanacak. Galatasaray ve Fenerbahçe için prestij maçları olsa da ülke puanı için hayati önem taşıyan maçlar bunlar. Beşiktaş'sa CSKA Moskova karşısında zaten kazanmak zorunda.

4 Aralık 2009 Cuma

GS 1-0 PANATH --- LİDER GALATASARAY


Fenerbahçe'den sonra Galatasaray da Avrupa Ligi'nde gruptan lider çıkmayı garantiledi. Daha evvel hiç grup lideri çıkaramadığımız Avrupa Ligi'nde değişen formatta aynı anda 2 lider çıkarmamız ülke futbolumuz adına sevindirici. Üstelik 2 takımımızın da 1.torbadan kuraya girmediğini düşündüğümüzde bu 1.likler daha anlamlı hale geliyor. Her ne kadar 1.torbadan Panathinaikos ve Steaua gibi takımlar gelse de 1.çıkmak hem ülke puanı hem de bir sonraki turda eşleşilecek rakiplerin zorluğu açısından oldukça avantajlı. Bir de Beşiktaş bu 2 ekibimizin yanına eklenirse o zaman harika bir sezon geçiriyor olacağız işte.

Maça gelirsek, açıkçası çok tempolu bir Galatasaray yoktu ortada. Son 2 maça göre daha çok isteyen, kovalayan bir takım görüntüsü vardı ki zaten Avrupa maçlarında hep farklı bir görüntü çizen Galatasaray'dan bunun gelmesi çok şaşırtıcı olmadı. Son lig maçında rakip Bursaspor'dan toplamda 11.5 km daha az koşan Galatasaray'ın Panath maçı için bu istatistiğini oldukça merak ediyorum. Bu arada 11.5 km az koşmak demek 90 dakika bir kişi eksik oynamak hatta ondan bile daha fazlası demek bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Galatasaray'ın çözüm bulması gereken sorunların başını istikrarsızlık ve sağlık çekiyor. Gökhan Zan yine ilk yarı bitmeden oyundan çıktı, aynı şeyi sürekli Emre Güngör'de de görüyoruz. Yıllardır devamlı oynayan Emre Aşık bu sene hep sakat ve bütün bunlar zaten sağlam olmayan defansın iyice çökmesine yol açıyor. Başta Elano olmak üzere istikrarsızlık da en büyük sıkıntılardan biri. Gerçi Elano'nunki büyük bir istikrar olarak da görülebilir, her maç kötü oynuyor, fakat Arda Turan, Keita, M.Topal gibi isimler de bir türlü beklenen devamlılığı gösteremiyor. Hatta son zamanlarda bunlara sadece istikrarlı olma özelliğiyle büyük takımda oynayan Hakan Balta'nın formsuzluğu da eklenince biraz ümitsizliğe kapıldım açıkçası.

Panathinaikos'un zaten Galatasaray'ı çok fazla rahatsız edeceği yoktu bu maçta. Galatasaray genelde rakip sahada oynadı, net pozisyona ne yazık ki çok fazla giremedi ve Mustafa Sarp'ın köşe bayrağının dibinden auta gidecek vuruşunun rakibe çarpmasıyla gelen golle de rakibini mağlup etti. Özellikle evimizde oynadığımızdan çok fazla pozisyon bulamamamız can sıkıcı ancak verilen mücadele fena değil. Hafta sonu oynanacak Belediye maçında bu mücadelenin gösterilmesi şart. Zira Belediye dişli takımlardan fark yiyen ancakkendi seviyesinde olan veya dişini geçirdiği takımların da canını çok fazla yakan bir takım. Dolayısıyla bu performans civarında bir oyunla o maçtan da galibiyet almak çok zor olmayacaktır...

3 Aralık 2009 Perşembe

ÜLKE PUANINA BÜYÜK KATKI --- TWENTE 0-1 FB


Fenerbahçe 2 haftalık kötü gidişe çok önemli bir maçla son verdi. Maçı izleyemediğim için Fenerbahçe'nin oyunu hakkında yorum yapmayacağım ancak bu galibiyetin önemi hakkında konuşulmalı. Beşiktaş ve özellikle Kasımpaşa karşısında inanılmaz silik bir futbol oynayan ve dolayısıyla 6 puan kaybeden Fenerbahçe, Daum'un hafta arasında belirttiği gibi maça asılmış. En azından bunu çok pozisyon yakalamasından anlıyoruz. Aynı şekilde karşı tarafında çok pozisyon yakalaması ise kendi sahasında oynaması ve son zamanlarda inanılmaz yüksek bir performans gösteriyor olduğu akla geldiğinde çok da korkutucu bir unsur değil. Nitekim fenerbahçe gol yemedi ve savunma oyuncusunun attığı golle maçı kazandı.

2 maç sonra gelen bu galibiyet Fenerbahçe'nin ilk yarıda bundan sonra oynayacağı maçlar için oldukça önem taşıyordu. Asıl önem ise ülke puanımızla alakalı. Hollanda ve Portekiz ile 9.luk için inanılmaz bir rekabet içinde olduğumuzu fırsat buldukça belirtiyorum. Dolayısıyla bir Hollanda takımı karşısında deplasmanda alınan bu galibiyet bizim adımıza 2 kere değerli. Kuralar çekildiğinde Twente ve Fenerbahçe'nin oyun ve kadro yapılarını göz önünde bulundurmuş ve 2 takımın da deplasmanlarda oynayacağı maçlarda olumlu sonuçlar almaya yakın olduğunu düşünmüştüm. Nitekim öyle de oldu. Ancak Saracoğlu'ndan sonra Hollanda'da da yenilseydi Fenerbahçe, bu ülke puanımız adına hiç de iyi olmayacaktı.

Fenerbahçe'li futbolcuların her maç olumsuz anlamda gerek birbirlerine gerekse Daum'a reaksiyon vermeleri ise artık sıktı. Bu maçta da Güiza, Daum'a oyundan çıktığı için tepki gösterirken, Güiza'nın yerine oyuna giren Semih de Cristian ile sürtüşmüş. Bunlar kadrodaki futbolcuların birbirleriyle iyi geçinemediğinin göstergesi gibi geliyor bana. Özellikle her tartışmanın bir tarafının Türk, diğer tarafının Brezilyalı topçular olması ise işin bir başka ilginç tarafı. Fenerbahçe yönetimi bu sezonun başında oldukça olumlu bir iş yaparak ülkemizde gerçek anlamda sportif direktörlük kavramını ilk kez hayata geçirdi. Üstelik bu birime önem verdiğini de Aykut Kocaman'a yılda 1.3 milyon dolar ödeyerek ortaya koydu. Ancak Aykut Kocaman'ın bugüne kadar deyim yerindeyse bostan korkuluğu gibi oturması ve Brezilya'ya gidip gelmek dışında hiç bir işe karışmaması şaşırtıcı. En azından sahada tartışan isimlerle görüşse iyi olacak. Belki görüşüyordur ama o zaman da bunlar basına yansımayacak kadar cılız ve etkisiz görüşmeler. Güiza olayına tekrar gelecek olursak, bu olay Fenerbahçe'nin başını bu adam takımda kaldıkça ağrıtacak gibi görünüyor. Zira, bu kadar forma şansı bulup gol atamayan bir forvet, kendisine tahammül eden hocasına dahi tepki veriyorsa büyük sıkıntı var demektir. Güiza bence bu hareketiyle gitmek istediğini iyiden iyiye ortaya koydu. Roberto Carlos ile birlikte Güza'nın da de vre arasında hesabının görülmesi gerekiyor.

Grup liderliğini son maçlar öncesi garantileyen Fenerbahçe'yi tebrik etmek gerekiyor. Bana Fenerbahçe'yi yazmadığım için eleştiri yönelten değerli arkadaşlarım için yeterli bir yazı olmuştur umarım.

2 Aralık 2009 Çarşamba

YENİDEN MERHABA ŞENOL GÜNEŞ


Tilki döndü dolaştı, yine kürkçü dükkanına döndü diyelim. Türk teknik direktörler arasında gerçekten çok önemli bir yeri olduğuna inandığım ve büyük saygı duyduğum Trabzonlu, Trabzonsporlu Şenol Güneş bir kez daha Trabzonspor'un başına geçti. Geçmişte görev yaptığı dönemlerde Trabzonspor'un şampiyonluk yarışı içinde olmasını sağlayan bir teknik adam olması, camianın içinden yetişmiş, şampiyonlukların kazanıldığı dönemde takım kaptanı olması Trabzonsporlular'ın umutlanmasını sağlayan en önemli etkenler. Her başı sıkıştığında Şenol Güneş'e sarılan Trabzonspor'un kazanılan başarılara rağmen ona çok fazla sahip çıkmaması ise beni olumsuz düşünmeye iten yegane sebep. Zira, Şenol Güneş'in teknik adamlığı hakkında iyimser düşünen biri olarak tek sıkıntının Trabzon gibi sabır kavramının henüz ulaşmadığı bir yerde hocaya erken vakitlerde verilebilecek reaksiyonlar olucağını düşünüyorum. Geçen sezonki başarısız olmayan performansı devam ettiremedi Trabzonspor. Bir anda yine ilk yarının ortasında hocasını kovan, oyuncularını kadro dışı bırakan bir takım durumuna düştü. Tabii bunda daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi Sadri Şener yönetiminin de payı büyük. Neyse ki yönetim sezon başında yapamadığını şimdi yaptı ve Şenol hocayı takıma döndürdü.

Peki, Şenol Güneş ne yapabilir? İlk olarak kalan 3 haftayı en hasarsız şekilde atlatıp, devre arasına girmeyi düşünecektir. Devre arasının yakın olması hocanın yeni bir şeyler oturtması adına oldukça yararlı olacak. Takımda gönderilecek veya alınacak oyuncular olursa, ki olması kuvvetle muhtemel, bu isimlerin uyumunu sağlamak isteyecektir. Takımların çok rahat puan kaybettiği bir lig yaşadığımızı hesaba katarsak Trabzsonspor'un havasını bulması şartıyla belki şampiyonluk değil ama ilk 4 için iddialı olacağını söylemek zor olmaz. Tabii unun için en basit hatadan sonra dahi Avni Aker'den yükselen uuuuvvvv!!!! seslerinin en aza inmesi, sadece yönetimin değil tüm camianın Şenol Güneş'e tam destek vermesi ve oyuncuların gerçek anlamda elini taşın altına koyması gerekiyor. Bunların ne ölçüde gerçekleşeceği önümüzdeki birkaç ayda kendini gösterir. Bize de Şenol hocaya başarı dilemek ve olacakları beklemek kalıyor.

27 Kasım 2009 Cuma

BURSASPOR 1-0 GALATASARAY --- BU KADARI FAZLA


Böyle bir şey yok diyesi geliyor insanın. Fatih Terim ayrılıp, Ancelotti Milan’a antrenör olduktan sonra zaman zaman tek forvetle sahaya çıkıyordu. Takımın sahibi Silvio Berlusconi işte tam bu noktada “Milan tek forvetle sahaya çıkacak takım değildir, en az 2 forvetle oynaması gerekir” demişti ve Ancelotti bir daha çok çok elzem durumlar hariç tek forveti düşünemedi bile. Koskoca Galatasaray’ın sahaya hiçbir forveti olmadan çıkması kabullenilecek durum değil. Baros’tan sonra Nonda da sakat bile olsa, ki değil, alt yapıdan Cem’i oynatırsınız yine de orada bir forvet bulunur. Forvetsiz maç kazanmayı düşünmek hele hele bunu Türkiye gibi sert savunma yapılan bir ülkede yapmak intiharların en büyüğü. Dolayısıyla Neeskens bugün sınıfta kalmıştır. Rijkaard kadar önemli olduğunu düşündüğümüz Neeskens, ne yazık ki ne taktik seçimine ne de oyun içi müdahalelerde gerekli başarıyı sağlayamadı. Rijkaard için aynı şeyleri söylemenin biraz erken olacağını düşünüyorum hala ama Neeskens tek maçla ne olduğunu demeyelim ama ne olmadığını açıkça ortaya koydu. Galatasaray son 2 haftada sadece kenar yönetimi hataları yüzünden tam 5 puan kaybetti. Şampiyonluk yolunda inanılmaz öneme sahip bir 5 puan. Bu hovardaca dağıtılan puanlar sayesinde Beşiktaş hatta Bursa dahi en az Galatasaray kadar yarışta iddialı konuma geldi.

Tabii Galatasaray’ın hem çağ hem de akıl dışı oyun anlayışını eleştirirken, Bursaspor’un hırslı, tempolu oyununa da değinmemek olmaz. Galatasaray’ı iyi süzmüşler. Galatasaray’ın her maç nasıl olsa 1 gol yediğini, önemli olanın kendilerinin takım savunmasını nasıl uygulayacağı olduğunu Ertuğrul Sağlam çok iyi anlatmış oyuncularına. Dolayısıyla ileride Kewell, Keita ve Arda gibi oyuncular da olsa forvetsiz olduğunda bir takımın gol atması neredeyse imkansızlaşıyor. Bu da hedefini zaten gol yememek üzerine kuran takımların ekmeğine ballı yağ sürüyor. Son dakikada tam Galatasaray kulübesi önündeki olayda Sabri'ye sert giren Ozan İpek'e de fiziki müdahalede bulunda Hollandalı yardımcı hoca. Takımın başında verdiği ilk sınavı kaybetmenin verdiği sinirle bunu yaptığını net bir şekilde söyleyebiliriz. Galatasaray Teknik Direktörü konumundaki bir insana hiç yakışmayacak bir hareketti. Normal şartlarda sarı kartla geçiştirilecek bu hareketi, son dakika olması ve Neeskens'in çok sinirlenmesi sebebiyle kırmızı kart olarak değerlendiren Halis Özkahya da eyyamın kralını yaptı.

Galatasaray, uzun yazmaya değmeyecek kadar kötü yönetildi, belki o derece de kötü mücadele vermedi ama iyi hiç değildi. Takımın sezon başındaki en diri oyuncusu Kader Keita’da büyük düşüş var. Bu sorunun bir an evvel üstüne gidilmesi gerekiyor. Ama kısa vadede en önemli olay bu takımın bir an önce Rijkaard’a kavuşmasıdır. Zira, Feldkamp zihniyetiyle kadro belirleyen bir Neeskens’i çok fazla kaldıracak durumu yok Sarı-Kırmızılıların.

24 Kasım 2009 Salı

İŞİN ZOR be UŞAĞUM


Sadri Şener, Nuri Albayrak’tan sonra başkanlık koltuğuna oturduğunda Trabzonspor taraftarı derin bir nefes almıştı. Benim de hemfikir olduğum, Nuri Albayrak’ın Trabzonspor’u gerçekten kötü yönettiği düşüncesi tüm Trabzonspor taraftarlarında hakimdi. Zaten Sadri Şener daha evvel de başkanlık yapmıştı ve 1996 yılında son haftada şampiyonluğu kaybeden takımı kuran başkan olarak hafızalarda yer etmişti. Böyle bir başkanın hele ki Nuri Albayrak’tan sonra göreve gelmeyi kabul etmesi, Trabzonsporlulular tarafından bulunmaz bir nimet olarak kabul edildi.
Göreve geldiğinde, o dönem kötü günler geçiren takımdan Ersun Yanal’ı göndermemesi doğruydu. Ersun Hoca yeni gelmişti, takımın enkaz olduğu da düşünülürse dengeli kurulan bir takımla önemli işler yapması muhtemeldi Ersun hocanın. Ayrıca Rubin Kazan’a gönderilen Gökdeniz’den elde edilen 9 milyon avroluk gelir, daha evvel ki Fatih Tekke ve Stepanov’un girdileriyle birleşince ortaya çok iyi bir bütçe de çıktı. Ertesi sezon hedefi 3.lük olarak belirleyen Şener yönetimi 20 küsur transferle Yanal önderliğinde kurulan takımın lige iyi başlamasıyla havaya girdi. Başlarda adı geçmemesine rağmen 11-12.haftadan itibaren şampiyonluk sözleri literatüre yeniden girdi. Gerçekten de Trabzon 1-2 maç dışında çok da puan kaybetmedi. Ersun Yanal’ın ilk 10 haftadan sonra düşüşe geçen takım portresi bu kez son 10 haftaya kadar hortlamadı. Ligde ilk 3 hedefini hemen hmen gerçekleştirmesi kesinleşen takım son 10 haftada bir anda kötü gitmeye başladı ve Ersun hocayla yollar hemen ayrıldı. Yerine geçen genç Ahmet Özen ile işler rayında gitti ve Trabzon sezonu 3.sırada tamamladı. Son hafta galip gelse 2.bitirecek durumu da vardı.

Ama ne olduysa buradan sonra oldu. Sadri Başkan bu dakikadan sonra icraatlarında istikrarsızlğa doğru yol aldı ne hikmetse. Ahmet hocanın yerine tecrübeli bir teknik adam gelecekti ama bunun Samet Aybaba olacağının açıklanması camiada büyük bir kavga başlattı. Yönetimden Samet Aybaba’yı veto eden isimlerin büyük baskısıyla Samet Hoca’dan vazgeçildi. Bu karar doğruydu zira Samet Aybaba o dönemde psikolojik olarak çökmüştü. Bırakalım Trabzon gibi üst sıralara oynayan bir takımı, düşmemeye oynayacak bir takıma dahi verecek bir şeyi yoktu. Açıkçası futboldan anlayan o birkaç yöneticinin olağanüstü kongreyle kulüpten uzaklaştırılması, Sadri Başkan’ın çevresine karşı ne kadar kapalı olduğunu gösteren bir faktör olarak kaldı.

Türkiye’yi tanıyan teknik direktörler dahi Trabzon’da başarısız olabiliyorlar. Trabzonspor’un başarılı olduğu hocalar hep yerli ve Trabzon’u bilen isimler. Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer ve Şenol Güneş... Bunların yanına bir de Ziya Doğan’ı koyabiliriz. Dolayısıyla bırakalım Trabzon’u ve Trabzonspor’u, Türkiye’yi bile ne kadar tanıdığı şüpheli olan Hugo Broos’un göreve gelmesi ne kadar doğruydu? Hazırlık maçlarında alınan iyi skorlar göz boyadı belki ama bu skorlar lige bir türlü yansıtılamadı. Sabırsız Trabzon halkı da bir yere kadar dayanabildi ve Bross da gitti.

Şimdi yine Şenol Güneş’in, Fatih Tekke’nin döneceği söyleniyor. Güneş Ve Tekke illa ki bir yer kadar çare olacaktır, başarılı isimler bu kişiler zira. Ancak asıl önemli olan ise eleştirilere çok takmaması gereken Sadri Şener’in bir an evvel ilk geldiği günlerdeki gibi pozitif bir havaya bürünebilmesi. Ancak bu olduğunda kaybolan bu sezonun ardından gelecek sezonun temelleri sağlam bir şekilde atılabilir. Aksi halde Şenol Güneş de daha evvel 3 kez olduğu gibi ayrılmak zorunda kalacaktır.

22 Kasım 2009 Pazar

GALATASARAY 1-1 MANİSASPOR ---- DOST KURŞUNU


Lig başlamadan Galatasaray puan kaybedecekse kime kaybetsin diye sorsalar hiç düşünmeden memleketimin takımı Manisaspor derdim. Eğer böyle bir kayıp olacaksa Manisaspor’a keybetsin. Ama kaybettikten sonra yine sanki normal bir takıma kaybetmişçesine üzülmek... Daha evvel de Manisa Galatasaray’dan puan çaldığında yaşadığım bu duyguyu yaklaşık 2.5 sene sonra yine tatmak durumunda kaldım. Galatasaray’ın puan kaybının baş sorumlusu ise tereddütsüz Dutchman yani Rijkaard. Rijkaard sezon başında hata da yapsa eleştirilmiyordu, buna hakkı da vardı. Tanımadığı, sistemini bilmediği bir ülkeye gelmişti ve alışacaktı. Ancak üzerinden 6 ay geçtikten sonra halen alışma sıkıntısı yaşaması garip. Alışma sıkıntısı diyorum çünkü bu akşam Manisaspor gibi görevi sadece rakip takımı ısırmak olarak kurgulanmış bir takıma karşı sizi ısırtmayacak en önemli oyuncu olan Keita’sız oyuna başlamak bir intihar. Daha önce de yazdım, bu takımda Keita varsa, hazırsa kesin oynamalıdır. Ayhan Akman her hafta olduğu gibi yine bir traktörcesine yavaş. Takımı atağa kaldırması gerekiyor ama onu kim uykudan kaldıracak? Her teknik direktörün bu adamı bir şekilde oynatmasına bugüne kadar hep çok şaşırdım, artık tepem atıyor.

Maça aslında hızlı başlayamadı Galatasaray. Ali Sami Yen’de her zaman hızlı başlamasına karşın bunu bu kez başaramadı. Yine de ilk yarının orta ve son bölümünde bunu telafi edecek pozisyonları yakaladı. Hatta Manisaspor’un sol beki Eren Aydın’ın hatasında Kewell ile öne de geçti. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta, Türkiye’deki beklerin ters ayaklarını kullanma konusundaki beceriksizliği. Eğer ortalama bir sol bek olan Eren ters ayağını kullanabilse o pozisyonun gol olmasına imkan yok. Hocalarımız bu kadar fizik gücü aşılayacaklarına biraz da oyuncularının fundamentallerine yönelseler Türk futbolunun geride kalmışlığına da belki bir çare bulabilirler. Manisaspor özellikle büyük maçlarda, skor berabere iken bunun üzerine yatmaya çalışan, ancak mağlup duruma düştüğünde ise oyunun hakimiyetini eline alan bir takım. Saracoğlu’ndaki Fenerbahçe maçından sonra Ali Sami Yen’de de aynı senaryoyu oynadılar, yine aynı dakikalarda beraberliği yakaladılar. 45.-80. dakikalar arası Manisaspor üstünlüğü barizdi. Kötü Ayhan’ın yerine Linderoth’un oyuna girmesi nasıl bir mantık? Zaten elde Sarp ve Topal gibi 2 ön libero var. Bir de Linderoth’u almak üstelik bunu Ali Sami Yen’de yapmak nasıl bir mantık? Kader Keita’nın oyuna girişinin 70’i bulmasına da inanmak çok güç. Bu Rijkaard’ın Manisa üstünlüğünü süzmesinin 25 dakika aldığının çok açık bir göstergesi. Lider olacağı maçta, kendi evinde oynadığı maçta Galatasaray’dan bu hataları görmek gerçekten sıkıntı verici. Dünya çapında bir teknik adamla her hafta daha iyiye gitmesini beklediğim Galatasaray belli bir çizgide devam ediyor. Uefa’da üst turu en erken garantileyen takımlardan biri olması çok iyi ama üstüne koymazsa Galatasaray’ın üst turlarda işi yine zorlaşacak. Daha da kötüsü ligde bu tür puan kayıpları yaşanmamalı. Kadro kalitesi olarak açıkça iyi olunan Fenerbahçe ve Beşiktaş ile oyun kalitesinde de gözle görülür bir fark olmalı ve bu puan tablosuna da yansıtılmalı bir an evvel. Brezilya milli takımında ilk 11 oynayan Elano, bugün o takımdaki yerinde yani sağ açıkta oynadı. İlk yarı Sabri ile alış-verişleri, attığı ters toplar iyiydi fakat bu bile Elano gibi biri için yetersizken, 2.yarıda yine tamamen kayboldu. Elano’yu kazanmak için tek yol onu orta sahada Ayhan’ın olduğu mevkide oynatmak gibi geliyor bana. Rijkaard bunu Strum Graz maçının 2.yarısında denemişti, daha sonra yine bir maçta daha denediğini hatırlıyorum. Anlamadığım nokta ise kötü bir sonuç vermemesine karşın bu mantıktan neden vazgeçildiği?

Evet Rijkaard hatalıydı, aynı şekilde kulübedeki kurmayları da onun hatalarını düzeltme konusunda çok da gününde değillerdi. Bunlar eleştiri için yeterli sebepler. Tüm bu kötü görünen koşullara rağmen, bugün iyi olmasa da Galatasaray’ın 2.yarının ilk haftalarına kadar toparlanacağına, bu kaliteli kadrosuyla Avrupa’da geçen seneki başarısının üstüne çıkacağına inanıyorum.

18 Kasım 2009 Çarşamba

YAZIKLAR OLSUN! GEÇMİŞ OLSUN!


Türk siyasetinde, sporunda çok sık karşılaştığımız "gereken cezayı çekmeme" durumu bu kez yaşanmadı. 527 yıllık Galatasaraylılık etiğinden resmi sitede belirtildiği gibi nasibini alamayan kişiler yüzünden koskoca Galatasaray adı sahtekarlıkla yanyana anıldı ve görünen o ki önümüzdeki belli bir süreçte de anılacak. Galatasaray Basketbol Takımı oyuncusu Cemal Nalga'nın cezalı olduğu halde başka bir oyuncu(kaptan Tufan Ersöz) kimliğinde Almanya'da Murat Didin'in takımı Skyliners ile oynanan hazırlık maçında sahaya sürülmesi Türk Basketbolu ve Galatasaray adına çok büyük bir leke ne yazık ki. Hem Galatasaray hem o zamanki idareciler hem de Frankfurt Skyliners koçu eski Galatasaraylı Murat Didin (lisansı TBL'den olduğu için) ceza alacak gibi görünüyor. Bu cezalardan önemli olan ise Galatasaraylı olmanın vazifesini üzerine alamayan, bu hatada payı olan herkesin kulüpten bir an evvel uzaklaştırılması gerektiğiydi. Galatasaray yönetimi de hemen bu yönde bir karar aldı. Galatasaray Basketbol Takımının verilebilecek en büyük cezalardan birini almasını istiyorum. Her ne kadar bu cezadan canı çok fazla yanacak biri olsam da hatalı olan kendi kulübüm dahi olsa Türkiye'de zaten az oranda yerleşmiş olan temiz sporculuğun bekası için böyle bir kararın alınmasının şart olduğuna inanıyorum. Bu kadar rezil bir olayda payı olan herkese, oynayan oyuncuya, oynatan koça, izin veren yöneticiye kadar herkese yazıklar olsun diyorum. Son kazanılan Fenerbahçe maçında takımın en iyilerindendi Cemal. Murat Özyer ile birlikte Galatasaray'a büyük umutlarla gelmiş ve son 2 sezonda çok büyük bir gelişim kaydedememişti. Son maçlarda bize acaba mı dedirtti ancak, suçluysa ve sarı-kırmızıya yakışmıyorsa değil Cemal, Kobe Bryant olsa cezasını çekmek durumunda.

Bir başka yıkıcı haber ise futbol takımızın kaptanı Arda'dan geldi. Son günlerin en başa bela konusu bildiğimiz gibi domuz gribi. Ülkemizin hemen her tarafına sirayet eden bu hastalık maalesef Galatasaray kaptanını da bulmuş. Sevgili kaptanımız zaten form düzeyinde dalgalanmalar yaşıyordu umarım bu onun için daha büyük bir engel olmaz. Galatasaray doktorlarının olabildikleri kadar(!) seferber olup Arda'nın bir an evvel o hastalıktan kurtulmalarını sağlamaları en büyük arzum şu anda. Oynanacak maçlardan ziyade, az bir oranda da olsa ölümcül olabilecen bu hastalıkla Galatasaray kaptanının adının aynı anda anılması bile sporseverler için tüyler ürpertici.

14 Kasım 2009 Cumartesi

AKŞAMA ZİYAFET VAR


Bugün futbola doyma günü. Milli takımımızın Dünya Kupası’na gideceği umudunu taşıyan TFF sezon başı fikstür planlarını yaparken doğal olarak Play-off’a denk gelen bu hafta sonunu pas geçti. Dolayısıyla ligimizde maç yok. Dünya Kupası için son Play-offlar ve hazırlık maçları var. Önemli olan da hazırlık maçları çünkü Play-off maçlarını gölgede bırakacakları kesin. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılamayarak dibe vuran ancak Capello’nun işbaşı yapması ile adeta bir silindire dönüşen İngiltere ve Brezilya Katar’da karşılaşacak. Dunga bir takım arayışlar içinde. Capello ise az çok oturttuğu sistemini güçlü rakibi karşısında deneyecek. Steven Gerrard’ın olmaması hem Capello hem de biz izleyiciler için büyük kayıp ama sahada gözümüzün pasını silecek o kadar çok futbolcu olacak ki. Brezilya’da Elano kadroda Dos Santos ise bu kez çağrılmadı. İngilizlerle Robinho için de bir sürtüşme içinde Brezilya. Ama Robinho’nun bu maçta oynatılması gerçekten riskli olur. Tam da Barcelona dedikodusu varken. Bu arada Brezilya için bir not da Ronaldinho ile ilgili. Bu formunu sürdürürse Dünya Kupası öncesinde Dunga’nın planlarını bir hayli zorlayacak.

Günün diğer maçı da oldukça bomba. İspanya ile Arjantin, İspanya’da karşılaşacak. Açıkçası Maradona’nın gelişinden sonra gerek basınla olan ilişkileri gerekse anlamsız kadro seçimleri ile Arjantin irtifa kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Son maçta alınan Dünya Kupası bileti Maradona’yı şimdilik kurtardı ama Dünya Kupası’nda bu kafayla hiç şansı olmaz. Arjantin Ligi’nde 2-3 maç parlayan oyuncuları hemen kadroya dolduramazsınız. Hele ki Maradona yaşa başa hiç bakmadan 35-36 yaşında olan ve milli takım tecribesi neredeyse 0 oyuncuları bile kadroya alıyor. Her ne kadar geleceğin önemli oyuncusu olacak olsalar da Brezilya maçında defansın göbeğinde Otamendi ve Dominguez’i oynatması, her maç kaleci değiştirmesi Arjantin gibi bir milli takımı deneme tahtasına çevirdiğini gösteriyor. İspanya maçı öncesi son bombası ise 17 yaşındaki Gonzalo Olid’i kadroya çağırması oldu. Bu saatten sonra ilk 11 oynatması bile benim için büyük sürpriz olmaz. İspanya ise son 3 yıldır oldukça rahat. Makine düzeninde oynuyorlar. Dünya Kupası’na da oldukça hazır olduklarını söyleyebilirim. Bu elbette kupanın en büyük favorisi oldukları anlamına gelmiyor ama İspanya en hazır takımlardan biri.
Brezilya-İngiltere maçı saat 19.00’da NTVSpor, İspanya-Arjantin ise 21.45’te Kanaltürk’ten yayınlanacak...

12 Kasım 2009 Perşembe

EL CLASICO 29 KASIM'DA SİNEMALARDA


Son zamanlarda ilginç şeyler oluyor hem bizde hem de dünyada. Alman kaleci Robert Enke’nin ölümü bu olayların başını çekiyor. Kariyerinin zirvesindeyken özel hayatındaki problemleri nedeniyle intihar etmesi gerçekten tüm futbol dünyasını hem şoke etti hem de yasa boğdu. Dünya Kupası’nda Almanya’nin 1.kalecisi olma ihtimali çok yüksekti Enke’nin. Şimdi kader bir anlamda genç Rene Adler’in önünü açtı. Almanya’dan bir diğer garip haber de Klose ailesinden geldi. Son günlerin en başa bela vak’ası domuz gribine topluca yakalanmış Klose ailesi. Karantina altındalar ve kısa vadede durumlarının ne olacağı çok net değil. Melih Gökçek’in olaya el atmasıyla Ankara’da futbol garip bir hal almıştı. Ankaraspor’un küme düşmesiyle devam eden ilginçlikler silsilesinin son bombası Hikmet Karaman olayında yaşandı. İdman saatlerinin değiştirilmesi, oyuncuların tesislere alınmaması gibi futbolun “f”si ile alakası olmayan bu olaylar Ankaragücü gibi 100 yıllık tarihi olan kulübe yakışmıyor belki ama işin içinde Gökçekler olunca herkes anlıyor neyin ne olduğunu.

Asıl bomba ise İspanya’da patladı. Real Madrid – Barcelona maçı sinemalardan da yayınlanacak. İspanya’da maçları yayınlayan kuruluş buna izin verdi. İspanyollar alacak mısırını, çayını, birasını kurulacak sinemaya ve görüp görebilecekleri en güzel filmi seyredecek. Sahiden böyle bir filmi, 7 oscar almış bir filme değişecek olan var mı?

9 Kasım 2009 Pazartesi

İYİYDİNİZ ÇOCUKLAR


Yazık oldu. U17 Dünya Kupası’nda çeyrek finalde Kolombiya ile karşılaşan milli takımımız penaltılar sonucunda turnuvadan elendi. Daha evvel turnuvanın başında 2005 yılında bu turnuvaya katılan takımımızı şu yazıda tanıtmış, turnuva sonrasında şu anki takımımızla alakalı bir değerlendirmede daha bulunacağımı söylemiştim. Ne yazık ki turnuvaya beklediğimden erken veda etmiş olduk.

İlk olarak oyuncuları arasında kalite olarak çok fazla uçurum olmayan bir jenerasyon geliyor. 2005 yılındaki takımımızda kaliteli orta sahanın yanında bu kaliteyle boy ölçüşemeyecek kadar vasat bir defans hattımız vardı. Bu takımda öyle değil. Belki hiçbir mevkimiz o zamanki orta saha kadar kalite kokmuyor ancak bu takımımızda çok daha fazla bir senkronizsyon olduğu turnuvada açıkça görüldü. Bir kere son maçta hiçbir penaltı kurtaramasa da kalecimiz Deniz Mehmet oldukça iyi. İngiltere’de West Ham alt yapısında şu anda. 17 yaşında ama boyu 1,92. Savunmaya baktığımızda her zaman sıkıntı yağadığımız bir mevki burası ülke olarak. Ancak bu takımda gerek fizik olsun gerekse hız olsun iyi sayılabilecek stoperler var. Hiçbiri bir John Terry olacağının sinyallerini vermese de bu genç yaşlarında sağlam durdukları kesin. Özellikle Beşiktaşlı Sezer çok güçlü bir fiziğe sahip. Beklerimiz Onur ve Okan da iyiydi. Özellikle Okan kademeye girişi olsun, bindirmeleri olsun çok göze çarptı. Türkiye teknik bir takım olmasıyla bilinir, dolayısıyla orta sahası her zaman en çok göze çarpan bölge olur her yaş grubunda. Bu takımda ise bu böyle olmadı. Orta saha da diğer mevkiler kadar göz önündeydi. Engin Bekdemir, Berkin Arslan ve Ufuk Özbek orta sahada iyi görünen isimlerimizin başında geldi. Özellikle Berkin’in kumaşı oldukça sağlam. Abdullah Ercan bazı maçlarda yedek soyundurdu ama ilerde önemli yerlere gelme ihtimali yüksek bu jenerasyonda Galatasaray’ı tek başına temsil eden sol kanat oyuncumuzun. Forveti ise tek başına kaptanımız Muhammet Demir domine etti. Gerçekten de her türlü özelliği az çok bünyesinde barındırıyor. Fatih Tekke’yi anımsattı zira bu haliyle. Çok çok uzun olmamasına rağmen kafa toplarında da etkili. Ertuğrul Sağlam’ın ona ligde forma şansı vermesini dört gözle bekliyorum.


Millilerimizin turnuvadaki performansına baktığımızda grupta nispeten daha zayıf görünen Kosta Rika, Burkina Faso ve Yeni Zelanda ile oynadık. Gruptan 2 galibiyet ve 1 beraberlikle rahatça lider olarak çıktık. Son 16 diyebileceğimiz 2.turda rakibimiz Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Onlar karşısında da çok uzun süre 10 kişi oynamamıza rağmen zorlanmadık ve 2-0 kazandık. Çeyrek finaldeki rakibimiz Kolombiya da son 16’da Arjantin’i 2-0 geriden gelerek 3-2’lik sonuçla saf dışı bırakmıştı. Nitekim yarı final maçına da hızlı başlayan taraf bizi olduk ve kaptanımız Muhammet ile öne geçtik. Maçın son dakikasında beraberliği yakalayan Kolombiya penaltılarda gülen taraf oldu. Ancak maç içerisinde Kolombiya’lı oyuncuların birbirlerine olan bağlılığının bizimkilere göre daha fazla olduğunu gözlemledim. Bu da önemli bir nokta.

Bu tip turnuvaları kazanmak tabii ki çok önemli ama asıl amaç A Milli Takımlarda ve kulüplerin A Takımlarında oynayabilecek oyuncular yetiştirmek. Geçen turnuvadaki Nuri Şahin örneğinde olduğu kadar çok fazla parlayan bir oyuncumuz belki yok ancak 4 yıl sonra bu takımı değerlendirdiğimizde A Takımlarda oynayan oyuncu sayısının kendilerinden 4 yaş büyük ağabeylerine göre daha fazla olacağı kanısındayım.

8 Kasım 2009 Pazar

DİYARBAKIR 1-2 GALATASARAY - DOĞU ZAFERİ


Üst üste kazanılan 3 zaferden sonra taktiği bozmamak adına cezalı Mustafa Sarp’ın yerine Ayhan ile oyuna başladı Galatasaray. Ayhan’ın savunma ve savaşma yönü Mustafa Sarp ile asla mukayese edilemez. Aynı şekilde bu eksiğini kapatacak kadar iyi bir tekniğinden de söz edemeyiz. Dolayısıyla son haftalarda Ayhan’ın kulübede oturtulması ne kadar doğru bir kararsa bu akşam 11’de şans verilmesini de bir o kadar yanlış bir karar olarak görüyorum. Ayhan’ın yerinde oyuna başlayacak bir Elano takımı dikine daha rahat hücuma kaldırabilirdi. Elano’nun şimdiye kadar istenen performansı veremediği teziyle karşı çıkılabilir belki ama Elano ofansif orta saha mevkiinde oynadığında çabalamayan ve rakip defansın arasında kaybolan tipte bir oyuncu. Tam ortada oynadığında ise oradan atacağı ters toplar ve yapacağı belli bir miktar presle Galatasaray’ın çok rahat kaldırabileceği bir lüks konumunda. Maça dönecek olursak iyi başlamayan Galatasaray karşısında Diyarbakır gayet organize bir atakla golü buldu. Golde Hakan Balta’ya kademe yapmaya çalışan Ayhan’ın niyeti iyi belki ama rakibin yanında bu kadar yavaş kalması açıkçası hiç iyi değil.İlk yarım saatte çok iyi basan bir Diyarbakır takımı vardı. İlerdeki 3 oyuncuyu, Kewell, Arda ve Nonda, çok net bir biçimde kilitliyorlar, onların kreatif yönünden mahrum bıraktıkları Galatasaray karşısında da Şener Aşkaroğlu’nun kontra paslarında Tazameta ve golü atan Mendoza’yı kaçırmayı hedefliyorlardı. Bunu gol dışında pek beceremediler ama golü bularak hedeflerine ulaştılar.

İlk yarım saatten sonra ise ibre Galatasaray’a döndü. Yenen golün de etkisiyle oyuncular biraz daha inisiyatif almaya başladı. Özellikle Harry Kewell istekli ve özverili olduğunda Galatasaray’ın çehresi kesinlikle değişiyor. Günün kötü isimlerinden Ayhan’ın ortasında son haftaların parlayan ismi Sabri’nin ayakiçi vuruşu beraberliği getirdi. Sabri hemen hemen 6 senedir Galatasaray A Takımı’nda ve ben Sabri’nin ayağının içi olduğunu yeni öğreniyorum. İlk yarı tamamlanmadan gelen gol Galatasaray’ın 2.yarı beraberliği almış bir şekilde sadece galibiyete odaklanması adına çok önemliydi. 2.yarıya ise gerçekten umulduğu gibi daha diri girdi Galatasaray.Çok net pozisyonlar bulamasa da, ki Nonda orta saha gibi oynarken bu çok kolay değil, topu rakip sahada tutuyor ve böylece Diyarbakır’ın çıkmasını kesin olarak engelliyordu. Sahanın çok kötü olduğunu ve oyuncuların sık sık kaydığını da belitmeliyim. İşte bu kaymaların birinde Harry Kewell’ın kafa pasında topla buluşan kaptan Arda Galatasaray’a rahat nefes aldırdı. Arda sezon başında asistleriyle çok ön plandaydı, şimdi bunlara ara verdi. Attığı golden sonraki sevinci ne kadar hırslı olduğunu gösterdi belki ama bu hırsı son haftalarda formsuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Golden sonra da oyun aynı şekilde devam ederken bu akşam garip bir şekildeçok fazla agresif görünen Barış Özbek, büyük bir sorumsuzluk yaptı ve kırmız kart gördü. Barış’ın son karşılaşmalarda orta sahaya bir dinamizm getirdiği gerçeği var ama böyle sorumsuzluklar yaparsa takımda tutunması oldukça güç.Bu karttan sonra da oyunda Diyarbakır üstünlüğü olmadı. Rijkaard’ın Nonda’yı çıkarıp Linderoth’u sokması ise yoldan geçen adamın bile yapabileceği bir değişiklikti. Dutchman’in olaya daha farklı müdahale etmesini bekliyordum açıkçası.Son dakikada net bir pozisyon verilse de Galatasaray 3 puanı ummadığı bir şekilde zorlanarak hanesine yazdırdı. Fenerbahçe’nin bay geçerek 3 pan aldığı haftada bu oldukça önemliydi. İlk yarının kalan haftalarında Bursaspor harici ekstra zor maçı bulunmuyor Galatasaray’ın. Ve bu avantajını çok iyi kullanıp liderliği ele almalı Galatasaray, şampiyonluk yolunda avantaj sağlayabilmek için.

İLK HEDEF İLK 10


Uzun zamandır ülke puanları hakkında yazı yazmamıştım. Yerimizde bir değişiklik yok halen 11.sıradayız ve 12.konumdaki İsviçre ile aramızda 4 puandan fazla bir fark var. Bu fark yerimizin sağlamlığı açısından oldukça büyük önem taşıyor. Hemen önümüzde yer alan Portekiz ve Hollanda ile büyük bir rekabet içerisindeyiz. Bütün bir sezon boyunca da bu amansız rekabet devam edecek gibi gözüküyor. Sivasspor ve Trabzonspor’un elenmesi, Beşiktaş’ın da maalesef elinin kulağında olması bizi zor duruma düşürmüş olsa da Galatasaray ve Fenerbahçe’nin bu seneki şimdilik gayet üstün olan performansları umutlarımızın diri kalması için yeterli. Öncelikle takımlarımızın durumuna bakalım.

Galatasaray bu sezon çıktığı 10 Avrupa Kupası maçında da mağlubiyet yüzü görmedi. Kurallar gereği ilk eleme turlarından puan taşıyamayan Galatasaray, şu ana kadar takım puanı olarak 8.120 puan toplamayı başardı. Galatasaray’ın daha 4.grup maçından bir üst tura çıktığını da hatırlayacak olursak gelecek aylarda alacağı bir çok puan olacağından bahsetmemiz mümkün. Geçen sene son 16’yı görerek 15.400 puan almıştı Galatasaray. Bu sezon en az çeyrek final oynamasını bekliyorum açıkçası. Bu durumda da bu puanın dahi çok çok üstüne çıkabilecek Cim-Bom. Şu anda genel takımlar sıralamasında 43.durumda bulunuyor ve bu ancak Şampiyonlar Ligi’nde 3.torba için yeterli. Gelecek sezon için kurulan Şampiyonlar Ligi hayallerinin daha fazla gerçekçi görünmesi adına 2.torbaya geçebilecek puanların toplanması harika olur. Galatasaray, ülkemizin bu sene topladığı 5.600 puanın 2.400’ünü kazandırmış durumda.

Fenerbahçe de evinde mağlubiyetle başladığı UEFA Avrupa Ligi Grupları’nda üst üste 3 maç kazanarak durumu toparladı ve sadece lige bağımlı olmadığını da ortaya koydu. Daum, Avrupa’da sınırlı başarı kazanabilecek bir hoca olmasına rağmen Fenerbahçe’nin de Galatasaray gibi bir üst tura çıkması kesinleşmek üzere hem de lider olarak. İlerleyen turlarda neler yapabileceği hakkında ise çok fazla umutlu olmamak gerekiyor. Zira Daum’lu Fenerbahçe, bundan çok daha güçlü bir kadroyla(Appiah, Anelka, Tuncay) Avrupa’da son 32’den öteye geçememişti. Bu sezon şu ana kadar takımlar bazında 7.120 puan alan Fenerbahçe sıralamada 34.konumda. Ülke puanımıza yaptığı katkı ise 1.800 puan.

Beşiktaş’ın işi bayağı zor artık. Kur’alar çekildiğinde bu gruptan Avrupa Ligi’ne geçiş yapacağını düşündüğüm Beşiktaş’ın halen daha böyle bir şansı var ancak kendi evinde oynadığı 2 maçtan da puan alamamsı durumun vehametini açıkça ortaya koydu. Deplasmandaki M.United ve İnönü’deki Moskova maçları da hiç kolay olmaz. Wolfsburg deplasmanda Moskova’yı geçebilirse bu ülke puanımız ve Beşiktaş adına harika bir haber olur. Şampiyonlar Ligi’nde kur’aya 3.torbadan giren Kartal bu sezon 6.120 puantopladı ve 58.sırada. Genel olarak ülkemize de 1 puanlık katkı yaptı.

Takımlar bazında durumumuz bu ve 6 takımdan 4’üyle yola devam eden Portekiz olsun, yine 6 takımından 5’i ile yoluna devam eden Hollanda olsun bizden sayıca avantajlı olsa da başarılı olacak bir Galatasaray ve Fenerbahçe bizi rahatlıkla onların önüne taşıyabilir. Gelecek sene yüksek puanları silinecek olan Romanya ve Rusya’yı da geçeceğimizi düşünürsek 2 sene içerisinde kendimizi 7.sırada bulabiliriz. Bu da Avrupa Kupalarına 6 takımla katılmamız anlamına geliyor. Tabii ki geçmiş yıllarda olduğu gibi Trabzonspor, Gençlerbirliği, Denizlispor sürprizlerinin gelmemesi bizi olumsuz etkiliyor. Ancak büyük takımlarımızın her sezon belli bir çizgiyi tutturması bile bizi bulunduğumuzdan çok daha üst seviyelere çıkarmak için yeterli olacak. Son 3 sezonun ikisinde 2, birinde 1 takımımızın Şubat ayını görmesi dahi bizi başaltı ülkelerle mücadeleye sokmaya yetti. Bu çizgimizin 2-3 sezon daha sürmesi, kalite ve rakamsal değerler bazında Avrupa’da ilk 7’de olan ligimizi puan sıralamasında da aynı konumlara getirmeye yetecektir diye düşünüyorum...

5 Kasım 2009 Perşembe

DİNAMO 0-3 G.SARAY - Cim-Bom Turladı


Sivas maçından sonra 2.maçını da gol yemeden bitirdi Galatasaray. Yazıya direk giriş yapılacak kadar önemli bir olay bu. Çünkü takım savunmasında başarı sağlanmadıkça göze hoş gelen futbol oynayabilir, bol gollü zaferler elde edebilirsiniz ancak kayda değer hiçbir başarıya ulaşmak mümkün değildir. Zaten maçtan sonra Frank Rijkaard da takım savunmasının öneminden dem vurarak bu kurgunun ne kadar mühim olduğunun da altını çizdi. Takım savunmasının son 2 karşılaşmada oldukça iyi görünmesinde orta sahada 3 savaşçı oyuncuyla oynamanın verdiği rahatlığın, rakibi bozma gücünün payı çok yüksek. Mehmet Topal, Barış Özbek ve Mustafa Sarp gerçekten harika pres yapabilen oyuncular. 3 oyuncuyla oynandığında topla çok fazla oynama gereği duymayan Mehmet Topal da asıl görevlerine yani alan daraltmaya, top kapmaya çok daha fazla önem verebiliyor. Son 2 maçta eski günlerine dönüş sinyali vermesinin ana sebebi bu nokta. Burada Elano da oynatılabilir. Belki bir Barış kadar, Sarp kadar pres yapamasa da forvet arkasında olduğundan çok daha fazla koşması sağlanarak, onun kreatif özelliklerinden faydalanılabilir. Bir de Sabri Sarıoğlu gerçeği var tabii. Son 2 aydır inanılmaz yükselen bir form grafiği var ve bu umarım devam eder.

Dinamo Bükreş maçının geneline bakacak olursak deplasmanda oynamasına rağmen %60-65 civarında topa sahip olma yüzdesiyle oynadı Galatasaray. Bu da rakibi çok fazla mahkum ettiğinin göstergesi. Orta sahada savaşçı oyuncu sayısını artırdığınız zaman ilerden bir oyuncu eksilmiş oluyor doğal olarak. Bu maçta Harry Kewell, Arda ve Nonda gol pozisyonu anlamında çok verimli olamadılar. Zira Nonda genelde orta saha oyuncularının arasında dolaşan bir oyuncu konumunda. Bu çift forvet sistemiyle oynayan takımların forvetleri için önemlidir ama tekli sistemde oyuncunun çok fazla geriye gelmesi hücum gücünü oldukça azaltır. Nonda’nın bu sezonki gol vuruşu performansını düşündüğümüzde ileride daha çok topla buluşması G.Saray adına gol pozisyonu anlamında çok daha faydalı olacaktır.Harry Kewell’ın golüne ise diyecek yok. O kontrol, ters ayakla o vuruş ancak Kewell, Alex tarzı oyuncuların yapabileceği bir iş. Yine son golde Mehmet Topal’ın vurduğu şut enfesti. Topal’ın genelde direği sıyırarak auta giden bu tarz şutlarından birinin bir gün gol oalcağı belliydi. Dinamo ise kendi sahasında oynamasına rağmen maçın hiçbir bölümünü Galatasaray yarı sahasında oynayamadı. Bu da G.Saray’ın en çok isteyeceği iş. Rakibi kendi sahasıana hapsettiği zaman öldürücü ayaklarıyla inanılmaz etkili bir takım Cim-Bom. Başa çıkmanın yegane yolu onun hücuma çıkmasını engellemek. Dinamo da bunu başaramayınca bu seyircisiz maçta yenilgi onlar adına kaçınılmaz oldu.

Galatasaray bu galibiyetle bir üst turu garantiledi. Ancak kalan maçlar grup birinciliği adına önemli. Zira grup birincisi olmak diğer grupların ikincilerinden biriyle eşleşebilmek adına oldukça büyük önem taşıyor.

2 Kasım 2009 Pazartesi

GENÇLERBİRLİĞİ 0-2 MANİSASPOR


Memleketimin takımını yalnız bırakmak olmazdı. Hele ki FM Araştırması’nda sorumlu olduğum bir diğer takımla karşılaşırken. Ankara’da bulunan 20 Manisalı’dan biri olarak ben de 19 Mayıs Stadı’nın ,bilenler için söylüyorum, saatli kale arkasında yerimi aldım. Karşılaşma öncesi sayıları çok fazla olmayan Gençlerbirliği taraftarlarının Mesut Bakkal’a yaptığı tezahüratlar görülmeye değerdi. Eski hocalarını unutmamışlar. Maça Manisaspor hızlı ve golle başladı. Yiğit Gökoğlan’ın serbest vuruşunda top Ergin’in önüne düştü ve gol oldu. Ergin bu maçta iyi dribblingler yaptı, gol de attı ama hala Süper Lig için yeterli olduğu kanısında değilim. Thomas Doll ile birlikte iyi görüntü vermeye başlayan Gençleri bu maçta tanımak imkansızdı. İnanılmaz kötü oynadılar, takımda ayakta kalmaya çalışan oyuncular 2 gol yemesine rağmen yedek kaleci Ulaş, ve çalım makinası Hurşit Meriç’ti. Ulaş demişken as kaleci Serdar’ın babasının ölümü nedeniyle oynayamadığını, Hurşit demişken de G.Birliği seyircisinin mağlup durumdayken dahi sadece Hurşit’i alkışladığını belirtmek isterim. G.Birliği seyircisi, aslında böyle bir topluluk olup olmadığı da ayrıca tartışılır, yeri geldi küfür etmeden alkışlarla tepkisini gösterdi, yeri geldi takımına önemli destek de verdi. Manisaspor uzun süren duraklama dönemini Kayseri deplamanında rakibi kupadan eleyerek aşabileceğini göstermişti. Ankara’dan rahat bir futbolla alınan 3 puan da harika oldu. Manisaspor’da en çok göze çarpan oyuncu ise tartışmasız Kalabane idi. Hiçbir topu rakibe vermedi. Özellikle kafa toplarında savunmada ve hücumda çok başarılıydı. 2 gol bulmasına ve daha fazlasını kaçırmasına karşın Manisaspor’da herhangi bir hücum oyuncusu çok fazla göze çarpmadı. Bu da takım oyununun sahaya güzel bir yansıması olarak kabul edilmeli. Tabii takımlarımızın en büyük sıkıntısı güzel futbollarını uzun haftalara yayamamaları. Bakalım Manisaspor bunu başarabilecek mi?

İlhan Cavcav’ın son yıllarda birkaç başarısız sonuçta hocayı gönderme gibi bir alışkanlığı var. Uarım 1-2 başarısız sonuç daha gelse bile Thomas Doll gibi bir hocayı göndererek Gençlerbirliği’nin uzun vadedeki yüksek ihtimalli çıkışını engellemez. Son yorumlarım da biraz FM gözlüğüyle izlediğim 3 oyuncu için. Maniaspor’dan Yiğit Gökoğlan, Gençlerbirliği’nden Hurşit ve Aykut Demir. Bir kere Aykut ve Hurşit Hollanda çıkışlı. Yani gurbetçi futbolcularımız. Açıkçası ikisi de ülkemize gelene kadar buradalarda çok tanınan futbolcular değildi. Her ne kadar Aykut ümit milli takımımızda oynasa da ümit futbolcularımızı ne yazık ki çok fazla takip eden bir futbol kitlemiz yok. Bu sezon büyük çıkışı var 2sininde. Bu maçta da Hurşit arkadaşlarından yeteri kadar top alamasa da elinden geleni yaptı. Çalım attı, orta kesti, çabaladı. Aykut sezon içinde sürekli defansın kanatlarında görev yapmıştı. Bu maçta göbekte oynadı. Açıkçası çok parlak değildi. Ama sağlam, kafası yukarda oynayabilen bir futbolcu. Yiğit Gökoğlan da genelde sonradan oyuna girerdi ama bu maçta 11 başladı ve 1 asisti var. Çok hızlı, rakibi yıpratan bir oyuncu ancak orta yapma ve kondisyon konusunda önemli eksikleri var. Ayrıca önemli bir kulübe transfer yapmak istiyorsa biraz daha güçlenmeli. Sonuç olarak soğuk havada da olsa zevkli bir Turkcell Süper Lig maçıydı. Manisaspor’u tebrik etmek gerekiyor.

30 Ekim 2009 Cuma

BUGÜNÜN KÜÇÜKLERİ YARININ YEDEKLERİ


17 Yaş Altı Dünya Kupası Nijerya’da devam ediyor. Yukarıdaki kadro da bu turnuvaya 4 sene önce iştirak eden milli takımımız. 2005 yılında Peru’da düzenlenen turnuvaya Abdullah Avcı’nın teknik direktörlüğünde katılmış ve yarı final oynamıştık. 2009 turnuvasını değerlendirmeden önce o turnuvaya katılmış ve şu anda 21 yaşında olan oyuncularımızın durumunu hatırlamakta, gelişimlerini incelemekte fayda var. Nitekim kendi yaş kategorisinde dünya 4.sü olan o takımımız oynadığı futbolla herkesi kendine hayran bırakmıştı. Brezilya’ya kaybettiğimiz yarı final karşılaşmasında 10 kişi kalmamıza rağmen maçı 3-0’dan 3-3’e getirmiş, şu anda Manchester United forması giyen o turnuvanın yıldızı Anderson’un son dakikada attığı golle yıkılmıştık. Böylesine önemli bir gelecek vaat eden o jenerasyon bakalım geçen 4 senelik süreçte nerelere gelebilmiş?

Kalecilerimizden başlarsak Volkan Babacan ve Onur Kıvrak büyük takımlarımızda yer almayı başardılar. Volkan alt yapısından yetişmiş olduğu Fenerbahçe’nin yedek kalecisi. Formayı kapma ihtimali yok gibi. Ancak herhangi bir Süper Lig kulübünde forma şansı yakalayabilecek kapasitede. Onur ise Karşıyaka’da yakaladığı çıkışın ödülünü Trabzonspor’a transfer olarak aldı. Şimdi orada Tony Sylva’nın arkasında yedek bekliyor. 3.kalecimiz Eray ise büyük bir sıçrama yapamadı. Arada kısa bir Samsunspor macerası(kiralık) yaşadı ama o da şu anda Konyaspor’un yedek kalecisi.

Defans bölgesine geldiğimizde ise yine bir istikrar göremiyoruz. Şu anda düzenli Süper Lig’de düzenli olarak forma giyen sadece Aykut Demir var. Gençlerbirliği’nde oynuyor. Savunmanın her bölgesinde oynayabilen, oldukça sağlam ve güven veren bir oyuncu. Mehmet Yılmaz şu anda Siiertspor’da. İlk 11’e girmekte zorlanıyor. Ferhat Bıkmaz da Almanya’dan sezon başında Sivasspor’a katıldı. Forma şansı bulamıyor. Sivas’taki şu çalkantılı dönem devam ederse bulması da çok zor görünüyor. Erkan Ferin o yıllarda Galatasaraylıların çok şey beklediği bir defanstı. Ancak şu anda Trabzon Karadenizspor’da forma bulmaya çalışıyor.Serdar Kesci geçen sene Galatasaray’ın Beylerbeyi’ne verip boşa kürek çektiği futbolculardan şu anda Orhangazispor’da. Harun Karadaş Darıca G.Birliği’nde nadiren oynuyor. O takıma biraz da Trabzonspor’da olmasının avantajıyla giren Cengiz Çoban ise TFF 2.Lig’de E.Şeker formasını düzenli olarak terletiyor. Normalde Gençlerbirliği’nin oyuncusu olan, defansın hem göbeğinde hem de sağında oynayabilen Emre Balak ise kardeş kulüp Hacettepe’de kiralık oynuyor. Aykut Demir ve biraz da Emre Balak harici karavana diyebileceğimiz bir bölge takımımızın defansı.


Orta sahaya geldiğimizde yüzümüz biraz gülüyor. Caner Erkin, Manisaspor’da parladıktan sonra hatırı sayılır bir paraya CSKA Moskova’ya gitmişti. Sezon başında kiralık olarak Galatasaray’a gelen genç oyuncunun geleceği oldukça parlak. Aydın Yılmaz da alt yapısından yetiştiği Galatasaray’da oynuyor. Oldukça yetenekli olmasına karşın bunu profesyonelliğiyle birleştiremeyen Aydın için Galatasaray taraftarının umutları gitgide azalmakta. Murat Duruer de alt yapısından yetiştiği kulübü henüz terk etmeyenlerden. Belki çok büyük bir patlama yapamadı ama Ankaragücü ile Süper Lig’de ilk 11’de forma bulmayı başarıyor. Anıl Taşdemir küme düşürülen Ankaraspor’da başarıyla forma giyiyordu. Herhangi bir transfer de yapmadı. Bakalım Ocak ayında durumu ne olacak? İsviçre çıkışlı Ergün Berisha Grasshoppers’da İtalyanların dikkatini çekti ve Udinese’ye transfer oldu. Şu anda ümit milli takımımızda da forma buluyor. Ve Nuri Şahin. Bu takımın tartışmasız en iyi ismiydi. Hatat turnuvanın en iyi oyuncularındandı. Aldığı Bronz Ayakkabı ile bunud a ispatlamıştı zaten. Alman Bundesliga’da Borussia Dortmund formasını banko giyiyor Nuri. Ve ne yazık ki bu kadrodan geçtiğimiz 4 senede Fatih Terim’in dikkatini bir tek o çekebildi.

Forvette ise 3 oyuncumuz vardı. Özgürcan Özcan Galatasaray’ın çok şey beklenen oyuncularından biriydi. Pek bu beklentileri karşılayan bir performans veremiyordu ama geçen sezon Sakaryaspor’da ortaya koyduğu performans acaba mı dedirtmedi değil. Sezon başında Rijkaard’ın kamp kadrosunda yer almasına rağmen formayı kapamadı ve Ç.Rizespor’a kiralık verildi. Tevfik Köse’nin durumu biraz sıkıntılı. Aslında çok önemlib ir oyuncu olacağı düşünülüyordu. Gerçi halen ümit milli oyuncumuz ama o beklenen patlamayı bir türlü yapamadı. Türkiye’de Ankaraspor ve G.Antep’e de kiralık geldi. Şu nada B.Leverkusen’in 2. Takımında oynuyor. Ve son olarak Deniz Yılmaz. Bayern Münih’te. Orada oynaması imkansız. O da ümit milli oyuncumuz. Alman 3.Ligi’nde düzenli olarak oynuyor.

Görüldüğü gibi kaleci ve defansta düzenli olarak oynayan oyuncu çıkarmakta her jenerasyonda olduğu gibi yine zorlanmışız. Özellikte defansta 8 oyuncumuzun sadece biri Turkcell Super Lig gibi bir yerde oynayabiliyor. Orta sahada işler gayet iyi. Oyuncularımız bir şekilde kendilerini kabul ettirmişler. Forvete de durum defans ve kaleye göre iyi gibi görünse de aslında hiç iç açıcı değil. Şu anda ve gelecekte A Milli olabilecek 5(Aykut, Nuri, Aydın, Ergün, Caner) oyuncumuz var, ancak bu sayı dünya 4.lüğünü yakalamış bir jenerasyon için oldukça az.

28 Ekim 2009 Çarşamba

İŞİN ÇOK ZOR MÜHENDİS


Manuel Pellegrini ülkesi Şili'de mühendis lakabıyla tanınıyor. Bu lakabı sonuna kadar hak ettiğini bir kasaba takımı Villarreal’de sonuna kadar ispatladı. Ama burası Real Madrid. Dünyanın sayılı teknik adamlarından Capello’yu 2 kez göreve getiren, 2sinde de şampiyon olmasına rağmen savunma futbolu oynatıyor diyerek hocasını postalayan bir kulüp. Yüzyılın takımı. Los Galacticos. Real Madrid bu sezona inanılmaz transferlerle başladı. C. Ronaldo, Kaka, Benzema başta olmak üzere çok önemli futbolcuları aldılar ve Barcelona’nın geçen seneki tartışmasız hegemonyasına son vermek isteğiyle sezona girildi. Galacticos denince akla gelen ilk isim olan başkan Florentino Perez çok klas transferler yapmıştı yapmasına ama teknik direktör seçimi çok muammaydı. Henüz hiçbir top class takımı çalıştırmamış Pellegrini’yi takımın başına getirmesi ve Ronaldo, Kaka gibi isimleri onun altına vermesi oldukça tartışılmıştı. Real Madrid’de üst üste 3 kötü sonuç alma şansınız yok. Ve Pellegrini şansını zorluyor. Bakalım ömrü ne kadar uzun olacak???

27 Ekim 2009 Salı

DERİN DERBİ


Maçın atmosferinden çıkıp yazıyı yazmak biraz zaman aldı. Ancak bu maçın yazısı hemen maçın ardından gelse fazla duygusal olurdu. Zira 10 senedir Saracoğlu’nda lig maçlarında beraberlik dahi alınamaması gibi bir durum söz konusu. Her ne kadar bu maçtan evvel birçok Galatasaraylı ilk defa bu kez yenileceğiz havasında olsa da mağlubiyet her türlü can acıtıcı. Özellikle ezeli rakibi karşısında yenilen taraftar ne olursa olsun kendine gelmekte zorlanır.

Taraftarlar maç öncesi maç havasına girmeye, maça odaklanmışken o da ne? Futbolcular maç öncesi birbirine girdi. Cristian ve Arda ile ateşlenen fitil bir anda orta sahada kümelenen futbolcularla kötüye doğru gidiyordu ki, Allah’tan çok büyümeden yatıştı. Burada son derbide kanlı bıçaklı olan Emre ve Sabri’nin birbirine sarılması oldukça güzeldi. Ama Emre’ye de Sabri’ye de güven olmaz açıkçası. Bir an sarılır, öteki an saldırı bu ikili. Burada atılan cisimlerden dolayı hakemlerden birinin kafası yarıldı. Hatta dikiş atılması gerektiği için karşılaşmanın başlaması da bir müddet uzadı. Maç öncesi yaşanan bu sinir bozucu olayda bence Arda ve Cristian eşit derecede suçlu. Taraftarlarına giden Galatasaray cephesinde kaptan Arda’nın Cristian tarafından itildiği doğru. Ancak bu itme hafif sayılacak türden, bunun yanında olay anında hemen cevap vermeyen Arda’nın belli bir süre sonra hesap sorması da hoş olmadı. Her şey bir yana Arda bir kaptan ve kaptanların daha sakin, olayları daha yatıştıran rollerde olması şart, özellikler bu tip maçlarda.

Bu yüksek tansiyon karşılaşmaya da yansıdı tabii ki. Daha maçın başında Emre’nin Baros’a yaptığı sert hareket, çek oyuncunun oyun dışı kalmasının yanında sahalardan da 2 ay uzak kalmasına sebep oldu. Bence Emre’nin müdahalesinden çok Baros2un o anda yere çok sağlam basamamasından kaynaklanan bir pozisyon. Daum’un kadrosu biraz daha defansif, Rijkaard’ın ki ise sezon başından beri oynatmaya çalıştığı “total futbol” felsefesine uygun kadrolardı. Fenerbahçe’de orta 4lüyü oluşturan oyuncuların(Topuz. Vederson. Cristian,Emre) hepsi defansif özelliklere sahipti ve bu arkada alan daraltmaya, rakibe pozisyon vermemeye yönelik oyun için birebirdi. Bunların dışında her zaman serbest oynayan Alex ve Güiza, Semih gibi forvetlerden farklı olarak, onlara göre daha fuleli, daha hızlı bir Kazım. Kazım aslında çok disiplinsiz, hiç devamlılığı olmayan bir futbolcu ama Galatasaray maçında bu özelliklerinden arınacağını tahmin etmek zor değil. Zaten Daum da Semih ve Güiza iyileşmesine rağmen onu sahaya sürmesi bunu gösteriyor. Oyunu kendi yarı alanında kabul edecek olan Fenerbahçe arkadan hızlı adamlarıyla çabuk çıkmayı, Kazım ile topu tutmayı ve son noktada Alex’le sonuca gitmeyi hedefleyen basit ama etkili bir şablona sahipti. Alex'in de sakatlığına ve oyunda yine hiç görünmemesine rağmen ilk 2 golün en büyük kahramanı olmasını da es geçmeyelim. Bu onun büyük profesyonelliğini gösteren işaretlerden biriydi. Zaten maçtan sonraki ilk idmanda Fenerbahçeli futbolcuların onu padişah gibi karşılaması da çok önemli bir gösterge.

Neden etkili? Çünkü Galatasaray defansının göbeği yavaş ve top kullanma becerisi neredeyse sıfır. Gökhan Zan topla buluşmamaya dahi özen gösteren biri. Servet ise bütün top kullanma yeteneksizliğine rağmen top kullanmaya gönüllü. Bu maçta Galatasaray defansının Sabri’den sonra ayağı en iyi oyuncusu olan Leo Franco da bu isimlere eklenince ortaya kötü bir senaryo çıkmaması mucize gibi olurdu. Peki, ne yapmaya çalıştı Rijkaard? Elinde çok güçlü bir kadro olduğunun farkındaydı, neresi olursa olsun ben bu Fenerbahçe’den güçlüyüm, oyunumu kabul ettirir, maçı da bir şekilde alır götürürüm anlayışı içindeki kadrosunu sahaya sürdü. Rijkaard’a yapılan eleştiriler sadece skor kötü olduğu için. Eğer kazansaydı bu kadar cesur davrandığı için bir deha hatta dünyanın en iyi teknik adamı bile ilan edilecekti. Oysa Rijkaard doğru olanı yaptı. Keita, Arda, Elano gibi hücum oyuncularını aynı anda sahaya sürerek sahanın tek hakimi olmayı düşünmek kağıt üzerinde oldukça mantıklı. Ancak bu oyuncuların hiçbiri gerekli performansı vermez, kaptan olan daha maç öncesi kavgaya karışır, en etkili dediğimiz adam kırmızı kart görürse yapacak pek bir şey de yok açıkçası. Galatasaray’da bir de Ayhan gerçeği var ne yazık ki. Aldığı topları sürekli yana ve geriye oynayan bir oyuncu. Bir ön libero olsa bu özelliğe göz yumabiliriz ancak Ayhan ön liberonun yanında box to box orta saha yani hem ileri hem geri özelliği ile oynayan bir oyuncu rolü üstleniyor. Galatasaray’ın top kullanabilen bir defans oyuncusu alması kadar elzem bir şekilde Ayhan’dan kurtulması gerekiyor.

Maçın hakemi Bünyamin Gezer otoriter ve katı tutumuyla normalde oldukça beğendiğim bir hakem. Ancak bu maçta açıkçası beklediğim iyi performansı hiç bulamadım. Evet, Fenerbahçe’nin attığı gol ofsayttı, ama çok ince görülmeyebilir. Penaltıya penaltı vermeyen de çok fazla olur ama verilse de kimse bir şey demez. Ancak maç içindeki pozisyonlarda kantarın topuzunu kaçırmak bir takımı direk olarak maçtan kopartır. Hele ki böylesine yüksek tansiyonlu ve rakiplerin de birbirine yakın düzeylerde takımlar olduğu zamanlar. Maç sonrası yine bazı cezalar gelecek. Fenerbahçe takımına 1 maç ceza geleceği söyleniyor. 2007 yılındaki maçta Galatasaray’a 5 maç ceza gelmişti. Bu maçta olaylar o kadar büyümedi belki ama daha maç başlamadan hakem yaralamaya kadar giden bir olayın tek maçla geçiştirilmesini de çok ihtimal dahilinde görmüyorum.

Galatasaray her sene kaybettiği Fenerbahçe maçlarına bir halka daha eklemiş olu. 10.hafta sonunda fark 5 puan. Ancak bu hiç kimseyi aldatmamalı. Galatasaray ilk devre sonunda kadar, Baros’un yokluğuna ve Keita’nın cezasına rağmen, bütün iyi niyetini kullanacaktır diye düşünüyorum. Rijkaard’ın motivasyon faktörü burada ön plana çıkacaktır. Fenerbahçe’nin de zorlu maçları olduğunu göz önüne aldığımızda ilk devre sonunda ortaya yine heyecan verici bir tablo çıkabilir.