28 Mart 2009 Cumartesi

FORMULA


F-1 de sezonun ilk Grand Prix'i olan Avustralya'da sıralama turları yapıldı ve büyük sürprizler yaşandı. Bu sene umuyorum ki gerek bu sürprizler gerekse TRT ve Okay Karacan faktörleriyle Formula yine eskisi kadar heyecanlı olacak ve çok izlenecek. Formula'ya büyük umutlarla giren İngilizlerin şanssız çocuğu Jenson Button'un pole pozisyonunu aldığı sıralama turlarında kürsüde eski bir dost Rubens Barrichello'yu da görüyoruz. Barrichello Formula'yı ne zaman bırakır bilinmez ama F-1 severlerin 2000 Hockenheim Grand Prix'sini ve onu unutmayacağı bir gerçek. Brawn-Mercedes takımının 2 pilotunun ardından 3.lüğü ise Red Bull-Renault takımından Sebastien Vettel kazandı. Ferrari pilotları Massa 7., Raikkonen 9.sıradan başlayacak. 2 şampiyonluğu bulunan Fernando Alonso ilk 10'a giremedi ve Grid'de 12.sırada olacak. Geçen sezonun şampiyonu, F-1 efsanesi Schumacher'in rekorlarına göz dikmeye en yakın pilot Lewis Hamilton ise son sırada başlama cezası aldı.

Umuyorum ki 2000li yılların başında Schumacher hegomonyasına rağmen zevkle seyredilen, son yıllardaki büyük çekişmeye rağmen en azından ülkemizde unutulmaya yüz tutan Formula TRT ile yeniden eski günlerine döner.
Yarış pazar sabahı 09.00 da Serhan Acar'ın anlatımı, Okay Karacan'ın enfes yorumlarıyla TRT-1'de...

27 Mart 2009 Cuma

KORO ŞEKLİNDE


Fatih Hoca İspanya maçı öncesindeki son basın toplantısında Avrupa Şampiyonası öncesindeki gibi iddialı açıklamalar yapmış. Şampiyonadan önce kendimizi hatırlatacağız diyordu, şimdi de koro şeklinde şarkılar söyleyeceğiz diyor. Şampiyonada herkese kendimizi hatırlattık, yani hoca verdiği sözü tuttu, umarım yarında koro halinde sesimiz gür çıkar. Bir önceki yazıda kendi futbolumuzu oynanamız gerektiğini söylemiş ve bir 11 yazmıştım. 10'u tuttu ama Fatih Hoca'nın olduğu yerde 11 de 10 büyük başarıdır siz de takdir edersiniz.
Solistlerimiz;


Volkan

Gökhan Gönül Emre Aşık Hakan Balta İbrahim Üzülmez

Tuncay Şanlı Mehmet Aurelio Emre Belöz Arda Turan

Nihat Semih

MAMADOU SAKHO


Sezon sonunun yaklaşmasıyla birlikte transfer haberleri gündemi saracak. Bunlardan belki de ilki ntvspor.net tarafından ortaya atıldı. Fanatik, Fotomaç olsa hadi neyse diyeceğim ama ntvspor olunca üzerinde duruyor insan. Galatasaray'ın gelecek sezonki planları arasında Paris Saint Germain'in 19 yaşındaki savunma oyuncusu Sakho'nun olduğu yazıyordu haberde. Geleceğin en önemli savunma oyuncularından biri olarak gösterilen Sakho'nun İstanbul'a gelme ihtimalini çok yüksek bulmuyorum. Bir de haberde PSG'nin 3 milyon avrodan daha aşağı bir değer kabul etmeyeceği yazıyordu. 3 milyona Sakho alınabiliyorsa bir dakika düşünülmesin derim. Bu arada Senegal asıllı olan bu genç yeteneğin 3 kez Fransa 21 Yaş Altı Milli Takımı forması giydiğini ve Football Manager oyununda potansiyelinin bir genç oyuncuya verilebilecek en yüksek değer olan -10 olduğunu da belirtelim.

İSPANYA MAÇI

İlk 11'ler kesinleşene kadar herkes atıp tutacak. Zaten Fatih Terim gibi sürprizleri seven bir hocanın da kesin 11'ini bilmek çok zor. Ben yine de bana göre en doğru olan ama büyük ihtimalle Hoca'ya göre doğru olmayacak 11'i yazmadan geçemeyeceğim.

Volkan

G.Gönül Emre Aşık Eren Güngör Hakan Balta

Tuncay Aurelio Emre Belöz Arda Turan

Nihat Semih

Kendi oyunumuzu oynamaya en yakın olarak bu kadroyu görüyorum. Nitekim savunma futbolunu düşünürsek bu savunmayla sonumuz pek hayra alamet değil...

HAFTA SONU EĞLENCELERİ

27 Mart Cuma
20.00 Karşıyaka-Giresunspor D Spor

28 Mart Cumartesi
13.00 Manisaspor - Kayseri Erciyes D Spor
15.30 Kepez - Galatasaray CC Spormax
17.45 Beşiktaş CT - Antalya BŞB Spormax
19.15 İngiltere - Slovakya NTVSPOR
20.00 Altay - Diyarbakırspor D SPOR
21.45 Karadağ - İtalya TRT 3
21.45 Belçika - Bosna Hersek Futbol Smart
23.00 İspanya - Türkiye NTV-NTVSPOR
23.45 Portekiz - İsveç Futbol Smart-BANT
01.30 Arjantin - Venezuella NTVSPOR-BANT

29 Mart Pazar
19.00 F.Bahçe Ü.-Darüşşafaka Spormax
00.00 Ekvador - Brezilya NTVSPOR

30 Mart Pazartesi
14.30 Malatyaspor - Kasımpaşa D Spor

25 Mart 2009 Çarşamba

ÖZLÜ SÖZ

Adalet adalet diye bağıran adaletsizlerin yanında durmaktansa adaletsizce ölmeyi tercih ederim. Gerçek adaletin kendi vicdanları olduğunu bilmeyenlere de güler geçerim.

Bülent UYGUN

BÜLENT UYGUN


Sivasspor’un yaptığı inanılmaz çıkışın daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi ülkemizin en Avrupai başkanı Mecnun Odyakmaz ile 2 başrol oyuncusundan biri Teknik Direktör Bülent Uygun, artık alışılagelmiş olan gençlerle buluşmalarına bir yenisini daha ekledi ve Bilkent Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldi. Konu elbette ki futboldu ve ana tema Sivasspor’un başarısı olacaktı. Geçmiş yıllardaki gollerinden ve bilindik selamlarından oluşan 5 dakikalık videodan sonra söz alan Bülent Hoca, başarının sırlarını geçmişten alarak anlatmaya başladı. Takip eden herkesin bildiği gibi futboldan önceki güreşçilik döneminden, babasının güreş hocası olmasına, nasıl futbola kaymaya karar verdiğine ve nerelerde doğup büyüdüğüne kadar anlattı. Bu noktalar internette çok fazla bulunduğu için ben Bülent Hoca’nın anlattıklarının ana fikrine, ilerisi için olan planlarına yoğunlaşacağım.

Öncelikle Bülent Uygun, üniversite okuyan gençlere büyük saygı duyuyor. Bu gençlerin yani bizim ileride ülkenin bir şekilde geleceği olacağımızın çok farkında. Dolayısıyla o ve onun gibiler için eğitim kurumları çok önemli. Benim gördüğüm, Hoca kendisini bir teknik direktörden çok Sivas’ın bir ağabeyi, bir neferi olarak görüyor. Sadece takım çalıştırmakla değil, şehrin bütün sorunlarıyla ilgilenmeye çalışıyor. Basında görüyoruz, her zaman farklı şehirlerde öğrencilerle buluşuyor, onlara tecrübelerini aktarıyor.

Sportif hayatında orta sahada oynarken gol kralı olmak gibi Türkiye için bir ilke sahip olan Hoca, 11 kere giydiği milli formayla da 2 gol attı. Sakaryalı olan ve Sakarya ekolünden yetişen Bülent Uygun, futbolu bıraktıktan sonra Sivasspor’da menajerlik görevine geldi. Bu dönemde Sivasspor Süper Lig’e tarihinde ilk kez yükseldi. Süper Lig’deki ilk sezonunda yola Lorant ile çıkan Sivasspor çok başarılı olamadı. Ardından göreve getirilen Karol Pecze ile de umduğunu bulamayan takım 17.liğe kadar geriledi. Bülent Hoca’nın buradaki deyimiyle Mcnun Başkan’ın çok iyi niyetli olmasıyla çok da erken gönderilmeyen Pecze’nin yerine göreve takımın menajeri Bülent Uygun getirildi. Takımın başında çıktığı ilk maçta İnönü’de Beşiktaş’ı sürklase eden Sivasspor sahadan 1-0lık galibiyetle ayrılıyordu. Yine Bülent Hoca’nın deyimiyle maç 15-0 bile bitebilirdi. Daha sonraları takımın idman sahasında çimleri kesen, yeri geldiğinde amelelik bile yapmaktan çekinmeyen Bülent Hoca sistemini oturtmaya başladı. Düşme potasından hemen sıyrılan Sivasspor artık ileriyi düşünüyordu. Zaten daha sonraki 2 sezon herkesin malumu. Geçen sezon son 2 haftaya kadar şampiyonluğun kovalanması ama Kral Hakan Şükür etrafında kenetlenen Galatasaray’ın gerisinde kalınması ve averajla kaybedilen UEFA Kupası bileti… Bu sezonda ligde uzun süredir lider ve şampiyonluğun en büyük adaylarından biri.

Peki, nasıl oldu da kendi deyimiyle ilk geldiğinde bu tesislerde nasıl yatılır diye düşündüğü, 800bin TL borç bulunan kulüp, şampiyonluk kovalayan ve kasasında 2milyon TL para olan bir kurum haline geldi. İlk faktör tabii ki kenetlenme. Oyuncularına bir ağabey gibi yaklaşan Bülent Hoca onların özel sorunlarıyla takım atmosferi dışında da ilgilendiğini açık açık söylüyor. Sivas ortamının İstanbul gibi bir yerden çok uzak olduğunu söyleyen hoca, İstanbul’da herkes Laila’ya giderken daha doğrusu kimsenin idmandan sonra ne yaptığı belli değilken, bizde 2 bira içenden haberim olur diyor. Ve bu düzenin en büyük avantajları olduğunu söylüyor. Bunun yanında iyi futbol tabii ki iyi oyuncularla oynanır. Türkiye’de belki de her kulüpte olması gereken bir sistemi Sivasspor’da kuran Bülent Hoca kendi scout(gözlemci) ekibiyle Sivasspor’un bütçesine uygun kaliteli oyuncuları bulmaya çalışıyor. Belki hocanın verdiği Sylla, Diallo örneklerine katılmayacağım ama Kamanan, Bilica bugün büyük takım taraftarlarının bile imrendiği isimler. Bursa’da kazma gözüyle bakılan Tum’dan da neredeyse bir orta saha oyuncusu çıkarması muhteşem bir olay.


Bülent Hoca deyim yerindeyse artık laçkalaşmış hocalar gibi idmandan evine, evinden maça giden biri değil. Yeri geldiğinde çıkıp Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşecek kadar futbolla yatıp kalkan ve projeleri olan biri. Kral Hakan Şükür ile Antalya’da bir futbol okulu projesi, Sivasspor için 35,000 kişilik bir stadyum projesi, hakemlerin standartlarının yükseltilmesi, bu ve bunun gibi birçok projesi olan biri. Bu futbol projelerinin yanında Sivas’a bir alışveriş merkezi kazandırmak da hocanın büyük hayallerinden birisi. Projelerinin önünde engel çıkaran kişilere gerekirse Beden Terbiyesi(!) çekebilecek, fazla para koparmaya çalışan menajerlere pabuç bırakmayacak birisi.

Sayın hocamın konuşmasında söz alıp, hizmetleri için teşekkür etiğimi ancak bu hizmetlerin ancak bir Avrupa başarısı ile taçlandırılabileceğini söyledim. Bu konudaki hedef ve görüşlerinin ne olduğunu sorduğumda, kendisinin bir Anadolu takımıyla şampiyonluk yaşamak, hedeflerinin uyuştuğu bir takımla UEFA ve Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazanmak ve Milli Takımımız ile büyük kupalara uzanmak gibi çok önemli hedeflerinin bulunduğunu söyledi. Önümüzdeki sene Şampiyonlar Ligi olmasa bile ki olacağını, Avrupa’yı garantilediklerini, ilk turlarda ülkemize başarılar kazandıracaklarını, Liverpool, Chelsea gelirse ne olacağını bilmediğini ama ileriki yıllar için hedeflerinin çok yüksek olduğunu anlattı.

Bütün bunlar o kadar samimi bir hava da konuşuldu ki, hocanın “bazen çok kalabalıklar vardır art niyetli olur, bazen kalabalıklar küçüktür ama orada samimiyet vardır” sözü cuk oturdu. Kendimi, ancak mahallemdeki kahvede olan o sıcak sohbette ama futbol bilgisi çok yüksek birinin karşısında bulduğumu açıkça belirtebilirim. Tabii ki gönlünde Fenerbahçe yatıyor Bülent Hoca’nın, bir gün gidecektir de. Ama kendi çocuğu gibi baktığı Sivasspor’da bu sezon şampiyon olunsa bile daha yapılacak çok iş var. Rıza Çalımbay’ın Denizlispor’da, Ersun Yanal’ın Gençlerbirliği’nde başardıklarını bir Avrupa başarısı açgözlüsü olarak ben Bülen Hocam’dan da bekliyorum. Şampiyon olursa Şampiyonlar Ligine direk katılacaklarını buradan 12 milyon avro geleceğini, şampiyonluktan dolayı her sene 5 milyon TL garanti para alacaklarını, bu parayla da bu başarıların geleceğini de müjdeledi Bülent Uygun.

Ve son olarak bir tavsiye; hocam Mecnun Başkan gibi birisini bulamayacaksan ki çok zor, bence Sivasspor’dan hiç ayrılma…

DEFOLUN

Son günlerde Galatasaray'da bir Lincoln faciası aldı gidiyor yine. Bu adamın yaptıkları bini aştı. Artık Galatasaray'ı bile takmadığını son yaptığı hareketiyle dışa vurdu. Yönetimden izin istemesi, verilmemesine rağmen ülkesine kaçarcasına gitmesi bana Ortaga'nın kaçışını hatırlattı. Umarım Lincoln'de bir daha dönmez. Tabii burada Galatasaray yönetiminin başta Adnan Sezgin olmak üzere basiretsizliğine de vurgu yapmak gerekiyor ama diğer olay varken burada bu vurgu çok anlamsız olacak. Kısaca güle güle Lincoln. Umarım bu taraftar bir daha senin gibi sorumsuz biriyle karşılaşmaz.

Bir diğer olayda Kalli ve Skibbe'nin yardımcılığını yapan Burak Sadık Dilmen ile ilgili. Ocak ayında oynanan Altay maçında oyundan alındıktan sonra Ümit Karan ile tartıştıkları kameralara yansımıştı. Ancak yine son günlerde ortaya çıkan ve Burak Hoca'nın yalanlamadığı iddialara göre Ümit Karan Burak Dilmen'i tehdit etmiş, gel sıkıysa kozumuzu soyunma odasında paylaşalım tarzında laflar söylemiş. Bu olay doğruysa zaten ayağa düşürdüğün kaptanlık pazubandını bırak, sana göz yuman yönetimi de al ve DEFOL ümit karan.

21 Mart 2009 Cumartesi

MİLLİ TAKIM

A Milli Takımımızın İspanya maçları öncesinde aday kadrosu teknik direktör Fatih Terim tarafından açıklandı.Kadroda;

KALECİLER
1- Volkan Demirel - FENERBAHÇE
2-Rüştü Reçber - BEŞİKTAŞ
3- Ufuk Ceylan - MANİSASPOR

DEFANS
4- Gökhan Gönül - FENERBAHÇE
5- Sabri Sarıoğlu - GALATASARAY
6- Emre Aşık - GALATASARAY
7- Sedat Bayrak - SİVASSPOR
8- İbrahim Kaş - GETAFE CF
9- Eren Güngör - KAYSERİSPOR
10- Hakan Kadir Balta - GALATASARAY
11- İbrahim Üzülmez - BEŞİKTAŞ


ORTA SAHA
12- Hamit Altıntop - BAYERN MÜNIH
13- Kazım Kazım - FENERBAHÇE
14- Ayhan Akman - GALATASARAY
15- Mehmet Aurelio - REAL BETIS
16- Emre Belözoğlu - FENERBAHÇE
17- Nuri Şahin - BORUSSIA DORTMUND
18- Tuncay Şanlı - MIDDLESBROUGH FC
19- Arda Turan - GALATASARAY

FORVET
20- Mevlüt Erdinç - FC SOCHAUX
21- Nihat Kahveci - VILLARREAL CF
22- Batuhan Karadeniz - ESKİŞEHİRSPOR
23- Semih Şentürk - FENERBAHÇE
24- Gökhan Ünal - TRABZONSPOR
25- Sercan Yıldırım - BURSASPOR

yer alıyor. Genel olarak baktığımda defansta sürekli yer bulan Servet, Gökhan Zan, Emre Güngör gibi oyuncuların yokluğunda Emre Aşık haricinde en azından 1 tecrübesiz oyuncuyla Barnebeu'ya çıkacağız. Bu oyuncunun Eren Güngör olacağını düşünüyorum.

Orta sahada genel olarak beklenilen kadro çağrıldı. Ancak Kazım Kazım'ın varlığının yanı sıra Uğur Boral ve Rubin Kazan'ın şampiyonluğunda Sergei Semak ile birlikte en fazla paya sahip oyuncumuz Gökdeniz'in yokluğu dikkat çekiyor.

Forvette ise bir oyuncu bolluğu söz konusu. Mehmet Yıldız'ın kadroya alınmaması bende büyük bir hayret uyandırdı. Bu maçlarda oynatılmayacaklarını düşündüğüm Sercan ve Batuhan Ümit Milli Takım'da değerlendirilip, hem Milli Takım ortamına hem de birbirlerine alıştırılabilirlerdi. Böylece Yıldız da küstürülmemiş olurdu.

Kalede ise uzun zaman sonra Rüştü takıma alındı. Volkan Demirel'in banko oynayacağını düşünüyorum. 3.kaleci olarak çağrılan Ufuk Ceylan'ın ise birkaç sene içinde Milli Kaleyi devralacağına inanıyorum.

Fatih Terim'in İbrahim Toraman, Mehmet Topuz, Mehmet Yıldız, Fatih Tekke, Emre ile kavgasından sonra Gökdeniz Karadeniz, Yıldıray Baştürk, Halil Altıntop ile birçoğunda hocamızı haklı gördüğüm olumsuz ilişkileri var. Kazım ile de olumlu... Adam takımında kadroya giremiyor ama Milli Takım'da banko...

Son olarak tahmini bir 11 yazalım;
Volkan-G.Gönül-E.Aşık-Eren Güngör-Hakan Balta -Hamit-Aurelio-Emre-Arda-Tuncay-Semih

20 Mart 2009 Cuma

ÇEYREK FİNALLER


Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası’nda çeyrek final kuraları çekildi.
Şampiyonlar Ligi eşleşmeleri;
Barcelona – Bayern Münih,
Liverpool – Chelsea,
Villarreal – Arsenal,
Manchester United – Porto şeklinde oluştu.

İlk aşamada eşleşmelere şöyle bir bakarsak birbirine ligden zaten alışık olan ama Avrupa’da da çok sık eşleşen Liverpool ve Chelsea yine karşılaşıyor. Çok beğendiğim 2 teknik adam Rafael Benitez ve Guus Hiddink. Eğer teknik direktörler kendi aralarında dama oynasa Şampiyonlar Ligi’ni her sene Benitez kazanırdı görüşüm hala devam ediyor ama Hiddink’in hiç de kötü olmayan bir rakip olduğunu kabul etmek gerek. Hollandalı teknik adamla çıktığı tüm lig maçlarını kazanan Chelsea, Juventus’u evine göndermeyi de başardı. Kısaca istim üzerinde. Liverpool da yıllardan beri kavuşamadığı lig şampiyonluğuna bu sene son vermek istiyor. Manchester’in biraz gerisinde kalsalar da geçtiğimiz hafta sonu Old Trafford’da güçlerini sınama şansı buldular. En çekişmeli eşleşme olacağı açık ve tahmin yapması çok zor olsa da son cevap Liverpool.

Jürgen Klinsmann’da kuradan önce Barca’yı istediğini söylemişti eceli gelen köpek misali. Barcelona gelirse şanslarının çok yüksek olduğunu düşünüyormuş. Lizbon karşısında gelen farklı galibiyetler farklı bakmasını sağladı belki olaya ama ya ligdeki maçlar. Barcelona son zamanlarda biraz konsantrasyon kaybı yaşasa da Lyon gibi bir takımı 5lediler. Şu an Real’in de hala 6 puan önünde lider. Messi, Eto’o ve Henry gününde oldukları zaman zaten kim olsa yeniyorlar. Bu turda da ben Barcelona’nın çok zorlanmayacağını düşünüyorum.

2006 yarı finalinde eşleşen 2 takım Villarreal ve Arsenal bu kez çeyrek finalde karşı karşıya. O zaman uzatmalarda Riquelme’nin kaçan penaltısıyla dramatik bir şekilde elenen Villarreal rövanşı almak için çabalayacak. Arsenal’de de işler bu sezon Wenger’in çok istediği gibi gitmiyor. Ligde şampiyonluktan çok önce koptular ve Şampiyonlar Ligi en önemli hedef konumunda. Temsilcimiz Nihat Kahveci’ye bol şanslar dileyerek Arsenal’in tura daha yakın olduğunu düşünüyorum.


Son şampiyon için Porto çekilebilecek en kolay kuralardan biriydi. Sporting Lizbon çıkışlı C.Ronaldo için de güzel bir karşılaşma olacak. Çok fazla yoruma gerek yok, Manchester rahat turlayacaktır.

Temsilcimiz Galatasaray’ın akıl almaz bir biçimde elenmesinden sonra UEFA’da çeyrek final eşleşmeleri de;
Hamburg – Manchester City,
Paris SG – Dinamo Kiev,
Shakhar – Marsilya,
Werder Bremen – Udinese şeklinde oldu.

Ali Sami Yen cehenneminden hem de 2-0 mağlubiyetten gelerek çıkan Hamburg, Arap şeyhlerinin elindeki yıldızlar karması Manchester City ile karşılaşacak. Eğer oyun disiplininden kopmazlarsa tura yakın olan taraf Hamburg ama Manchester’in yıldızlarının da en ufak bir açığı değerlendirecek kalitede oluşu bu eşleşmeyi gayet ilgi çekici hale getiriyor.

Paul Le Guen ile yeniden bir hava yakalayan PSG, hem ligde hem de UEFA’da iddialı konuma geldi. Ukrayna’nın savaşan takımı Dinamo Kiev karşısında zevksiz maçlar oynanacağını ve sonunda da mücadeleci tarafın yani Kiev’in turu geçeceğini tahmin ediyorum.

Bir diğer Ukrayna takımı, Mircea Lucescu’nun çalıştırdığı Shakhtar da, Eric Gerets’in çalıştırdığı Marsilya ile kozlarını paylaşacak. 2 takımda kolay gol atıp yeme özelliğine sahip. Dolayısıyla 2 maç da zevkli ve gollü geçecektir. Tur için şanslar %50.

Milan’ı eleyerek sükse yapan ama ligde işleri iyi gitmeyen Werder Bremen’de hedef bu sezon kesinlikle kupayı almak. Yıllardır takımın başında olan Thomas Schaaf da artık ilk Avrupa kupasına ulaşmak istiyor. Udinese ise büyük bir sürpriz yapıp son şampiyon Zenit’i devirdi. Ben bu sürprizlerin bir seriye bağlanmayacağını ve Almanların, İtalyanları yine üzeceğini düşünüyorum.

HAFTA SONU EĞLENCELERİ

20 Mart Cuma
20.00 Bursaspor - Fenerbahçe LİG TV
21.30 Mönchengladbach - Bochum KANAL 24

21 Mart Cumartesi
13.00 Kartalspor - Karşıyaka D SPOR
15.30 Gaziantepspor - Trabzonspor LİG TV
16.30 Stuttgart - Hertha Berlin KANAL 24
17.00 Rangers - Hearts FUTBOL SMART
17.00 Tottenham - Chelsea SPORMAX
19.00 Sivasspor - Beşiktaş LİG TV
19.20 Crystal Palace - Reading FUTBOL SMART
19.30 Newcastle United - Arsenal SPORMAX
20.00 Le Havre - Bordeaux KANAL A
21.30 Roma - Juventus NTVSPOR
22.00 Marseille - Nantes KANAL A

22 Mart Pazar
13.00 Kasımpaşa - Rizespor D SPOR
15.30 AZ Alkmaar - Feyenoord FUTBOL SMART
15.30 Wigan - Hull City SPORMAX
16.00 İnter - Reggina NTVSPOR
18.00 Liverpool - Aston Villa SPORMAX
18.00 Lyon - Sochaux KANAL A
18.00 Real Madrid - Almeria NTVSPOR
18.00 Schalke 04 - Hamburg KANAL 24
19.00 Galatasaray - Eskişehirspor LİG TV
20.00 Barcelona - Malaga NTVSPOR
22.00 Toulouse - PSG KANAL A

23 Mart Pazartesi
20.00 Adanasor - Manisaspor D SPOR

AVRUPA'DAKİ DURUMUMUZ

Galatasaray’ın da nokta koymasıyla artık Avrupa’da takımımız kalmadı. Dolayısıyla 2008-2009 sezonunda ülkemizin ve takımlarımızın aldığı puanlar da şekillenmiş oldu. Son yıllarda sürekli geriye giden ülke futbolumuz geçen sene Fenerbahçe’nin bu sene de Galatasaray’ın getirdiği puanlarla yeniden yükselişe geçti diyebiliriz. Önümüzdeki birkaç sezonda da bu performanslar devam ederse daha da yukarılara çıkabilir hatta gönderdiğimiz takım sayısını artırabiliriz.

Tabloda görüldüğü gibi şu anda 11.sıradayız ve arkamızdaki hiçbir ülkenin takımı devam etmediği için yerimiz garanti. 12.sıradaki Yunanistan ile de ciddi sayılabilecek 4.1 puanlık bir fark söz konusu. 2 takımla yoluna devam eden Ukrayna önemli yol alacak gibi gözüküyor. Bununla birlikte gelecek sezon 12.000 puan kaybedecek olan Hollanda’yı 2010-2011 sezonu için geçebilme durumumuz kuvvetle muhtemel. 5 takımla devam eden İngiltere ve 3 takımla yürüyen Almanya puan olarak zaten öndeler ve daha da ilerleyecek gibi duruyorlar.


Takımlara geldiğimiz zaman bu sezon için en çok puan toplayan takımımız Galatasaray. 15.400 puan toplayan sarı kırmızılılar 23.sırada ve takımımız bu puanla Real Madrid, Lyon, Roma, Valencia, Inter gibi takımları geride bırakmış durumda. 2004-2005 ve 2005-2006 sezonlarında neredeyse puan alamayan Galatasaray, önümüzdeki 2 sezonda durumu toparlayacak gibi duruyor. Bu sezon Fenerbahçe 6.400 puanla 63. ,Beşiktaş ise 3.400 puanla 76.sırada.


Takımlarımızın genel olarak sıralamalarına baktığımız zaman, Fenerbahçe Zico döneminde elde ettiği Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali başarısın da etkisiyle 52.445 puanla 35.sırada. Galatasaray, 33.445 puanla 60. , Beşiktaş ise 32.445 puanla 63. durumda. Son 2 sezonda Galatasaray ve Fenerbahçe ile yakalanan bu çıkış devam ederse Türk Futbolu Avrupa’da sesini hem daha çok duyuracak, hem de daha çok takımla temsil edilecektir.

OLMADI ASLANIM


Büyük umutlar, büyük heyecan ve ne yazık ki sönen hayallerle dolu bir akşam. Yıllar sonra Avrupa’da gerçekten iddialı bir Galatasaray vardı 2008-2009 sezonunda. Büyük fedakârlıklarla oluşturulan pahalı bir kadro. Bu kadro henüz oturmadığı için Şampiyonlar Ligi’ne girememişti Galatasaray. Yola UEFA’da devam edilecekti. Geçmişte oraya ulaşan tek Türk takımı olarak hedef final olarak konmuştu. Adres de gayet tanıdıktı. Kadıköy Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı. Bellinzona ile başlayan, Olympiakos, Benfica, Hertha Berlin ve Bordeaux ile devam eden seri Hamburg ile son buldu. Peki, büyük bir yatırım yapan ve bence Hamburg’dan daha iyi bir takım olan Bordeaux’yu eleyen Galatasaray neden Hamburg’a takıldı ve final şansını kaybetti?

Öncelikle taraftarların en çok bel bağladığı isimle başlayalım; efsane kaptan Bülent Korkmaz. Ucuz eleştiri yapmak kolay ama beyinsiz bir insan hayatta ne kadar zorlanırsa, beyinsiz bir takım da sahada o kadar zorlanır. Takımın 10 numarası Lincoln ile Almanya’da yaşadığı olay 10’u mental olarak bitirdi. Kalli ile geçen sene yaşanan olayın benzer bir versiyonuydu. Trabzon maçında da bir şov patlatınca Bülent Hoca, bugün Lincoln’ün iyi oynaması zordu. Tabii ki bu onun için bir özür değil ama Lincoln bu, başka bir şey değil. Sahada futbol adına herhangi bir şey yapmayan Lincoln’ü skor 2-0 iken oyundan almalıydı. Ayrıca kurduğu ilk 11 bence gayet doğruydu. Oyuncu değişiklikleri de yerindeydi ama belki de bir değişikliğin zamanının yanlış olması turu götürdü. Ben Bülent Korkmaz’ın Galatasaray’a çok şeyler katacağına inanıyorum. Ama tabii ki biraz daha alışması lazım bu zor göreve.


Oyunculara gelirsek Lincoln’e az önce de değindim. Hiçbir şey yapmadı, bu kadar yetenekli bu kadar çok şey beklenen bir oyuncunun böyle bir maçta böylesine kötü oynama hakkı yok. Genç Serkan için bazı kuşkular vardı maç öncesi ama zaten Hamburg hep kendi sağ kanadından geldiği için ona iş düşmedi. Hakan Balta ve Harry Kewell savunmada büyük bir özveri ile oynamaya devam ediyorlar. Takımın 3 gol yemesine rağmen, çok kötü görünmediler. Aslında bugün Galatasaray’da Lincoln harici çok kötü oynayan bir oyuncu da yoktu ama vasatların fazlalığı ve bir anda gol yeme hastalığı mutsuz sonu getirdi. Son dakikalarda oyuna giren ve aylardır top oynamayan Hasan Şaş’tan taraftar ne bekliyordu acaba? 11 kişiyi çalımlayıp gol atmasını mı? Hasan’ın kilo fazlalığı, koşamayacağı ayan beyan ortada. Hasan oyuna çok doğru bir şekilde yıllardır edindiği tecrübeyle belki bir pas atar belki bir orta yapar ihtimali yüzünden sokuldu. Moral olarak çökmüş bir takımda bu değişiklik yanlış diyemeyiz. Ve tabii ki Arda Turan. Takımda her şeyini vererek oynayan tek oyuncu. Galatasaray’ın gerçek kaptanı. Ayağı da kopsa oynayacak sözünü somutlaştıran örnek Galatasaray’da. Kötü de oynasa taraftarlar onun her şeyiyle oynadığına emin. Böyle bir duygu uyandırdığı için ona teşekkür etmek gerekiyor. Sağ ol Arda.

Son olarak da taraftar. Ne kadar ölmüş bitmiş bir hale bürünmüş Ali Sami Yen. Skor 2-2, henüz 10 dakikadan fazla var ama her taraf sus pus. Maç bittikten sonra tribünlere çağıracağına maç içinde bağırsa, daha yararlı olacağını göremeyen bir zihniyet. Tabii ki büyük bölümü tenzih ediyorum ama bu futbol fakiri insanlar mümkünse bir daha Mecidiyeköy sınırları içine uğramasınlar. Yıllarca bu takıma hizmet etmiş, UEFA apoletli son oyuncumuz Hasan’a yapılan çirkinlikler de hiç yakışmadı. Tek tesellimiz kırılan bu büyük umuda rağmen bazı taraftarların takıma hala sevgiyle bakabilmesi. Teşekkürler gerçek GALATASARAYLILAR.



19 Mart 2009 Perşembe

ARDA TURAN ALLAH’INA KURBAN


Koyu Galatasaraylı olduğunu her yerde açıkça söylemesine ve taraflı futbolcuların ülkemizde pek sevilmemesine rağmen Arda Turan bugün pek çoğumuzun yeteneklerini kabul ettiği ve sevdiği bir futbolcu. Ben de Arda’nın futbol gelişimini detaylı bir şekilde incelemeye karar verdim. Bakalım son yıllarda yetiştirdiğimiz en yetenekli futbolculardan Arda Turan ne gibi maceralara atılmış, hangi zorluklara göğüs gererek Avrupa futbolunda adı duyulan biri haline gelmiş.

Arda Turan 30 Ocak 1987 İstanbul doğumlu. Futbola 9 yaşında Bayrampaşa Altıntepsispor’da başlayan Arda Turan’ın yetenek avcısı Galatasaray alt yapısı tarafından keşfi 3 yıl sürdü ve 1999 yılında hayranı olduğu sarı kırmızılı camiaya girdi. Alt yapıda kendini geliştirmeye başlayan Arda, ileride iyi bir futbolcu olabileceğinin sinyallerini hocalarına veriyordu. 2002 yılında alt yapı koordinatörü olarak göreve gelen ve deyim yerindeyse burada efsaneleşen Ali Yavaş’ın da bu yıllarda çok umut bağladığı oyunculardan biriydi. Genç takımlarda kah idmanlarla kah top toplamakla geçen yıllardan sonra Arda 2003-2004 sezonunda PAF takım formasını giymeye başladı. Hatta bu sezonda oynadığı 14 PAF maçında 3 gol attı. O dönem 2.kez Galatasaray Teknik Direktörü olarak görevde bulunan Fatih Terim de Arda’daki yeteneğin farkına vardı ve A takımla idmanlara çıkardı. Daha sonra Fatih Hoca’nın yerine göreve gelen bir başka efsane Gheorghe Hagi döneminde de parlamaya devam etti. Takip eden 2004-2005 sezonunda da 28 PAF Ligi maçında 9 gol attı. Ama asıl önemlisi Hagi onu 1er kez Süper Lig ve Türkiye Kupası maçlarında oynattı. Böylece Arda ilk kez Galatasaray A Takım formasını resmi olarak giymiş oldu. 2005-2006 sezonunun ilk yarısında Eric Gerets tarafından A Takım’da hiç şans verilmeyen Arda Turan, Paf Takım’da 11 maçta 5 gol attı. 2.yarıda ise forma şansı bulması ve pişmesi amacıyla Vestel Manisaspor’a kiralandı. Burada 15 maçta 2 gol bulan Arda, Ali Sami Yen’deki maçta Galatasaray ve Manisa’daki 5-3 kazanılan maçta Fenerbahçe karşısında oldukça iyi bir oyun ortaya koyarak, Galatasaray’a ben hazırım mesajını verdi. Akabindeki sezonda Eric Gerets’in yine kiraya verilmesi yönündeki raporuna rağmen, o zaman Futbol Şube Sorumlusu olan Adnan Polat’ın ısrarıyla takımda kaldı. İlk haftalardan formayı alacağını hissettiren Arda 26 maçta 5 gol buldu. Ancak Arda’nın asıl parlamasını sağlayan maç sezon başında Şampiyonlar Ligi ön Elemesi’ndeki Mleda Boleslav maçı oldu. Galatasaray’da bu dönemde teknik direktör görevinde bir süreklilik söz konusu olmasa da Arda’nın yerşi garantilenmişti. Yeni sezonda göreve gelen Karl-Heinz Feldkamp döneminde de formasını bırakmayan Arda, takımın birbirine kenetlenmesiyle gelen efsanevi şampiyonlukta da en büyük paylardan birine sahip oluyordu. Şu anda devam eden sezonda da Galatasaray’ın en büyük kozlarından olan Arda Turan ligde attığı 6 golle takıma önemli katkı yaptı.


Arda’nın Milli Takım kariyeri de gayet parlak. Çeşitli kategorilerde Ay yıldızlı formayı 108 kez terleten Arda Turan bu maçların 28’ini teşkil eden A Milli Takım formasıyla da 5 gole imzasını koydu. A Milli Takıma çağrılmadan önce en büyük tecrübelerini 2005 yazında Akdeniz Kupası’nda Olimpik Milli Takım ve 2006 19 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası Finalleri’nde U19 Milli Takım ile yaşayan genç futbolcu, 2006 yılının ağustos ayında henüz Galatasaray’da birkaç kez forma şans bulmuşken kendisini Galatasaray’da A Takıma çıkaran ilk hoca Fatih Terim tarafından A Milli Takıma alındı. Cezalı ve sakat olmadığı dönemlerde formayı hiç çıkarmayan Arda Turan’ın 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda da en büyük kozlarımızdan olacağı açıktı. Nitekim kadroya alınan Arda Turan, turnuvadaki ilk maçımız olan Portekiz maçını kulübeden seyretti. Bu maçta oynanan kötü futbol, Fatih Terim’in Arda’yı ilk 11’de düşünmesine yol açtı. Zaten Portekiz maçının turnuvadaki en kötü maçımız olması ve Arda Turan’ın sahada olmayışı birbirinden alakasız olaylar değildi. İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maçlarında birer gol atan Arda turnuvanın yıldızlarından biri olmuştu. Yarı final maçında cezası sebebiyle kadroda yer alamayan Arda, bugün İspanya maçı öncesinde de Milli Takımın en büyük kozu.


Arda ile ilgili genel bilgilerden sonra biraz da gözlem yapalım. Galatasaray alt yapısında sağ veya sol açık olarak başlayan Arda Turan, Manisaspor’da Ersun Yanal tarafından orta beşlinin sağ tarafında oynatıldı. Bu da bütün bir kanat ona emanet olduğu için savunma yönünün inanılmaz derecede gelişmesine yardımcı oldu. Burada deyim yerindeyse sağ kanadı koridor yapmayı öğrenen Arda, bugünse genelde sol kanadı kullanıyor. Harry Kewell geldiğinde sezon başında Skibbe tarafından sağ açıkta kullanılan Arda Turan, gerek saha içi gerekse saha dışında burada rahat olamadığını açıkça belli ediyordu. Sol tarafa çok alıştığını söyleyen Arda’nın bu konudaki haklılığı da o taraftaki ters çalımları ve ters ayağını çok iyi kullanmasının da yardımıyla topu çok rahat ortaya doğru çekebilmesiyle dışarıdan da görülebiliyor. Sol bekte oynayan arkadaşına da her zaman yardıma gelen Arda Turan’ın taraftarlarca en beğenilen hareketlerinden biri de yatarak yaptığı başarılı müdahaleler. Bugün hem savunma hem de hücum yönü kuvvetli bunun yanında çok iyi olan kanat oyuncuların sayısı çok değil. Dolayısıyla Arda da Avrupa kulüplerinin ilgisini çekmiş durumda. O her ne kadar Galatasaray göndermedikçe gitmeyeceğini, bu kulüpte sonuna kadar kalmak istediğini söylese de iyi bir teklifle Avrupa’ya açılacağını tahmin etmek çok da zor değil.
Galatasaray taraftarına yazının başlığını defalarca söyleten ve ileride de tekrarlatacak olan Arda’nın bu formunu uzun yıllar devam ettirmesini, kalırsa Galatasaray’da giderse de Avrupa’da göğsümüzü daha da kabartacağını umuyorum. Son olarak, Arda Turan gibi bir oyuncunun satılacaksa da 20 milyon avrodan aşağı gitmemesi gerektiğini düşünüyorum.



18 Mart 2009 Çarşamba

YILMAZ'ın KÜNYESİ


İsim : Yılmaz Aksoy

Doğum Tarihi : 13.10.1993

Doğum Yeri : Londra

Mevki : Kaleci

Takımı : ARSENAL

Daha Önce Oynadığı Takımlar:
Leyton Orient, Tottenham

ARSENAL'Lİ YILMAZ AKSOY'LA FUTBOL ÜZERİNE

Blogdaki ilk röportajımı gerçekten ilgi çekecek biriyle yapmak istemiştim. Gurbetçi futbolcularımızın çok revaçta olduğu bu dönemde Arsenal gibi bir takımın alt yapısında forma giyen, Türkiye 16 Yaş Altı Milli Takımı oyuncusu Yılmaz Aksoy'u konuk etme fırsatı yakaladım. Geleceği, hedefleri, şu andaki yaşantısı üzerine kısa ve öz bu röportajda Arsenal'deki futbol hayatına da değindik. Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.


HHK: Sevgili Yılmaz öncelikle beni kırmayıp bu röportajı kabul ettiğin için teşekkür ediyorum.

YA: Benimle röportaj yapmak istediğin için ben sana teşekkür ederim.

HHK: Futbola geçmeden önce biraz kendinden, sosyal hayatından bahseder misin? Ne zamandan beri İngiltere’desin? Okul hayatın nasıl? Hobilerin neler? Zamanın nasıl geçiyor?
YA: 1993 doğumluyum. Batı Londra’da doğup büyüdüm, ailemin en küçüğüyüm. Futbol nedeniyle haftada 5 günüm idman sahasında geçiyor, istediğim kadar sosyal olamasam da boş kalan zamanlarımı arkadaşlarım ve ailemle geçirmeyi tercih ediyorum. Okulda kendimi başarılı bir öğrenci olarak görüyorum, bunun en büyük nedeni de disiplinli çalışmam.

HHK: Türkiye ile ilişkilerin nasıl? Ne sıklıkla geliyorsun Türkiye’ye?
YA: Akrabalarımın hepsi Türkiye’de olduğu için haftada bir Türkiye ile iletişim kuruyoruz, telefon, msn veya canlı chat üzerinden sürekli iletişimdeyiz. Arsenal ile kontrat imzalamadan önce, okul biter bitmez Türkiye’ye giderdik ailece, ama artık o kadar kalamıyorum yaz kampları ve turnuvalar nedeniyle.

HHK: Peki, futbol hayatın nasıl başladı? Bundan önce futbolla aran nasıldı?
YA: Benim hep futbola sevgim vardı, küçük yastan beri topu nerde görsem peşinden koşardım. 8 yaşında ilk futbol kulübümle sözleşme imzaladım, İngiltere 3. liginde oynayan Leyton Orient takımıydı. O günden beri 3 takim değiştirdim. Leyton Orient takımından Tottenham Hotspur’a geçtim ve şimdi de Arsenal’deyim.

HHK: Şu anda Arsenal U18 takımında oynuyorsun, gelecekle ilgili hedeflerin neler?
YA: Arsenal U18’lerde oynamak çok gurur verici bir şey bunu devam ettirmeyi ve bir gün profesyonel kontrat imzalamayı hedefliyorum.

HHK: Türk Milli Takımında şu anda ne konumdasın? Hangi takım için oynuyorsun ve hocaların kimler?
YA: Türkiye U16 milli takim kamplarına davet edildim. Almanya ve İstanbul’daki kamplara katıldım. Bu sayede Metin Tekin, Abdullah Ercan, Ferhat Südoğan ve Eser Özaltındere ile tanışma fırsatım oldu.

HHK: Türkiye’de son zamanlarda ki en güncel olaylardan birisi de çift pasaportlu oyuncuların Milli Takım tercihleri. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Örneğin Mesut Özil Almanya Milli Takımı’nı tercih etti. Yine seninle birlikte Arsenal alt yapısında oynayan Oğuzhan Özyakup’ta Hollanda U17 için oynuyor. İleride çok ilgilenmezlerse İngiltere’ye geçebilirim diyor musun?
YA: Çift pasaportlu olmak bence bir avantaj ve bu kişiye kalan bir tercih. İleride ilgilenmezlerse ve İngiltere Milli Takımı özen gösterirse tabii ki düşünürüm ama öncelik hep Türkiye’nin olur.

HHK: Bu arada Oğuzhan Özyakup demişken onunla ilişkilerin nasıl? Bildiğimiz kadarıyla Arsenal alt yapısında değerli bir oyuncu ve Hollanda U17’nin kaptanlığını yapıyor.
YA: Oğuzhan ile iyi bir arkadaşlığımız var. Oğuzhan gerçekten çok değerli ve yetenekli bulduğum bir orta saha oyuncusu. İki ayağını da çok iyi kullanmasını bilen bir futbolcu. Zaten Oğuzhan’ın şimdiye kadar gösterdiği başarı onun ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyor.

HHK: Arsene Wenger gibi gençliğe ve gençlere çok önem veren bir teknik adamla çalışmak sana ilerisi için güven veriyor mu? Onunla hiç konuşabilme fırsatın oldu mu?
YA: Wenger gibi bir teknik adamın, Arsenal A takımının başında olduğu için bizim gibi gençlere fırsat verilebileceğinden hiç şüphemiz yok bu nedenle ilerisi için güven problemimiz yok, çünkü yeteneğin varsa, Arsene Wenger gibi bir teknik adam sana kendini göstermeye şans verecektir. Arsene Wenger ile tabii ki oturup konuşma şansım olmadı ama Arsenal A Takımı maçlarına gittiğimizde yedek kulübesinin yanında oturup Wenger ile tanışma şansım oldu.


HHK: A takımdaki oyuncularla aranız nasıl? Hiçbir araya gelme imkânınız oluyor mu? Eğer oluyorsa bir Fabregas, bir Eduardo bir Gallas ile sohbet etmek çok güzel bir duygu olsa gerek. Onlarla hiç aynı sahayı paylaştın mı?

YA: Arsenal A takim oyuncularını göremiyoruz. Arsenal A takim sahası ve alt yapı sahası farklı mekânlarda olduğu için hiç görüşüp tanışma fırsatım olmadı.

HHK: Turkcell Super Lig’i nasıl değerlendiriyorsun. İngiltere gibi süper yıldızların olduğu, futbolun çok hızlı oynandığı bir yerden nasıl görünüyor Türk Futbolu?
YA: Turkcell Super Lig’i arada sırada zamanım olduğunda maçları takip etmeye çalışıyorum. Kendim Beşiktaşlı olduğum için çoğunlukla zaman bulduğumda Beşiktaş maçlarını takip ediyorum. Turkcell Super Lig, İngiltere Premier Ligi kadar gelişmiş bir lig olmadığı için buradan çok yavaş gözüküyor.

HHK: Galatasaray’ın UEFA Kupası’ndaki şansını nasıl değerlendiriyorsun?

YA: Galatasaray’ın UEFA Kupası maçlarını izlemedim ama duyduğum kadarıyla çok iyi gidiyor. Bordeaux ile kuralar çekildiğinde Galatasaray’ın hiç sansı olmadığını düşünmüştüm ama Galatasaray beni yanıltı ve inşallah bunu devam ettirebilirler.

HHK: Türkiye’den hiç teklif aldın mı?
YA: Türkiye’den henüz bir teklif almadım ama ileride ne olur belli olmaz.

HHK: Çok genç bir kalecisin ve önünde uzun yıllar var. Mesela Türkiye’den gençlere yatırım yapan bir kulüp sana teklif yaparsa düşüncelerin ne olur?
YA: İyi bir teklif yapılırsa ve benim için iyi olacaksa, neden olmasın.

HHK: Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim Yılmaz. Umarım 2014 Dünya Kupası’nda Milli Takımımızın kalecisi sen olursun.
YA: İnşallah öyle olur, Ben sana bu röportaj şansı için çok teşekkür ederim, kaleden size el sallarım Dünya Kupasında kaledeysem.(Gülüyor)

16 Mart 2009 Pazartesi

ERSAN İLYASOVA


Yazmaya başladığımdan beri hiç basketbolla ilgili bir şeye değinmemiştim. Bu da ilk olsun. Yeni jenerasyonumuzun en önemli oyuncularından belki de birincisi Ersan İlyasova hakkında bir yazı yazacağım. Her ne kadar köklerinin bulunduğu Özbekistan tarafından 1984 yılında Taşkent’te doğduğu ve asıl adının Arsen İlyasova olduğu iddia edilse de Ersan bizim kayıtlarımıza 15 Mayıs 1987 Eskişehir doğumlu olarak geçmiştir. 2,08 m boyunda olan Ersan 3ve 4 numaralı pozisyonlarda oynamaktadır.

Basketbola Ülkerspor alt yapısında başlayan Ersan, burada birçok başarı kazandı ve defalarca genç milli oldu. 2004-2005 senesinde Ülkerspor A takımında da süreler almaya başlayan Ersan İlyasova asıl hedefi olan NBA için o yaz drafta katılmaya karar verdi. Draftta Milwaukee Bucks tarafından 2.tur 6.sıradan seçildi. Bu sıralama aslında Ersan’ın beklediğinin çok altındaydı, zira ilk 12 arasında seçileceği tahmin ediliyordu. Milwaukee Bucks’ın da onun stiline çok uygun bir takım olduğu söylenemezdi. Ancak o Ülkerspor’da kalıp fazla süre almak yerine NBA olmayı tercih etti. İlk sezonunda Milwaukee tarafından NBDL( National Basketball Development League) takımlarından Tulsa 66’ers’a giden Ersan, burada 12.5 sayı ve 7 ribaunt ortalamalarıyla oynadı. Yine 2006 senesinde İzmir’de düzenlenen Avrupa Ümitler Basketbol Şampiyonası’nın en değerli oyuncusu(MVP) ödülünü kazandı. Bu başarılardan sonra döndüğü Milwaukee’de 2006-2007 sezonunda 14’ü ilk 5 olmak üzere 66 maça çıktı. 6,1 sayı ve 2,9 ribaunt ortalamalarıyla oynadı. 2007 yazında İspanya’da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda da A Milli Takımımızda yer alan İlyasova, şansını tekrar Avrupa’da denemeyi düşünerek 2007 Temmuz’unda Barcelona’ya imza attı. 2 yıldır başarıyla bu takımda oynamaktadır.


Kendi jenerasyonunda en önemli oyuncumuz olduğunu düşündüğüm Ersan’ın yaşının henüz 22 olduğunu da hesaba katarsak, NBA’i bir kez daha ziyaret edeceğini ve Milli Takımımıza daha çook katkı yapacağını söylemem fazlasıyla yerinde olur. Bu arada Ersan İlyasova evli ve 1 çocuk babası.

15 Mart 2009 Pazar

ARSENAL



Arsenal Kulübü, 1886 yılında İngiltere’de cephane üretimi işleriyle uğraşan kişiler tarafından kuruldu. Kulübün Gunners lakabı buradan gelmektedir. Kulübün 1982’den beri başkanlığını yürüten Peter Hill-Wood, ailesinin başkanlıktaki 3.temsilcisi. Daha evvel dedesi Samuel Hill-Wood, 1929-1936 ve 1946-1949 olmak üzere 2 dönem, babası Denis Hill-Wood ise 1962-1982 yılları arasında başkanlık yapmıştır. Başkanlık bayrağını babasından devralan Peter Hill-Wood 27 yıldır bu görevi aralıksız sürdürmektedir. Buradan Arsenal’de bir krallık sisteminin olduğunu çıkarabiliriz. Bunun yanında Arsenal kulübü bilindiği üzere İngiltere’nin en başarılı takımlarından biri. Tarihinde 13 İngiltere Ligi şampiyonluğu(bunların 3ü Premie Lig’de 1998,2002 ve 2004 yıllarında), 10 FA Cup şampiyonluğu, 2 Lig Kupası Şampiyonluğu, 1 İngiltere 2.Lig Şampiyonluğu, 1 Şehirlerarası Fuar Kupası Şampiyonluğu(Eski UEFA Kupası), 1 Kupa Galipleri Kupası bulunan Arsenal’in şimdilerdeki en büyük hedefi 2006 yılında final oynadığı Şampiyonlar Ligi’nde kupayı almak. Arsenal’in bu başarılar arasındaki en çarpıcı olanını ise 2003-2004 senesinde namağlûp kazandıkları Premier Lig şampiyonluğu olarak gösterebiliriz. Maçlarını 60,355 kişi kapasiteli Emirates Stadı’nda oynayan Arsenal bu stadı 2006 yılında emektar oyuncusu Dennis Bergkamp’ın jübile maçıyla kullanmaya başladı. Gunners daha önceleri zaferlerini 38,419 kişilik Highbury Stadı’nın zemininde yaşıyordu.

Peter Hill-Wood

1996 yılında menajerlik görevine Fransız Arsene Wenger’i getiren başkan Hill-Wood Türkiye’deki kulüp yöneticilerine örnek olacak bir şekilde halen aynı teknik adamla devam ediyor. Arsene Wenger demişken kendisi hakkında da bilgi vermeden geçemeyeceğim. Fransa’da birkaç takım çalıştırdıktan sonra 1987’de Monaco’nun başına geçen Wenger bu takımda 1 Fransa şampiyonluğu yaşadı. Fransa Kupası’nda da 1 kez mutlu sona ulaşan Arsene Wenger, Monaco’daki döneminde Galatasaray ile de Şampiyon Kulüpler Kupası’nda karşılaştı. O sene efsanevi maçlar oynayan Simoviç’li, Prekazi’li, Tanju’lu Cimbom karşısında çeyrek finalde elenmekten kurtulamadı. 1991-1992 senesinde de yine Monaco’yla Kupa Galipleri Kupası’nda finale yükseldi ama Bremen’e finalde kaybetti. Avrupa Kupaları’nda finallerde kaybetmek Arsene Wenger’in kaderi olacaktı. 2000 senesinde UEFA Finalinde Fatih’in Aslanlarına bir kez daha boyun eğen Wenger, 2006 senesinde de Şampiyonlar Ligi Finali’nde Ronaldinho’nun Barcelona’sına yenildi. Her ne kadar portföyünde Avrupa Kupası bulunmasa da Arsene Wenger 3 İngiltere Premier Lig Şampiyonluğuyla(birisi namağlûp) saygıyı hak ediyor. Zaten kendisi birçok otorite tarafından dünyanın en iyi teknik adamları arasında gösteriliyor.

Arsenal’in son yıllardaki Avrupa serüvenine baktığımız zaman, 2005-2006 sezonunda Thierry Henry’nin önderliğindeki takım çok güzel bir periyot çizerek Şampiyonlar Ligi’nde finale yükseldi. Bu sezonda Real Madrid, Juventus ve Villarreal’i eleyen Arsenal, finalde Barcelona’ya kaybetti ve ilk Şampiyonlar Ligi Kupası’nı almayı başaramadı. 2006*-2007 senesinde aynı başarıyı tekrarlayamayan Arsenal gruptan çıksa da son 16’da Hollanda temsilcisi PSV Eindhoven’e takıldı. Bir sonraki sezon çeyrek finale çıkmayı başaran Wenger’in talebeleri, Şampiyonlar Ligi ustası Liverpool’a elendiler. Bu sezonsa Fenerbahçe’nin bulunduğu grupta yer alan Arsenal, Fenerbahçe’nin Avrupa Kupaları’nda sahasındaki uzun süren yenilmezliğine de son vermiş oldu. Arsenal grubu Porto’nun ardında 2.olarak tamamladı. Son 16 turunda Roma’yı 1-0lık 2 maçın ardından penaltılarla eleyen Arsenal’de hedef en azından yine finale çıkabilmek.

13 yıldır Arsene Wenger’in görev yaptığı takımda bu sürede elbette ki birçok yıldız forma giydi. Thierry Henry, Ian Wright, Patrick Vieira, Dennis Bergkamp, David Seaman, Davor Suker, Tony Adams, Martin Keown, Ray Parlour, Robert Pires, Sylvain Wiltord, Marc Overmars ve Ashley Cole bu starlardan bazıları. Tabii ki bu isimler arasında Henry'nin yeri taraftalarda çok ayrı. Takımda en çok forma giymiş efsaneler, şimdilerde teknik adam olan David O’Leary, David Seaman ve 2000 finalinde Hagi’nin kırmızı kart görmesine sebep olan tartışmanın baş aktörü Portsmouth menajeri Tony Adams. Arsenal formasını en genç yaşta giyen oyuncu ise daha 17sine basmadan bu onuru yaşayan Francesc Fabregas.


Arsenal’in şu andaki kadrosu da bir yıldızlar karması. Her ne kadar dünya çapında bir kalecisi olmasa da Toure, Gallas, Fabregas, Rosicky, Nasri, Eduardo, Van Persie, Adebayor dünya futbolunda söz sahibi oyuncular. Bu yıldızların yanına son transfer döneminde Rus futbolunun altın çocuğu Andrei Arshavin de eklendi.

Genç oyunculara baktığımızda da umut veriyor Arsenal. Fran Merida, Jack Wilshere, şu an Lillestrom’da kiralık olan Havard Nordtveit, Aaron Ramsey, Nacer Barazite ve Carlos Vela geleceği çok parlak görünen genç oyuncular. Tamamı ülkelerinin genç milli takımlarında oynuyorlar hatta Caros Vela ve Ramsey A Milli takımlarda da yer aldılar.

Son olarak Arsenal’in bu sezon ki ülke içi performansına değinerek yazıya son verelim. Ligde işler istedikleri gibi değil. 29 maçta topladıkları 52 puanla 5.sıradalar ve gediklisi oldukları Şampiyonlar Ligi’ni kovalıyorlar. Lig Kupasında alt lig ekibi Burnley’ye çeyrek finalde elendiler. Federasyon Kupası’nda ise Salı günü çeyrek finalde Hull City ile karşılaşacaklar. Kesinlikle Wenger’in sezon başında umduğu bir performans değil ancak ben Arsenal’in ŞampiyonlarLigi biletini alacağına kesinlikle inanıyorum.

4. GENÇ AKADEMİ



Blogumuz her ne kadar futbol, Football Manager ve diğer sporları içeren bir blog olsa da, eğitim bizim için vazgeçilmez bir olgu. Dolayısıyla eğitimi direk veya dolaylı yoldan destekleyecek her şeyi ben de desteklerim, yer veririm. Bu sebeple artık geleneksel hale gelen Genç Akademi programının 4.sünü hazırlayan Bilkent Üniversitesi Operational Research Kulübü'nü kutlar, başarılarının devamını dilerim.

4.GENÇ AKADEMİ tüm üniversite öğrencilerine açıktır ve bu sene konu strateji üzerine kurulmuştur. 16-19 Nisan tarihleri arasında Bilkent Otel'de gerçekleştirilecek olan program için konaklamalı ve konaklamasız olmak üzere 2 seçenek mevcuttur.

Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.


14 Mart 2009 Cumartesi

ÇEYREK FİNAL YOLARI TAŞTAN

Temsilcimiz Galatasaray’ın Hamburg ile oynadığı maç haricinde 7 karşılaşma daha vardı Perşembe akşamı. Bu karşılaşmalarda Bremen-St.Etienne, CSKA Moskova-Shakhtar, Udinese-Zenit, PSG-Braga, Kiev-Metalist, City -Aalborg, Marsilya-Ajax karşı karşıya geldi.


Gecenin en sürpriz sonucu bence Udinese’den geldi. Geçen sene rakiplerini eze eze eleyerek şampiyon olan Zenit’i sahalarında 2-0 mağlup ettiler. Geçen tur Avrupa’da adı çok duyulmamış olan Lech Poznan karşısında bile zorlanan Udinese, İtalya’nın son zamanlarda parlayan oyuncusu Quagliarella ve tecrübeli yıldızı Di Natale’nin 90+7’de penaltıdan attığı gollerle galip geldi. Son dakikada Shirokov’un atılmasıyla 10 kişi kalan Zenit’te, Fatih Tekke’de 63’te Pogrebnyak’ın yerine oyuna girdi. Bu maçta Udinese oldukça avantaj yakalasa da sahasında Zenit’in gerekli skoru elde ederek bu turu geçeceğine inanıyorum.

Bir diğer maçta Fransa’da PSG ile Portekiz futbolunun sürpriz temsilcisi Braga karşı karşıya geldi. Son derece sıkıcı geçen maçta Braga kendine avantajlı sayılabilecek bir skor almayı başardı. Fenerbahçe’den kiralanan Mateja Kezman’da PSG’de oyuna sonradan dâhil oldu. 2.maçın çok çekişmeli geçeceği oldukça açık. Braga tura biraz daha yakın.

Tanıdık simaları karşı karşıya getiren maçta Zico, Lucescu’yu alt etmeyi başardı. Rusya’da iki demir perde ülkesinin takımlarını karşı karşıya getiren maç çok çekişmeli geçse de beklenen kalite sahada yoktu. Karşılamanın tek golü penaltıdan Brezilyalı yıldız Vagner Love ile geldi. Bu turda hala şansların %50 olduğu, ligde çok fazla şampiyonluk iddiası olmayan Shakhtar’ın tek hedefi olan UEFA’yı kolay kolay bırakmayacağı inancındayım.

2 Ukrayna ekibinin mücadelesinde ise Dinamo Kiev ile Metalist Kharkiv mücadelesi vardı. Her ne kadar Metalist bu sene çok ekstra işler yapsa da Ukrayna’da en büyük kulüp tartışmasız Dinamo Kiev. Bu maçta da belki de bunun dinamikleri işledi ve Dinamo sahadan 1-0lık galibiyetle ayrıldı. Her ne kadar Metalist’in bir sürpriz yapma ihtimali bulunsa da, psikolojik üstünlüğü olan Kiev’in tura daha yakın olduğunu düşünüyorum.

Çok gol atıp, çok gol yeme konusunda oldukça becerikli 2 ekibin mücadelesinde Manchester City, erkenden bulduğu 2 golle rakibini alt etti. 2-0lık bu skor gerçekten çok büyük avantaj getirecektir City’e. Havalarında ısınmasıyla saha konusunda da eskisi kadar avantajlı olamayacak Aalborg. Ben turun başında Aalborg’un Manchester için büyük sorun olacağını düşünüyordum ve her ne kadar turu geçemeyeceklerse bile Danimarka’daki maçın halen zor olacağını düşünüyorum.

Bir önceki turda Milan’ı eleyerek iddiasını ortaya koyan Bremen bu sene ligde iyi değil. Dolayısıyla bütün ağırlığını UEFA Kupası’na verdi. Milan’ı elemek kolay değildi, bunu başardılar. Karşılarında yine ligde çok kötü durumda olan ama Yunanistan’da her sene şampiyonluğa ambargo koyan Olympiakos’u dağıtmış bir St. Etienne vardı. Almanya’daki maçta turu garantileyecek olmasa da kendilerine avantajı getirecek skoru, defans oyuncusu Naldo’nun golüyle buldular:1-0. 2.maç için de Werder Bremen’in bu turu kaybetmesinin sürpriz olacağını düşünüyorum. Eğer oynarlarsa 2.maçta St.Etienne’den Payet ve Matuidi’ye dikkat etmenizi öneriyorum.


Son olarak da en kaliteli eşleşmeye bakalım; Marsilya, evinde konuk ettiği Ajax’ı 2-1 ile geçerek küçük de olsa avantaj yakaladı. Galatasaray’a getirdiği efsanevi şampiyonlukla ülkemizde unutulmazlar arasına giren Eric Gerets’in takımı, her an gol atma ve yeme potansiyeline sahip, sağlam bir takım değil yani. Ajax ise onlardan da beter. Dolayısıyla 2 takımında gol bulması şaşırtıcı değil. 2.maçta da aynısı olacaktır. Bu karşılaşmada 10 kişi klan Ajax’ın direnerek farkın artmasını önlemesi de onlar için psikolojik bir avantaj. Ancak yine de bu tur için kesin bir şey söylemek çok zor.


UEFA Kupası 4.Tur 2.maçları programı ise şöyle:


18.03.2009-Çarşamba
21.30 Saint Etienne – Werder Bremen
21.45 Ajax – Marsilya

19.03.2009-Perşembe
19.00 Metalist Kharkiv - Dinamo Kiev
19.30 Shakhtar – CSKA Moskova
19.30 Zenit – Udinese
21.30 GALATASARAY – Hamburg
22.00 Aalborg – Manchester City
22.30 Braga – Paris Saint Germain

ALMANYA ZATEN BİZİM


Perşembe akşamı Son 16’nın ilk maçları oynandı. Hepsi çekişmeli, güzel maçlardı belki ama Hamburg-Galatasaray karşılaşması kesinlikle ayrı bir yere sahipti. Genelde olduğu gibi Avrupa’da son kalan temsilcimiz olan Galatasaray’ı tribünlerde binlerce vatandaşımız yalnız bırakmadı, çılgınca destekledi. Her Avrupa karşılaşmasında Sami Yen’den çok daha iyi ortam oluşturan gurbetçilerimizi buradan bir kez daha kutluyorum.

Karşılaşma öncesi sayıca çok fazla olan sakatlıkların üstüne bir de Fernando Meira’nın Zenit’e satılması, Galatasaray savunmasını deyim yerindeyse öksüz bırakacaktı. Burada Emre Aşık’tan başka adamı olmayan Bülent Korkmaz, genç Semih yerine Hakan Balta’ya şans tanıdı. Maçın başındaki ufak bir hatası dışında Hakan’da gayet başarılı bir oyun ortaya koydu. Aslında tüm takım gayet akıllı oynuyor, pas yapıyor, Hamburg’un kendilerinden daha üstün olan fizik gücünü kullanmasına izin vermiyordu. Bu şekilde devam edip bir de kontratak golü bulduk. Bu arada golü atan Ayhan Akman’da sahada basmadık yer bırakmadı. Orta sahada elinden gelmeyenleri de yaptı. Savunmada Emre Aşık, Mladen Petric’i iyi kontrol ediyordu, bu sayede Hamburg’da kolay kolay pozisyon bulamadı. Petric, ilk yarıdaki tek pozisyonu da cömertçe harcayınca, soyunma odasına önde gittik. Bu da bir deplasman takımı için büyük avantajdı.

Doğal olarak ikinci yarıya Hamburg baskılı başladı. Hemen de golü buldular. Neyse ki bu gol Galatasaray’ı demoralize etmedi. Hemen ardından Nonda’nın kaçırdığı %100lük pozisyon taraftara saç baş yolduracak cinstendi. Burada Nonda denen bu adam için de bir şeyler yazmak farz-ı ayn oldu. Takımın forveti olarak sahaya çıkıp, Ayhan Akman’dan bile geride oynayan Nonda, ne pres yaptı, ne kafaya çıktı. Her aldığı topu geriye veren bu adama Bülent Hoca nasıl bu kadar dayandı anlayamadım. Lincoln belki çok iyi oynamadı ama tepkisinde çok da haksız değil. Bu Nonda sahada dururken o da şaşırdı herhalde nasıl çıktığına. Nonda’nın umarsızca kaçırdığı o pozisyonun ardından Emre Aşık, Macar hakem Kassai’nin gaddarca verdiği kararla kırmızı kart gördü. Zaten stoper sıkıntısı çeken Galatasaray için bundan kötü haber olamazdı. Herkes Semih’in vakti bu sefer geldi diye düşünürken savunmaya Harry Kewell geçti ve neredeyse 40 dakika sırıtmadan stoper oynadı.



Bu dakikadan sonra saha avantajının yanına, oyuncu fazlalığını da ekleyen Hamburg bastırmaya başladı. Akıl almaz pozisyon kaçırdılar ve beraberliğe razı oldular. Hatta son dakikada Ümit’in golü verilse sahadan mucizevî bir galibiyetle bile ayrılabilirdik. Burada sahaya Nonda ile çıkan, ona 70 küsur dakika dayanabilen Büent Korkmaz’ın da oturup bunu bir daha düşünmesi gerekiyor.

2.maç için gayet avantajlı bir skor gibi görünse de, Galatasaray bu kadro imkânsızlığı içinde çok dikkatli olmalı, Bordeaux maçında olduğu gibi maçın hemen başında gol yememeli. Savunma kurgusu için yine genç Semih’in oynaması gerektiğini iddia ediyorum. Harry Kewell’ın önde oynaması gerektiğine inanıyorum. Eğer büyük bir hata yapılmazsa Bordeaux maçından çok daha kolay bir maç olacaktır 2.maç. Zaten daha sonra ayrıntılı bir şekilde o maça bakarız.

13 Mart 2009 Cuma

HAFTA SONU EĞLENCELERİ

14.03.2009 Cumartesi

13:00 K.KARABÜKSPOR - DİYARBAKIRSPOR D SPOR
14:45 ManU - Liverpool SPORMAX
15:15 Ankara - Sivas LIG TV
17:00 Middlesbrough - Portsmouth SPORMAX
19:00 Besiktas - Genclerbirligi LIG TV
19:00 Cagliari - Genoa NTVSPOR
20:00 Nantes - Lorient KANAL A
21:30 Juventus - Bologna NTVSPOR
22:00 Bordeaux - Nice KANAL A
23:00 Sporting Lisbon - Rio Ave SPORMAX RTPI
23:00 Alt. Bilboa - Real Madrid NTV
23:20 Lanus - Colon NTVSPOR


15.03.2009 Pazar

13:00 BOLUSPOR - KASIMPAŞA D SPOR
13:30 Feyenoord - PSV FUTBOL SMART
15:30 Chelsea - Man.City SPORMAX
16:00 Siena - Milan NTVSPOR
18:00 Aston Villa - Tottenham SPORMAX
18:00 Lyon - Auxerre KANAL A
19:00 Trabzon - Galatasaray LIG TV
20:00 Atletico Madrid - Villarreal NTVSPOR
21:30 Inter - Fiorentina AZ TV
22:00 PSG - Marsilya KANAL A
22:00 Almeria - Barcelona NTVSPOR
22:15 Porto - Naval SPORMAX

16.03.2009 Pazartesi

20:00 MANİSASPOR - SAKARYASPOR D SPOR
22:00 West Ham - West Brom SPORMAX

11 Mart 2009 Çarşamba

HAMBURG – GALATASARAY

Büyük gün geldi çattı. Bu tur Galatasaray için Avrupa’da yeniden ben de varım diyebilme fırsatı. Bülent Korkmaz için Bordeaux maçının yönetimin yaptığı şoklamayla kazanılmadığını gösterme fırsatı. Arda Turan için Bayern’e selam çakma, Lincoln için Almanya’ya kim olduğunu hatırlatma, genç Semih için de Bülent Korkmaz olma fırsatı.


Böylesine önemli bir maç öncesi, takımda defans kurgusu üzerinde büyük sıkıntılar varken F.Meira’yı göndermekten çekinmeyen Galatasaray yönetimi, umarım Türk Futbolunun yeni bir yıldız kazanmasına vesile olur. En büyük temennim basında yer aldığı gibi Hakan Balta’nın stopere çekilmesi yerine, genç Semih’e aslanlar gibi oynama şansı verilmesidir. Bu hem ona inandığımızın bir göstergesi hem de alt yapıdaki diğer gençlerimiz için umut kaynağı olacaktır. Bir Emre Çolak bir Cem Sultan’da A takımda yer alabileceklerini ciddi ciddi düşünebilecek.
Takımdaki birçok sakatın üstüne Milan Baros’ta kart cezalısı ve oynayamayacak. Bülent Korkmaz’ın oyunun daha büyük bölümünü Galatasaray yarı alanında geçiren Nonda yerine başka bir alternatife yönelmesi gerektiğine inanıyorum.
Galatasaray orta sahası yarın hiç koşmadığı kadar koşmalıdır, koşacaktır. Süper Lig’deki son 2 maçtaki kötü futbolun acısı bu maçta çıkacaktır. 99-00 senesinde 4.turda ilk maçta yine deplasmanda başka bir Alman takımı Dortmund’a yaptığını bu sefer Hamburg’a yapacak Galatasaray. 57.000 kapasiteli stadın en az yarısı, ateşli Türk taraftarlarıyla dolacak, maçtan sonra Hamburg sokakları Mecidiyeköy’ü aratmayacak.
Bu kadar actiondan bahsetmek bile karnımı acıktırdı: Arda usta oradan bir HAMBURGer çek, amman acısız olsun…

8 Mart 2009 Pazar

FOOTBALL MANAGER


FM ile ilgili önceki yazımda Football Manager’in benim de içinde olduğum önemli bir grup için çok önemli olduğunu belirtmiştim. Hatta bu oyunu bir yaşam biçimi haline getirip uyku haricindeki zamanının büyük bir bölümünü bu oyuna ayıranlar var. Bu yazımda SI Games’in efsane oyunu hakkında bazı dinamiklerden bahsetmeye çalışacağım. Bir kere oyunun dilleri arasında Türkçe ne yazık ki yok. Türkçeleştirme çalışmaları oyunun Türkiye’deki temsilcisi Turksportal tarafından yapılıyor ancak %100 düzeyine gelmesi elbette ki çok zor(Buradan dil çalışmasıyla milyonlarca FM severe yardımcı olan arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum). Bu yüzden oyunda profilde gösterilen terimlerin Türkçe karşılıklarını sizler için yazacağım.

Alışım (Adaptability): Kendi ülkesi dışındaki ülkelerde yaşamaya ne kadar kolay alışabildiği.
Hırs (Ambition): Olabildiğince önemli lig/takımlarda oynama/çalışma isteği.
Tartişılma (Controversy): Oyuncunun saha dışındaki hareketlerinin ne kadar tartışmaya yol açıcı olduğu.
Kararlılık (Determination): Oyuncunun ne kadar azimli olduğu.
Sadakat (Loyality): Oyuncunun takımına ne kadar sadık olduğu (yüksek sadakat değerine sahip oyuncular, genelde takım yollamadıkça ayrılmak istemez)
Baskı Kaldırabilme (Pressure): Saha içi ve dışında oyuncunun uzerindeki baskıyı ne kadar iyi kaldırabildiği.
Profesyonellik (Professionalism): Saha içi ve dışında oyuncunun profesyonelliği. Profesyonel oyuncu kendisine daha iyi bakar, yaz tatilinde antrenmanlara devam eder ve bu nedenle yaşlandığında CA’si daha yavaş düşer/oyuncu üst seviye liglerde/takımlarda daha uzun süre oynar.
Sportmenlik (Sportsmanship): Oyuncunun saha içi ve dışında ne kadar sportmen olduğu. Sportmen oyuncu rakip hakkinda aşağılayıcı açıklama yapmaz, ırkçı hareketlerde bulunmaz, saha içinde kendisini ufak bir temas sonrasi yere atmaz.
Huy (Temperament): Oyuncunun sinirlerine hakim olabilme becerisi. 20 = Sinirlerine hep hakim olabilen, 1 = Sinirlerine hakim olamayan.

Korner (Corners):Oyuncunun korner kullanmada ne kadar iyi olduğu, korner vuruşlarının isebetliliği. (Orta yapma ve Teknik korner atışının kalitesini etkiler)
Orta Yapma (Crossing): Oyuncunun orta yapmada ne kadar iyi olduğu, yapılan ortaların isabetliliği. (Yakın mesafeden yapılan ortaların genelde daha isabetli olacağı göz önünde bulundurulmalıdır).
Top Sürme (Dribbling):Oyuncunun top sürmede ne kadar iyi olduğu. Bu özellik oyuncuların hem top sürme konusunda istekliliğini, hem de top sürerken oyuncununun hızının ne kadarını kullanabildiğini ayarlar.
Bitiricilik (Finishing):Oyuncu kaleyi gördüğünde yaptığı vuruşların etkinliği. Oyuncunun bitirici vuruşlar yaparken vuruş kalitesi, kalenin köşelerini bulma becerisi, yapılan vuruşun isabetliliği.
İlk Temas (First Touch):Oyuncu topla buluştuğunda ilk topa dokunuşunun ne kadar kaliteli olduğu. Oyuncunun topu havalandırmadan veya kontrolünü kaybetmeden durdurabilmesi dışında, topa yapılan ilk temas ile topu etki yaratacak yere doğru yönlendirebilmesi de göz önünde tutulur.
Kafa (Heading):Kafa şutlarının veya paslarının isabetliligi (teknik beceridir, zıplama ve topla buluşma becerisi degil)
Uzun Sut (Long Shots):Uzun mesafelerden isabetli şut vurma becerisi. (Bir nevi ceza alanı dışından bitiricilik)
Uzun Taclar (Long Throws):Uzun mesafeli ve isabetli taç kullanma becerisi.
Markaj (Marking):Rakibi marke etme becerisi (Teknik özelliktir. Hız/hızlanma, önseziler vs. markajın etkinliğini belirler).

Pas (Passing):İsabetli (ve takım arkadaşının topu alabileceği doğru hızda) pas verebilme becerisi.
Penaltı (Penalties):Etkili penalti kullanma becerisi (özellikle kalenin köşelerine sıklıkla penaltı atabilen oyuncular yüksek değerler alırlar).
Frikikler (Free Kicks):Oyuncunun tehlikeli pozisyonlarda frikik kullanımının ne kadar kaliteli oldugu. (Uzun şutlar ve orta yapma ve teknik atılan şutun veya yapılan ortanın kalitesini etkiler)
Topa Müdahale (Tackling):Oyuncunun top kapma amaçlı müdahalalerinin ne kadar etkili olduğu. (Bir bakıma oyuncunun yerden, üstüne dripling ile gelen oyunculara karşı ne kadar etkili olduğu).
Teknik (Technique):Tekniği ve top kontrolünün kalitesi. Top ayaginda olduğu zaman rahatliği. Bu özellik diğer bütün teknik özelliklerin ne kadar kaliteli kullanılabildiğini etkiler (Mesela yüksek tekniğe sahip, top sürme özelliği düşük oyuncu top sürerken yüksek hızda top süremez ama topu iyi kontrol eder. Dripling özelliği yüksek ama tekniği düşük oyuncular top sürerken topu ayağından açar. Bitirici vuruş yaparken yüksek tekniğe sahip oyuncular kaleyi daha fazla tutturur, tekniği düşük oyuncular zaman zaman dağlara taşlara vurur vs.)
Çok Yönlülük (Versatility):Normalde oynamadığı pozisyonlara oyuncunun ne kadar kolay adapte olabildiği.

Saldırganlık (Aggression):Saha içinde ne kadar saldırgan oldugu. Saldirgan oyuncu daha çok top kapmaya tesebbüs eder ve oyun içinde daha aktif olur. Topa müdahale tekniği düşük oyuncularda bu özelliğin yüksek olması, oyuncunun çok faul yapmasına, top mudahale tekniği yüksek oyuncular için bu özelliğin yüksek olması oyuncunun daha fazla top kapmasını, daha etkili olmasını sağlar.
Önceden Sezme (Anticipation):Topun az sonra nereye gideceğini önceden sezebilme becerisi. (Golcüler için fırsatçılık, defansif oyuncuları için toplara önce müdahale edebilme becerisi olarak değerlendirilebilir.
Cesaret (Bravery):Saha içinde oyuncunun cesareti. Daha cesaretli oyuncular uçarak kafa vurma veya şutun önüne yatarak blok etme tesebbusünde bulunurlar. Cesur olmayan oyuncular adam adama markajda oyundan kaybolurlar, etkili olamazlar.
Soğuk Kanlılık (Composure):Üzerinde baskı olduğu durumlarda oyuncunun nasıl reaksiyon gösterdiği – bir oyuncu maçın son dakikalarinda kaleci ile karşi karşiya kalinca golü atabilme becerisi varsa soguk kanli, defans oyuncusu baskı olmadigi halde pas vermek yerine ileriye doğru topu yolluyorsa soğuk kanlı değildir.
Konsantrasyon (Concentration):Oyuncunun her anda ne kadar konsantre olduğu – konsantrasyonu yüksek (düşük) oyuncu mac icinde sürekliliği olan (olmayan) oyuncudur.
Süreklilik (Consistency):Maçtan maça oyuncunun performansının sürekliliği. Bu özelliğe eger 5 verilirse, oyuncu oynadiği maçların sadece %20sinde Current Ability’sinin belirlediği performansı gösterir. 20 verilirse oynadığı maçların %80’inde Current Ability’sinin belirlediği performansı gösterir. Not: Bu çok önemli bir özelliktir ve oyuncunun bir sezonun genelinde ortaya koyduğu performansı büyük ölçüde etkiler.
Kararlar (Decisions):Top ayağında olduğu zamanlarda oyuncunun doğru kararı verebilme yeteneği.

Kirlilik (Dirtiness):Oyuncunun saha içinde ne kadar fazla kirli hareket yaptığı (rakibin ayagina bilerek basma, çelme takma, rakibe tükürme, formadan çekme vs.)
İçgüdüsel Yetenek (Flair):Oyuncunun, rakibin beklenmediği hareketleri yapma ihtimali. Kararlar özelliği yüksek oyuncular bu yeteneklerini doğru zamanda kullanır ve etkinliğini arttırır.
Önemli Maçlar (Important Matches):Oyuncunun önemli maçlarda (kupa finalleri gibi) ne kadar iyi performans gösterdiği. Bu özellik kulüp için önemli sayılacak maçlarda süreklilik (consistency) özelliği yerine kullanılır.
Söz Geçirme (Influence):Takımda önderlik yapma, takım arkadaşlarına ilham verme becerisi. (Editör'de bu özellik Leadership olarak belirtilir.)
Topsuz Alan (Off The Ball):Ofansif pozisyon alabilme becerisi, oyuncunun hareketliliği ve pas almak için alan değiştirme becerisi. Bu tip oyuncular genelde markaj atlında tutulması zor olan oyunculardır. Editör'de bu özellik Movement olarak belirtilir.
Pozisyon Alma (Positioning):Defansif pozisyon alma becerisi. Kaleciler icin doğru pozisyonu ne kadar iyi alabildiği.
Takım Oyunu (Teamwork):Kendisi yerine takim için oynama isteği. Saha içinde her an için yardımlaşmayı benimseyen oyuncular için yüksek olması gereken bir özelliktir.
Yaratıcılık (Creativity):İyi pozisyonlardaki oyunculari sezebilme becerisi. Bu özelliği daha yüksek olan oyuncular daha geniş bir bölgede iyi pozisyondaki oyunculari gözlemleyebilir. Editör'de bu özellik Vision olarak belirtilir.
Çalışma Oranı (Work Rate):Maç sırasında ne kadar calışkan olduğu. Kazanma ihtimali düşük olan topların peşinden ne kadar koştuğu, maç içinde ne kadar fazla koştuğu, ne kadar pres yaptığı. Bu özelliği yüksek olan oyuncular pres yapmaya yatkın oyunculardır. Bu özelliği düşük olan oyunculara pres yapma görevi verilse bile az pres yapar.

Hızlanma (Acceleration):Tüm hızına ne kadar çabuk ulaşabildiği. Oyuncunun çabukluğu.
Çeviklik (Agility):Ne kadar çevik olduğu. Kaleci dişindaki oyuncular icin ekseni etrafında ne kadar çabuk dönebildiği. Kaleciler için yere düştükten sonra ne kadar çabuk tekrar ayağa kalkabildiği.
Denge (Balance):Rakiple mücadele sırasında dengesını ne kadar iyi koruyabildiği.
Sakatliğa Yatkınlık (Injury Proneness):Oyuncunun ne kadar sık sakatlandığı. Bir bakıma sakatlık konusunda şanssızlık özelliği. Çok mücadele edip, çok sakatlanan oyuncular için de yüksek olabilir, Düz yolda yürürken sakatlanan oyuncular için de yüksek olabilir.
Zıplama (Jumping):Oyuncunun havadan gelen topa müdahale edebilme becerisi. Boy ve zıplama becerisinin karişimidir. Genelde kısa boylu oyuncular düşük değer alırken, uzun boylu oyuncular yüksek değer alır.
Natural Fitness (Sağlık):Oyuncunun ne kadar sağlıklı olduğu. Sakat olduğu veya antrenman yapmadığı dönemlerde oyuncunun ne kadar zinde olduğu. Sağlıklı oyuncular, sakatlıktan çabuk çıkar ve yaşlandığında daha uzun süre zinde kalırlar.
Hız (Pace):Tum hızı ile koştuğunda ne kadar hızlı olduğu. Koşabildiği en yüksek hız.
Dayanıklılık (Stamina):Yorulmadan ne kadar uzun süre oynayabildiği.
Güç (Strength):Oyuncunun fiziksel gücü. Fiziksel gücü yüksek oyuncular kora kor mücadelelerde nispeten zayıf rakiplere karşı üstünlük sağlar.

Bu özelliklerden bazıları, oyuncu profilinde görünmemesine rağmen oyunda çok etkili olan özelliklerdir.

Bir de potansiyel kavramı var. FM’de oyuncu potansiyelleri 200 üzerinden değerlendiriliyor. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olabilecek kalitede bir oyuncu 200 değerini alırken bu değer daha kötü oyuncularda gitgide düşüyor. Örneğin son FM sürümünde ülkemizdeki potansiyeli en yüksek oyuncu Roberto Carlos(190) ancak yaşı itibarıyla bu seviyede oynamasını bekleyemiyoruz. Bu yüzden oyuncunun o anda sahip olduğu yetiyi oyuna yansıtan CA kavramı da oyunda mevcut. Örneğin genç bir oyuncu düşük bir CA değerine sahipken, kadroda yer alıp kendini geliştirme imkânı buldukça bu değer yükseliyor ve o oyuncunun maksimum potansiyeline ulaşabiliyor. FM gözlemcileri tarafından çok fazla izlenme imkânı olmamış oyuncular için eksi değerler kullanılıyor. Bu değerler -1 ‘den -10’a kadar değişiyor. -10 dünya çapında olabilecek gençler için kullanılırken,-1 değeri ileride futbol geleceği olamayacağı düşünülen kişilere verilmekte. Oyunda;
-10: 170-200, -9: 150-180, -8: 130-160, -7: 110-140, -6: 90-120, -5: 70-100, -4: 50-80, -3: 30-60, -2: 10-40, -1: 0-20 aralığında random değerler alacak şekilde ayarlanmıştır.
Not: Türkçe özellikler için Turksportal yönetimine bir kez daha teşekkür ederiz.

KADİR HAS STADI

Öncelikle bu kadar güzel bir tesisin Kayseri'ye, Kayserispor'a, Milli Takımımıza dolayısıyla Türkiye'ye kazandırılmasında emeği geçen tüm kişileri kutluyorum. 2006 yılında temeli atılan, Türkiye gibi resmi işlerin çok yavaş yürüdüğü bir ülkede, bu kadar özveri isteyen, Avrupa standartlarının üstünde bir stadı, 3 yıl gibi çok kısa sürede tamamlamayı başardık. Bu ve bu gibi tesisler ülke futbolumuzun gelişimine çok büyük katkıda bulunacaktır. Avrupa Şampiyonası ev sahipliğimizden bahsediliyor. Aday olurken maketlerle sunum yapmaktansa, bitmiş bir tesisle yarışmak çok büyük bir artı olsa gerek.

32.864 kapasiteli olan Kadir Has Stadı'nın, ev sahipliğini yapacağı Kayserispor ve Erciyesspor'un başarılarına katkısının çok büyük olacağını düşünüyorum. Üstü tamamen kapalı olan stadyumda, alttan ısıtma sistemi de bulunuyor. Kayseri'deki yoğun kış şartları artık futbolu etkilemeyecek. Bu tesiste bir olimpik yüzme havuzu, spor salonu, atletizm pisti ve tenis kortları da bulunmakta. Kayseri'ye sportif anlamda çağ atlatan bir yapı olduğu çok açık.

Umarım ki, hem Kayserispor hem de Milli Takımımız burada çok başarılı maçlar oynar ve bir gün bu stad Avrupa Şampiyonası maçlarına ev sahipliği yapar.

Bu arada Kayserili hayırsever iş adamı, rahmetli Kadir Has'ı da saygıyla anıyorum.

GENÇLERBİRLİĞİ 2-0 ANKARAGÜCÜ


Ankara’nın kuşkusuz en köklü iki takımını karşı karşıya getiren derbide gülen taraf 2-0 ile Gençlerbirliği oldu. Maça ve takımlara geçmeden önce, taraftarlara değinmek istiyorum. 19 Mayıs Stadı belki tam olarak dolu değildi belki ama gerek Ankaragücü gerekse Gençlerbirliği taraftarları boğazları elverdiğince takımlarını desteklediler. Zaten Ankaragücü taraftarı herkes tarafından biliniyor. Takımlarını hiçbir maçta yalnız bırakmayan Ankaragüçlüler saatli kale arkasını hınca hınç, karşı kale arkasının da yarısını doldurmuşlardı. 90 dakika boyunca takımlarını desteklerken 16. dakikada Bursaspor lehine bağırmayı da unutmadılar. Fazla taraftarı olmadığı iddia edilen Gençlerbirliği de yalnız değildi. Maraton tribününün hemen hemen tamamı doluydu. 40 kadar Gençlerbirliği taraftarı ise maçı karşı kale arkasında Ankaragücü taraftarlarıyla seyretti. Bu futbolmuz açısından olumlu bir not olarak gözüme çarptı.Karşılaşmada taraflar arasında atışmalar da yaşanmadı değil. Ankaragücü taraftarının Melih Gökçek lehindeki tezahüratı sonrası, sürekli yuf çeken Gençlerbirliği tarafı, gollerden sonra da Gökçek’e gönderme yapmayı unutmadı.

Karşılaşmaya geçecek olursak, öncelikle maç harika bir zeminde oynandı. Geçen sezonun Mart ayında zeminin çimle kaplı bölümü sahanın ancak yarısı oluyordu. Süni çimin gelecek sene değiştirilmesi düşünülüyor ancak alttan ısıtma olmayacaksa bu yine çok kötü zeminlerin habercisi demek. Zeminin gayet iyi olması, akıcı bir futbolu da beraberinde getirecekti, nitekim maç da iyi başladı. Gençlerbirliği daha atak gözüküyordu. Önde pivot olarak Kahe, arkadan da Troisi, Mustafa bazen de Soner ile gol arıyorlardı. Ankaragücü de önde Jaba gibi hızlı bir oyuncu ve kafa toplarında etkili De Nigris ile sonuca gitmeye çalıştı. İlk yarıda iyi bir mücadele olmasına rağmen, genç yetenek Soner Aydoğdu’nun Gençlerbirliği adına kaçırdığı pozisyon dışında heyecan yoktu. 2. Yarıya oldukça hızlı başlayan Gençlerbirliği, kaçırdığı birkaç pozisyonun ardından 63.dakikada genç forveti Mustafa ile öne geçti. Burada sol bek Momha’nın yaptığı ortanın güzelliğini de vurgulamamız gerek. Yenik duruma düşmesine rağmen Ankaragücü fazla pozisyon üretemedi. Bunda 4 defansla birlikte, Galatasaray’ın eski defansı Bouzid’in ön libero olarak defansa çok yakın gömülü biçimde oynamasının da payı büyüktü. Dakikalar geçtikçe açılan ama pozisyon üretemeyen A.Gücü karşısında oldukça rahat pas yapan G.Birliği son anlarda Troisi’nin gözümüzün pasını silen şık golüyle farkı 2’ye çıkardı ve 3 puanı kaptı.

Karşılaşmada Gençlerbirliği orta sahası oldukça verimliydi. Çok fazla faydalı olamayan forvet Kahe’ye rağmen, orta saha pozisyon üretmeyi başardı. Oldukça rahat pas yapan Troisi, Soner, Bilal Ankaragücü’ne zor anlar yaşattı. Burada Fenerbahçe maçında da izleyip beğenmediğim Jedinak’a değinmek istiyorum. Defansa yönelik bir orta saha oyuncusu olan Jedinak, çok yavaş ve müdahaleleri yetersiz. Bu oyuncu yerine sağ içe yakın olarak Mehmet Nas’ın kadroya girmesi hem direnci artıracak hem de sağ kanada daha da işlerlik kazandıracaktır. Defansta da oldukça sağlam duran Gençlerbirliği’nde kaptan İlhan ve Addo göbekte oldukça dikkatliydiler. Bekler Hakan ve Momha da hem savunmada hata yapmadı hem de hücuma destek verdi. Özellikle Momha duran toplarda da çok etkili.

Ankaragücü’nün en başarılı oyuncusu tartışmasız kaleci Serkan’dı. Yediği ilk golde Türk kalecilerin her zaman yaptığı zamanlama hatasına düşen Serkan’ın maç boyunca başka hatası olmadı bilakis süper kurtarışlar yaptı. Orta sahada Semavi Özgür de hem pas alış-verişleri, hem de takımını atağa kaldırmasıyla çok göze batan bir oyuncu. Ankaragücü’nde başka sivrilen oyuncu olmaması mağlubiyeti getiren sebeplerden biriydi. Takım kimyası açısından Hakan Kutlu’nun biraz daha çalışması gerekecek.

Bu sonuçtan sonra, her ne kadar tam olarak tehlike geçmese de G.Birliği üst sıralara göz kırparken, Ankaragücü iyiden iyiye ateş çemberinin içinde kaldı. 100. senesinde taraftarıyla üst sıraları hedeflemeyi arzulayan Ankaragücü öncelikle ligde kalmak için çok çalışmalı.
Hakem Koray Gençerler maça ağırlığını bir türlü koyamadı, verdiği kararlarda takdir haklarını Ankaragücü’nden yana kullandı. Bu kadar güzel bir zemin ve hava bulmuşken hakemlerimiz biraz daha dikkatli olmalı.

OLYMPIQUE LYONNAIS

Manisaspor’dan sonra sıra Avrupa’nın devlerinden birine Olympique Lyon’a geldi. 1950 yılında kurulan Olympique Lyon, maçlarını 41.044 kapasiteli Stade de Gerland da oynamaktadır. Fransa’nın son yıllarda açık ara en başarılı takımı olan Lyon’un başkanlığını Jean-Michel Aulas, teknik direktörlüğünü ise Claude Puel yapmaktadır. Son 7 sezondur üst üste Fransa Şampiyonluğu unvanını kimseye kaptırmayan Lyon, ne ilginçtir ki bu şampiyonlukları 4 farklı teknik adamla kazandı. 2001-2002 sezonunda Jacques Santini ile tarihinin ilk şampiyonluğunu kazanan Lyon, Santini’nin Fransa Milli Takımı’nın başına geçmesinden sonra Paul Le Guen’i takımın başına getirdi. 3 sezon üst üste takımı şampiyon yaparak Lyon’a adeta çağ atlatan Le Guen, son şampiyonluğun kazanılmasının ertesi günü istifasını açıklayarak takımdan ayrıldı. Bu çok şaşırtıcı kararın ardından kulübün başına ünlü Fransız teknik adam, Fransa Milli Takımı ve Liverpool’un eski çalıştırıcısı Gerard Houllier getirildi. Gerard Houllier’in kulüpte bulunduğu 2 sene içerisinde de ligde fire vermeyen Lyon seriyi 6 yıla çıkardı. Houllier’den sonra ise göreve bir başka Fransız Alain Perrin getirildi. Bir dönem adı Galatasaray ile anılan Perrin ile de zorlanmasına rağmen şampiyonluğu kaptırmayan Lyon rekorunu geliştirmeye devam ediyor. Bu sene takımı daha önce de belirttiğim gibi Claude Puel çalıştırıyor ve Lyon ligde yine lider durumda ve en yakın rakibi PSG’nin 1 puan önünde.

Daha önce Lyon’da teknik adam olarak görevde bulunmuş tanıdık yüzler de yok değil. Fransa Milli Takımıyla 98 Dünya Kupası’nı kazanan Aime Jacquet 76-80, şimdiki Fransa teknik direktörü Raymond Domenech 88-93, eski Beşiktaş teknik direktörü Jean Tigana da 93-95 yılları arasında bu kulüpte görev aldılar. Ayrıca Olympique Lyon’un bu kadar çok teknik adam değiştirmesine rağmen sürekli şampiyon olma başarısının altında muhteşem transfer stratejileri yatıyor. Fransa Ligi’nde iyi buldukları bir oyuncuya 5-10 milyon avro vermekten çekinmeyen kulüp yönetimi, bu oyuncuları daha sonra çok daha pahalıya pazarlamanın yollarını çok iyi biliyor. Örneğin son 4 sene içerisinde Michael Essien’i 38, F.Malouda’yı 21 milyon avroya Chelsea’ye, M.Diarra’yı 26 milyon avroya Real Madrid’e, Tiago’yu 15 milyon avroya Juventus’a, gelecek vaat eden bir oyuncu olarak gösterilen Hatem Ben Arfa’yı 12 milyon avroya Marsilya’ya, Alou Diarra’yı 7,5 milyon avroya Bordeaux’a ve Eric Abidal’i 15 milyon avroya Barcelona’ya sattılar. Sadece bu 7 oyuncudan kasalarına 135 milyon avroluk bir girdi söz konusu. Bu transfer stratejilerini sürdürdükleri müddetçe Lyon’un başarısız olma ihtimali oldukça zayıf. Bu arada Lyon kulübü, ülkemizden Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin de üye olduğu Avrupa Kulüpler Birliği(ECA)’nin 17 kurucu üyesinden biri konumunda.

2001-2002 sezonundan beri şampiyonluğu kimseye kaptırmayan Lyon’un arşivinde 64, 67, 73 ve 2008 yıllarında kazanılmış 4 Fransa Kupası, 51,54 ve 89 yıllarında kazanılmış 3 de 2.Lig şampiyonluğu bulunuyor. Olympique Lyon’un son 5 sezondaki Avrupa macerasına da bir göz atmakta fayda var. 2004-2005 sezonunda Fenerbahçe’nin de bulunduğu gruptan 1.olarak çıktılar. O sezon çeyrek finalde Guus Hiddink’in PSV’sine penaltılarla yenilerek elendiler. 2005-2006 da ise yine çeyrek finale yükselme başarısını gösterdiler. Milan ile eşleşen Lyon, rakibine 0-0 ve 3-1lik skorlarla boyun eğdi. Bir sonraki sezon ise artık Lyon’un patlama sezonu olarak görünüyordu futbolseverler tarafından. Olası bir şampiyonluk çok da sürpriz değildi. Ama Lyon bu kez çok erken bir turda son 16 da Spalletti’nin Roma’sına elenmekten kurtulamıyordu. 07-08 sezonunda da son 16 da bu sefer Manchester United tarafından süpürüldüler. Bu sezonda yine artık aşina olduğumuz bir şekilde gruptan çıkan Lyon, son 16da Barcelona ile eşleşti ve ilk maçtan kendi evinde 1-1lik skorla ayrıldı. Barcelona karşısında Nou Camp’ta işleri çok kolay değil.

Kulüp hakkında verilen bu genel bilgilerden sonra biraz da kadro yapısına göz atmakta fayda var. Kadro kalitesi olarak çok üst düzey futbolculara sahip bir takım Lyon. Kalecileri Fransa’nın yeni neslin Steve Mandanda ile birlikte en iyisi olan Hugo Lloris. Milli Takım formasını da 1 kez giyen Lloris, bu yaz 8,5 milyon avro karşılığında Nice’den alındı. Bu sezon 31 maçta forma giydi ve kalesinde 25 gol gördü. Lyon gibi daha çok gol atmaya önem veren bir takım için bu sayı bence normalin çok altında. Defansta banko forma giyen oyuncular Brezilyalı Cris ve Fransız Boumsong. Brezilya formasını 22 kez terleten Cris 5 sezondur layıkıyla giydiği Lyon formasının hakkını bu sene de veriyor. Oynadığı 29 maçın tamamında sahada 90 dakika kalan Cris, ne kadar istikrarlı bir oyuncu olduğunu da bir kez daha göstermiş oldu. Cris’in yanında ise bir başka tecrübeli isim Jean Boumsong var. Daha önce Glasgow Rangers, Newcastle United ve Juventus gibi Avrupa’nın önde gelen kulüplerinde oynamış olan Boumsong, ülkesine döndükten sonra iyi futboluna kaldığı yerden devam ediyor. Takımın atak bir futbol tarzını benimsemesine karşın, defansta Cris ile olan uyumu, Lyon için bir sigorta.

Savunma konusuna değindikten sonra sıra şimdi de Lyon’un bana göre en önemli silahında. Böyle bir orta sahaya dünyanın her kulübü sahip olmak ister. Belki ayrıntılı olarak hepsine değinmeyeceğim ama isim isim bakarsak; Juninho, Ederson, Toulalan, Jean Makoun, Bodmer, Kim Kallström, Sidney Govou ve Miralem Pjanic. Hepsi de Avrupa’daki kulüplerin %90ında banko oynayacak isimler. Burada Lyon tarihine adını altın harflerle kazımış, Galatasaray için Hagi neyse belki de Lyon taraftarı için ondan da büyük olan bir futbolcu söz konusu: Juninho Pernambucano. 2000 yılında Brezilya’nın Vasco De Gama takımından alınan süperstar, aralıksız 9 senedir Lyon formasını başarıyla giyiyor. Takımın üst üste kazandığı 7 şampiyonluğun hepsinde pay sahibi olan Juninho takımın kaptanlık görevini de Gerard Houllier tarafından bu göreve getirilmesinden beridir üstlenmiş durumda. Ülkesi Brezilya’nın formasını da 44 kez giyip, 7 de gol atan Juninho, Brezilya’nın 2006 Dünya Kupası kadrosunda kendine yer buldu. Usta işi frikikleriyle tanınan oyuncu bu sezon Lyon için 25 maçta 8 gol kaydetti. İlerlemiş yaşına rağmen(34), tekniğinden hiçbir şey kaybetmeyen Juninho umarım ki daha uzun süre gözlerimizin pasını silmeye devam eder. Orta sahadaki bir diğer süper oyuncu da Jeremy Toulalan. Henüz 25 yaşında olan Toulalan, ak düşmüş saçlarıyla dikkat çekiyor. Ama daha dikkat çekici olan nokta tabii ki futbolu. 2006 yılında katıldığı Lyon’da banko foma şansı bulan ve aynı yıl Real Madrid’e satılan Diarra’nın yerini dolduran Toulalan, savunmaya dönük orta saha futboluyla, tabiri caizse Allah Allah hücum yapan Lyon’un olmazsa olmazı. Fransa Milli Takım’ınında değişilmezi olan Toulalan 22 kez giydiği bu formayla son Avrupa Şampiyonası’nda da yer aldı.

Forvet bölgesinde ise şu anda dünyanın en popüler genç oyuncularından biri, belki de birincisi oynuyor: Karim Benzema. Alt yapısından yetiştiği Lyon’da 2004 yılından itibaren yavaş yavaş forma şansı bulan Benzema, geçen sezon teknik direktör Perrin’in kendisine güvenmesiyle banko oynamaya başladı ve hocasına borcunu oynadığı 36 maçta 20 gol atıp, gol kralı olarak ödedi. Fuleli koşuları, adam eksiltmesi, kafa vuruşları üst düzeyde olan Karim Benzema hızlı ve teknik oluşunu yanı sıra iki ayağını da kullanabilme yetisine sahip. Bu sezonda oynadığı 31 resmi maçta attığı 19 golle takımının en golcüsü. Real Madrid’in transfer listesinde olduğu konuşulan futbolcu, Fransa teknik direktörü Domenech’in de prensi konumunda. 20 kez giydiği milli formayla 5 de golü mevcut.

Bir parantez de Lyon’un gelecek vaat eden futbolcularına açıp bu uzun ama keyifli yazıyı bitirelim. Lyon’da Clement Grenier, Yannis Tafer, Loic Abenzoar, Said Mehamha ve Miralem Pjanic gibi çok genç ve bir o kadar potansiyelli oyuncular var. Bu oyunculardan Miralem Pjanic, Lyon’a bu sezon Metz takımından 7,5 milyon avro karşılığında katıldı. Orta sahada daha çok forvete yakın bölgede oynayan Pjanic özellikle ara pasları ve iyi şutlarıyla tanınıyor. Karim Benzema ile oldukça iyi anlaşan oyuncu Bosna Milli Takım formasını 4 kere giydi. Fransız FM araştırmacılarının bu oyuncuya -10 potansiyel değeri verdiğini hatırlatarak, bu oyuncunun ismini aklınızın bir köşesine not etmenizi tavsiye ederim.

Lyon takımına geniş bir açıdan bakmaya çalıştım. Umarım bu uzun yazı, sizi sıkmamış, bir nebze de olsa bilgilendirici olabilmiştir.