29 Mayıs 2009 Cuma

ÖZHAN CANAYDIN, VEFA ve UEFA


2000 yılında UEFA Kupası'nın kazanılmasından beri, bu kadroya gereken değerin bir türlü verilmediği, kadrodaki efsane isimlere dahi vefasızlık yapıldığı söylenilir. Gerçekten de Başkan Faruk Süren'in her yıl 17 Mayıs tarihi yakınlarında artık gelenekselleşen yemekleri olmasa herhangi bir aktivite yapılmıyor Türk futbol tarihinin en büyük başarısıyla ilgili. Hatta ilk olarak NTV ve NTVspor'un katkılarıyla toplu olarak canlı yayına katıldı o zamanki teknik heyet ve futbolcular(O programla ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz). Adnan Polat'ta başkan olduğundan bu yana geçmişte birtakım küskünlükler sonucu ayrılmış olan efsaneler için düşünceleri olduğunu dile getiriyordu. Bunlardan ilkini 2000 yılının efsanelerini Galatasaray Adası'nda bir araya getirerek gerçekleştirdi. Fatih Terim geceye geçirdiği ağır operasyondan ötürü ne yazık ki katılamadı. Buradan hocaya da geçmiş olsun diyorum. Geceye Hakan Şükür, Hagi, Bülent Korkmaz, Ümit Davala, Arif Erdem, Suat Kaya dahil olmak üzere bir çok futbolcu katıldı. Hakan Şükür'ün "Evet, kırgınlıkları olan arkadaşlarımız var, ancak biz bu kupayı yöneticiler için değil Galatasaray için kazandık ve bu yüzden buradayız" açıklaması gerçekten her şeyi özetliyor.

Aslında ben bu yazıda bu geceyi ve 17 Mayıs 2000'i değil, bu süre zarfında yapılan vefasızlıkların nedenini tartışacağım. İlk olarak futbolumuzun vizyonunun genişlemesinde gerek yöneticilik gerekse başkanlık döneminde inanılmaz katkısı olan Başkan Süren... UEFA Kupası alındıktan sonra, 96 yılında göreve gelen ve daha sonra bir şekilde anlaşamayan Başkan Süren ve o dönemin sekreteri Özhan Canaydın sürekli karşı karşıya gelmeye başlamıştı. Kulübün girdiği borç yükünü kullanan Canaydın sürekli başkanın altını oyuyordu. Gözü başkanlıktan başka hiçbir şeyi görmeyen Canaydın, kendisinin liseli Süren'in ise alaylı olmasını kullanarak, Faruk Süren'i Galatasaray'ın parasını yiyen biri olarak gösterip, kulübün olağanüstü kongreye gitmesini sağladı ve Mart 2002'de de başkan oldu. Bu belki de yapılan ilk vefasızlıktı ve altında Canayın imzası taşıyordu.



Başkan olduktan sonra göreve Fatih Terim'i getirirken şampiyon takımın teknik direktörünü gözünü kırpmadan göndermesi Fatih Terim geldiği için o dönemde hiçbir Galatasaraylıyı üzmedi belki ama Lucescu'nun futbol anlayışını sevmeyen biri olarak ben dahi kesinlikle bunun bir vefasızlık olduğunu düşünüyorum. Fatih terim döneminde yapılan onca başarısız transferden sonra doğal olarak başarısızlık vardı. Belki de Terim vaadiyle kazandığı seçimi unutup yine koltuk telaşına düşen Canaydın bu seferde efsane teknik adamı göndermeyi ve bir başka efsane Hagi'yi takımın başına getirmeyi seçti. Başarısızlık durumunda herkes bir takım bedeller ödemeli tabii ama Canaydın döneminde bu kural Canaydın hariç herkes olarak değişiyordu ve büyük bir vefasızlık daha yapılıyordu.

1995'te Tugay Kerimoğlu'nun yerine kaptan olduktan sonra aralıksız 10 yıl bu görevi sürdürdü Bülent Korkmaz. Nice şampiyonluklar, Türkiye Kupaları onun ellerinde havalandı. UEFA Kupası, Süper Kupa'yı kaldırdı. Milli Takımımızın dünya 3.lüğünde kaptan yine oydu. 2005 yılına gelindiğinde yaşlanmıştı artık, futbolu bırakması gerekiyordu. Ama unutulmaz bir şekilde. Oysa Canaydın yönetimi bırakalım unutulmaz bir jübile yapmayı, kendisine ulaşılamadığını iddia etti. Milli Takıma katkılarından dolayı teşekkür ederek bir jübile yapmayı ve kaptanına vefa borcunu ödemeyi düşünen Fatih Terim ise Bülent Korkmaz'a ulaşmayı başarmıştı. Bulgaristan maçıyla hem milli takıma hem de futbola veda etmişti büyük kaptan. Bu ayıp da Canaydın'ın 3.vefasızlık eserini oluşturuyordu.


Ve Hakan Şükür. Olaylı bir biçimde yaptığı 2 İtalya macerasının ardından yine evine dönmüştü 2003'te Hakan Şükür. Golleriyle takımı sırtlamaya devam etmiş, kaptanlığıyla özellikle 2006 ve 2008 şampiyonluklarında inanılmaz pay sahibi olmuştu. Ancak kulübü gençleştirme yoluna giden Adnan Polat yönetimi 2008 Mayıs itibariyle Hakan'ın artık kulüpten ayrılmasını istemişlerdi. Bunu yaparken kendisine güzel bir jübile, adına spor okulları ve heykelinin dikilmesini teklif etmişlerdi. Ancak oynamak isteyen Hakan bu teklifleri kabul etmedi ve buruk ayrıldı. Burada belki de Türkiye'de hiçbir futbolcunun ulaşmayacağı teklifi yapan Polat yönetiminin tek eksiği ısrarcı davranmayıp Hakan'ın kabul etmesinin sağlayamamak oldu. Ama sonuçta Polat döneminde de küskünler kervanına Hakan Şükür eklenmiş oldu.

UEFA gecesinden çıkıp bu 9 yıllık geçmişte kısa bir yolculuktan sonra, gerçekten de bu dönemde önemli isimlere karşı hoş olmayan tavırlar söz konusu. Asıl mühim nokta ise bu kararların neredeyse hepsinin altında aynı kişinin Özhan Canaydın'ın imzasının olması...

28 Mayıs 2009 Perşembe

"ŞEREFSİZİM SİVASSPORLUYUM"

Başkan Mecnun Odyakmaz

Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz verdiği bir röportajda "Fenerbahçe'yi yendiğimiz de niye yendin, yenildiğimizde de niye yenildin diyorlar. Evet önceden Fenerbahçeliydim. Ama Sivasspor Başkanı olduktan sonra Fenerbahçe diye bir şey kalmadı. Şerefsizim Sivassporluyum" demiş. Gerçekten 2.Lig'den aldığı bir takımı bütün zorluklara rağmen tarihinde ilk kez Süper Lig'e çıkarmış, başarabildiğinin en iyisi ölçütünde tesisleşme çalışmaları başlatmış ve ligde sportif olarak da çok başarılı olmuş bir başkan. Keza bu sezon Sivas'ta oynanan Fenerbahçe karşılaşmasını da 2-1 kazanan bir takımın başkanı. Dolayısıyla kendisine yapılan Fenerli, Fener'e çalışıyor yakıştırmalarını her ne kadar geçmişinde Rüştü Reçber'i dövecek grubun içinde bulunacak kadar fanatik olsa da kabul etmek mümkün değil. Umarım Sivasspor önümüzdeki yıllarda da bu şekilde devam eder ve ligimiz için yeni bir soluk olur.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

MESSI mi RONALDO mu


Büyük final geldi çattı. Aslında bu maç Sir Alex Ferguson ve Josep Guardiola haricindekiler için Manchester United - Barcelona maçından öte Lionel Messi - Cristiano Ronaldo karşılaşması. 2 yıldız şu anda neredeyse tüm otoriteler tarafından en iyi 3 futbolcudan 2'si olarak gösteriliyor(Steven Gerrard'ın hakkını teslim edelim). İkisinin de dünyanın her ülkesinde hayranları var. Bu iki oyuncu hakkında kısa bilgilerle başlayalım.

Lionel Messi: Arjantinli bir ailenin çocuğu olan ve 1987 yılında dünyaya gelen Messi sanılanın aksine futbola Barcelona'da başlamadı. Ariel Ortega'nın Fenerbahçe'den sonraki takımı Newell's Old Boys alt yapısında futbola başlayan Messi, vücudunda büyüme hormonu eksikliği ortaya çıkınca çareyi Arjantin'i terk etmekte buldu. Ona en iyi tedavi imkanlarını ve futbol geleceğini vaat eden Barcelona kulübünü seçti. Barca alt yapısına bu şekilde katıldı. Barca'ya geldikten tedavisine ara vermeksizin devam ederken futbolunu geliştirmeyi de ihmal etmedi. Her ne kadar küçük yaşlarda İspanya'ya gelmiş ve vatandaşlık almış olsa da milli takım için aklında hep Arjantin vardı. Aslında dünya futbol sahnesine de ilk olarak Tangocuların formasıyla çıktı. 2005 yılında Hollanda'da düzenlenen U20 Dünya Kupası'nda Arjantin'in şampiyonluğunda en büyük pay sahibi olmasının yanında en iyi oyuncu ve gol krallarına verilen Altın Top ödülünü de kazandı. Artık Barceona takımında da söz sahibiydi. Bu turnuvanın hemen ardından 2005-2006 senesinde formayı sırtına geçirmişti. Yine hemen bu turnuvadan sonra 2005 Ağustos'ta da Arjantin Milli Takım'ına çağrıldı. Her ne kadar ilk maçında oyuna girdikten 40 saniye sonra kırmızı kart görse de o artık Arjantin'in en büyük umuduydu. 2006 Dünya Kupası kadrosunda da kendine yer buldu. Bu zamandan sonra Messi sürekli özelliklerini geliştirdi ve artık küçük çocukluktan takım liderliğine geçişte baya yol aldı. Barca'da kazandığı 2006 Şampiyonlar Ligi, 2006 ve 2009 Lig Şampiyonlukları gibi büyük başarıları var.



Cristiano Ronaldo: Portekizli ve 1985 doğumlu olan Cristiano Ronaldo CD NAcional takımında oynadıktan sonra Portekiz'in en ünlü kulüplerinden Sporting Lizbon'da profesyonel oldu. Aynı sezonda takımın 16 Yaş Altı, 17 Yaş Altı, 18 Yaş Altı ve A Takımlarında oynayan ilk ve tek sporcu oldu. O zamanki Liverpool menajeri Gerard Houllier'in dikkatini çeken bu yetenekli çocuk, Liverpool yönetiminin yaşının çok genç olması sebebiyle veto edildi. 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası için yapılan Jose Alvalade Stadı'nın açılış maçı olan Sporting Lizbon - Manchester United maçında 2 gol atarak yıldızlaştı ve başta kaptan Gary Neville ve diğer ManU oyuncularının Ferguson'a ilk kez bir oyuncunun transferi için öneri yapmalarını sağladı. Bu şekilde Manchester United'a geçti. Manchester'a geldikten sonra tamamen dünyanın gözü önünde olan Ronaldo'nun yaptıklarını biliyoruz. Takımının 2007, 2008 ve 2009'da kazandığı Lig ve geçen sene ki Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarında çok büyük bir paya sahip. Geçen sene Premier Ligin 31 golle gol kralı. Ayrıca Portekiz Milli Takımı'nın 2004 Avrupa Şampiyonası finalisti ve 2006 Dünya Kupası yarı finalisti olmasında çok etkin bir oyuncu.


Bütün bunları başarmış oyuncuların en iyi olarak gösterilmesi şüphesiz çok gerçekçi. Cristiano Ronaldo öldürücü deparları, kafa vuruşları, uzaktan attığı inanılmaz şutlar ve nasıl vurduğu gerçekten belli olmayan bitirici frikikleriyle izlemesi büyük zevk olan bir oyuncu. Artık olgunlaşması sayesinde eskiden çok fazla yaptığı rakibi küçük düşürücü makas hareketlerini ve buna benzer çalımları o kadar denemediğini de söyleyebilirim. Lionel Messi ise varisi olarak gösterildiği Maradona'nın en ünlü 2 hareketini şimdiden yaptı. 1986 Dünya Kupası yarı finalinde İngiltere'ye karşı 2 inanılmaz gol atmıştı Maradona. Biri orta sahadan aldığı topla herkesi geçerek gol, diğeri de elle gol. Messi bunların aynısını şimdiden başardı. Yani bundan sonrakiler Maradona'nın üstüne koydukları. Şaka bir yana Messi inanılmaz dribbling ve çalım kabiliyetinin yanına muhteşem asistleriyle ispatladığı pas verme yeteneğini de koymuş durumda. Golcülükte de ne kadar başarılı olduğunu bu sezon ligde oynadığı 31 maçta attığı 23 golle gösterdi. Birebirde Messi'yi durdurmanın en iyi yolunun faul yapmak olduğu artık herkes tarafından biliniyor.

Bu ikisi arasındaki karşılaştırmalar uzun zamandır yapılıyor ve görünüşe bakılırsa bir 10 sene daha yapılacak. Bana kalırsa Messi'nin normal bir insan ve oyuncu kabul etmezsek, Cristiano Ronaldo dünyanın en iyisi...

BANK ASYA'DA ÖDÜLLER


Bank Asya 1. Ligi'nin sona ermesinin ardından verilecek ödüllerde sahibini buldu. Ödüllere ligin en başarılı takımı Manisaspor damgasını vururken, yılın 11'ine 5 oyuncu soktu. Ayrıca yılın takımı ödülüne layık görüldü. Ödüllerin tam listesi ise şöyle oluştu;

Yılın Genç Yeteneği : Rıdvan Şimşek (Karşıyaka)
Kurumsal Başarı Ödülü : Altay
Yılın En Centilmen Takımı : Boluspor
Yılın Teknik Direktörü : Coşkun Demirbakan(Diyarbakır)
Yılın Futbolcusu : Sezer Öztürk (Manisaspor)
Yılın Takımı : Manisaspor
Play-Off'ların En Değerli Futbolcusu : Erhan Küçük(Kasımpaşa)

Yılın 11'i:

Ufuk Ceylan
(Manisaspor)

Güven Varol Evren Kürkçü Ersan Adem Ferhat Öztorun
(Manisaspor) (Kasımpaşa) (Adanaspor) (Manisaspor)


Yiğit İncedemir

(Manisaspor)

Engin Öztonga Sezer Öztürk Cihan Yılmaz
(Diyarbakır) (Manisaspor) (Karşıyaka)


Özgürcan Özcan Sertan Eser
(Sakaryaspor) (Kasımpaşa)

24 Mayıs 2009 Pazar

ŞAMPİYON MANİSASPOR


Ligler biter gibi oldu. Artık değerlendirme yazılarına başlayabiliriz. Tabii ilk olarak önce bitmiş olması itibariyle Bank Asya'ya uzanacağız. Neredeyse bütün sene ligi lider götürüp sonunda da şampiyonluk sevincini yaşayan Manisaspor ile veriyorum startı. Memeleketimin takımı olması dolayısıyla çok sıkı takip ediyorum Manisaspor'u. Şimdi FM Araştırmacılığı da eklenince daha da koyu Manisalı olduk. Sezon başında bırakın şampiyonluğu ilk 6 için bile şans tanımak zordu Levent Eriş'in talebelerine. Tamam kadro hiç fena değildi ama takımın kötü bir şekilde, taraftarla büyük problemler yaşayarak düşmüş olması, Vestel'in desteğini çekmesi gibi durumlar taraftarı oldukça düşündürüyordu. Genç bir kadroyla yola devam edecekti Manisaspor. 3-4 tecrübeli oyuncunun yanında hep dinamik oyuncular olacaktı.

Her şeye rağmen lige çok güzel bir giriş yaptı Manisaspor. İlk 10 hafta namağlup devam etti. Zaten bu sene ki başarının altında yatan en önemli özelliklerden biri alınan istikrarlı sonuçlardı. Puan kayıpları da namağlup serilerde arka arkaya geliyordu. Maç maç irdelemek gereksiz zira daha önceki Manisaspor yazımda bunları ayrıntılı bir şekilde yazmıştım.

Oyuncu ve teknik ekip olarak bakmakta fayda var bu sebeple.

Kalede Ufuk Ceylan Bank Asya 1. Ligi'nin zaten tartışmasız en iyisi. Hatta son zamanlarda Fatih Terim tarafından A Milli Takıma çağrılarak ne kadar gelecek vaat ettiğini de bir kez daha göstermiş oldu. Kendisinin Galatasaray'a gideceğine dair söylentiler var ama kalırsa Manisaspor'un en büyük güvencelerinden biri olacağı çok açık. Ufuk banko olduğu için diğer kalecilere pek iş düşmedi ama burada devre arasında Konyaspor'dan kiralanan yedek kaleci İlker'e değinmek lazım. Ufuk'un olmadığı tek maçta da kırmızı kart cezalısı olmayı başararak oynayamadı bu arkadaş.

Defans bölgesi de Manisaspor için çok sorun olmadı sezon içinde. Oldukça rotasyonlu bir şekilde Hüseyin Tok, Erman Güraçar, Tufan Esin, Omar Kalabane, Stephane Borbiconi, Tolga Doğantez, Ferhat Öztorun ve Güven Varol gibi iyi alternatifleri kullanma şansı vardı Levent Hoca'nın. Yine de şampiyon bir takım için 34 maçta yenilen 37 golün biraz fazla kaçtığını söyleyebiliriz. Bu isimler arasında özellikle Güven, Ferhat ve Kalabane takımın sigortaları olduğunu ispatladı.



Orta saha bölgesinde de çok koşan oyuncuların sütüne kurulu bir sistem vardı. Ön libero mevkiinde oynayan Yiğit İncedemir için defansif olarak çok çok iyi diyebiliriz. Tabi böyle bir oyuncunun ofansif olarak kötü olduğunu belirtmeliyim. Zaten 2 yönü de iyi oynasa Avrupa Ligleri'nde oynayabilirdi. Hemen her maçta oynayan ve uzaktan iyi şutları olan Almanya çıkışlı gurbetçi oyuncu Nizamettin Çalışkan da bu koşan orta saha elemanlarından biriydi. Yine defansta adını verdiğim Güven Varol da zaman zaman ortanın sağında oynadı ve başarılı oldu. Rotasyonu arada sırada zorlayan Fatih Egedik ve Ömer Közen gibi Turkcell Süper Lig patentli oyuncular da vardı kadroda. Ancak tabii ki orta sahanın en önemli ismi takımın genç kaptanı Sezer Öztürk'tü. Bu sezon 13 gollük bir katkı yaptı kaptan ve Levent Eriş'in hücum planlarının baş aktörüydü. Takımdan ayrılacağına kesin gözüyle bakılıyor Sezer'in. Ama büyük kulüplere gitmeyecekse Manisaspor'un onun için gayet uygun bir takım olduğunu söyleyebilirim.

Ve forvet. İleri uç hattı Cenk İşler, Rafael Marques, M.Hanifi Akagündüz, Adem Büyük ve Ergin Keleş'ten oluşan Manisaspor 34 maç sonunda bulduğu 64 golle ligin açık ara en golcü takımı. Rafael, Cenk Ve M.Hanifi'ye neredeyse eşit süre veren Levent Eriş bu oyunculardan fena bir verim de almadı. Genç Adem ve 2. yarı gelen Ergin de yedek oldular. Ancak yine de takımın en golcü oyuncusu orta sahaya yakın oynayan kaptan Sezer Öztürk oldu.

Baktığımız zaman iyi oyuncularının isimleri sürekli transfer dedikodularında geçen Manisaspor, eğer bu oyuncuları kaybederse kadrosunu çok iyi bir şekilde takviye etmek zorunda. Zaten takımda bulunan 3 yabancının yanına 5 tane daha alma hakkı var. Ve Manisaspor özellikle büyük takımlara gayet iyi fiyatlara futbolcu satabilen bir kulüp. Ligde sağlam durmak ve üst sıralara oynayan iddialı bir takım oluşturabilmek için yabancı transferinde yüksek bir isabet sağlamak şart. Zira yabancı katkısı olmaksızın Turkcell Super Lig'de kalmak çok zor. Eğer yerli transferi de hatır gönül ilişkileri bulunmadan, araştırılarak yapılırsa Ege Temsilcisini orta üstü sıralarda izleyebiliriz...

STANDARD LIEGE ŞAMPİYON

Sinan Bolat

Belçika'da şampiyonluğa çok dramatik bir şekilde Standard Liege ulaştı. Anderlecht ve Standard'ın lig sonunda puanları eşitti. Anderlecht'in averajı daha iyi olmasına karşın Belçika kurallarına göre 2 takım arasında çift eliminasyon sistemine göre baraj maçı oynanması gerekiyordu. Ancak burada bizim için çok daha önemli bir ayrıntı var. Ligin son maçının son dakikasında Standard 1-0 öndeyken AA Gent takımının Kosta Rikalı beyni Bryan Ruiz Gonzalez'in penaltısını kurtaran Türk kaleci Sinan Bolat'tı. Sinan bu penaltıyı kurtarark hem takımını şampiyonluk yarışının içinde tuttu hem de ismini Standard efsaneleri arasına şimdiden yazdırdı. 2 takım arasındaki baraj maçlarının ilki 20 Mayıs Çarşamba günü Anderlecht'in evinde oynandı ve 1-1 bitti. Standard ise evinde oynanan 2. maçı 1-0 kazanarak üst üste 2.şampiyonluğunu ilan etti. Dediğim gibi bu şampiyonlukta takıma devre arası Genk'ten katılan ve baraj maçları dahil 9 kez kaleyi koruyan Sinan Bolat'ın payı oldukça fazla...

BİTTİ GİBİ

33. hafta da bitti. İlk 3 takım maçlarını kazandı. Sezon boyu asla lider olamayacağını düşündüğüm Beşiktaş ilk 6 daki rakipleri karşısında ilk galibiyetini aldı. Yine futbol olarak bir şey yapmadılar. 6 tane oyuncuyu kale önüne yığıp deyim yerindeyse ön tarafta da işimize bakarız edasında top oynadılar. Ancak önce Mehmet Topal ardından Sabri - M.Topal A.Ş.'nin hediye ettiği gollerle bir şekilde kazandılar. Ayrıca Galatasaray'ın topla çok fazla oynaması da kimseyi kandırmasın. 3-4 pas yapıp defansa dönüp yine 3-4 pas yapmakla hiçbir şey olmaz hele Emre Aşık veya Mehmet Topal bu topları bir şekilde rakibe vermenin bir yolunu bulurken. Sahada bir Milan Baros vardı evlere şenlik. Be adam iyi oynadığın zaman taraftar seni her zaman yüceltir ama kötü oynamak için bir derbi maçını mı buldun? Altın tepsi de 2 pozisyonu bozuk para gibi harcadı Milan Baros.

Arda Turan bugün yürüye yürüye çalımlar attı. Neredeydin bütün sezon Arda? 33. haftada mı aklın başına geliyor? Maç sonrası yaptığı açıklamada "Bülent Hocaya en az 6-7 hafta daha şans verilmeli" demiş Arda. Oldu, sen karar ver kimin ne zaman gidip geleceğine. Utanmadan bir de süre veriyor. Maçın en son pozisyonunda yaptığı kafa vuruşundan sonra şampiyonluğa bu kadar yakın olan Rüştü maçın bitmesine rağmen gözlerinden ateşler fışkırtarak arkadaşlarına kızıyor, bizim oğlan maçı kaybetmiş, şampiyonluğa fersah fersah uzak ama sırıtıyor. Ondan sonra da benden iyi Galatasaraylı olduğunu söyleyenle uzun uzun tartışmam lazım diyor. Maç kaybeden taraftar hele ki bu maç derbiyse hayata küsüyor, futbolcular sen şakrak.

Sonuç olaraküsttekilerin hepsi kazanmayı bildi. İş resmi olarak son haftaya kaldı ama BJK bu galibiyetle işin büyük kısmını halletti. Şampiyonlar Ligi için ise Trabzon ve Sivas arasında son hafta çekişme devam edecek. Fenerbahçe'den sonra UEFA Avrupa Ligi'ne giden son takımda Galatasaray - Sivas ve İBB - Bursaspor maçlarından sonra kesinleşecek. Galatasaray oldukça avantajlı gözükse de son hafta Sivas karşısında alınacak bir mağlubiyet işleri çok ters bir duruma sokabilir.

MONACO

Monaco ve Renkli Kareler

Monaco Grand Prixleri her zaman farklı olmuştur. Normal zamanda cadde olarak kullanılan Monaco sokakları her yıl bir hafta sonu için bir F1 pistine dönüştürülür. Çok renkli simalara, figürlere ve çok renkli görüntülere sahne olur Monaco GP. Ayrıca kürsünün olmadığı tek yarıştır. Ödülleri genelde prens gelir verir ve sade bir seremoni olur.

Bu sezon neredeyse her yarışta olduğu gibi yine Brawn takımının üstünlüğü vardı. Ross Brawn'a da burada ayrı bir parantez açmak istiyorum. Kendisi Ferrari'nin en şaşalı döneminde takımın taktisyeniydi. Şimdi deha olarak kabul edilen o taktiklerini kendi takımı için kullanıyor. O yıllarda Ferrari'de birlikte çalıştığı şerefli(!) ikinciliklerin adamı Rubens Barrichello ve F1'e geldiğinde kendisinden inanılmaz şeyler beklenen ama geride bıraktığımız yıllarda aldığı bir 1.lik dışında bir şey yapamayan Jenson Button oturuyor sürücü koltuklarında. Bu yıl bu ikili özellikle de Button şov yapıyor. Tüm İngilizler artık Button'dan umudu kesmiş, bakışlarını Lewis Hamilton'a kaydırmıştı. Button da şampiyonluğun en güçlü adayı konumuna gelerek dağılan ilgiyi tekrar toplamayı bildi.

Bu sezon hep bu ikli önde

F1'in en prestijli yarışını da duble yaparak bitirdiler. Gerçi hafta içinde artık yarış kazanarak birilerinin çenesini kapatacağım diyen Barrichello şerefli ikinciliklerine bir yenisini daha ekledi ama bu formuyla yarış veya yarışlar kazanacağını kestirmek zor değil...

23 Mayıs 2009 Cumartesi

5 GÜN GECİKME : DOLMABAHÇE

Alpaslan Dikmen(Eski Açık) Tribünü

Hafta sonu çok önemli bir derbi bizi bekliyor. O bekleyedursun çok daha önemli bir tarihten 17 Mayıs'tan söze girmek istiyorum. 17 Mayıs 2000 tarihinde kazanılan o efsanevi başarının ardından geçen 9 senesini Avrupa'da hep o günlerini aramakla geçiren Galatasaray yine bir 17 Mayıs akşamı Gençlerbirliği ile karşılaştı. Bu sefer maçın heyecanı o kadar fazla değildi. 2000'de Parken Stadı'nın kendilerine ayrılan bölümünü hınca hınç dolduran Galatasaraylılar 2009'da Ali Sami Yen'e fazla ilgi göstermemişlerdi. Anadolu takımlarıyla oynanan maçlardaki makus talihini bir kez daha yaşayan 24,000 kişilik stadımızın ancak 3 te 2sinin dolu olduğunu söyleyebilirim. Geçen haftaki maçta yedek bekletilen ve son dakikada oyuna sürülen Harry Kewell bu hafta yine yedekti. Ancak Galatasaray taraftarı en çok Kewell'a tezahürat ediyor, ona bir bakıma kalplerinde yedek olmadığını söylüyordu. Maçta futbol oynama düşüncesi olmayan bir Gençlerbirliği'ne karşı saldırır görüntüsü çizen bir Galatasaray vardı, özellikle ilk yarım saat. Gençlerbirliği yerine biraz önde oynamayı düşünen bir takım olsa neler olurdu tartışılabilir.

Bu dakikalarda müzmin sakatımız Emre Güngör yine su koyuverdi. Gerçi uzun süre bile kalmıştı sahada. Taraftarın Harry Harry Kewell nidaları işe yaradı ve büyücü oyuna girdi. Zaten sonrası da az çok aynı. Yine oynamayan bir Gençlerbirliği ve oyunu rakip sahaya yıkmasına rağmen pek bir şey yapamayan Galatasaray. Harry Kewell'ın 1 golü ve asisti gelince de galibiyet gelmiş oldu. Galatasaray bu haftalara hep şampiyonluk iddiasıyla girer, iyi oynamasa da maçları bu şekilde kazanırdı. Ancak bu iddia olmayınca bir şeylerin eksik olduğunu Ali Sami Yen'de de hissedebiliyorsunuz.

Gelelim bu haftaya. Bu haftaki maç oldukça önemli. Hem gelecek sene için Avrupa biletini kaptırmamak, hem de şampiyonluk yolundaki rakiplerin kaderi açısından oldukça mühim bir mücadele. 2 teknik adamın da ne yapacağını kestirmek zor. Bir yanda Avrupa Kupası mücadelesinde gözünü kırpmadan 17 yaşında çocuğu oynatan ancak şimdi ne yaptığı belli olmayan, 5 defans adamını kale önüne dolduran bir Mustafa Denizli. Diğer yanda da bu 17 yaşındaki çocuk kendisi olduğu halde, bunu teknik adamlık hayatında uygulamaya cesaret edememiş ama her şeye rağmen Galatasaray'ın en önemli efsanelerinden Bülent Korkmaz. Maç anında şans kimin yanında olursa o kazanacak bu maçı. Kim şu kesin kazanır derse yalan...


GALATASARAY CC

Kaptan Cüneyt Erden ve HHK

İnişli çıkışlı diyebileceğimiz bir sezonu geride bırakmak üzere Galatasaray Erkek Basketbol takımı nam-ı diğer Galatasaray Cafe Crown. Bu sezon son yıllarda hiç görmediğimiz eski Aydın Örs, Hüseyin Beşok, Naumoski'li Efes Pilsen gibi oynayan Efes'in ardından 2. olarak götürdüler ligin büyük bir bölümünü. Buna rağmen kısa bir düşüşün ardından şampiyon apoletli koç Murat Özyer ile yolların ayrılması ve yerine eski tüfeklerden Koray Mincinozlu'nun gelmesi. Koray Hoca hem koç, hem reklam oyuncusu hem de dizi artisti. Böyle koç nasip olmaz her takıma. Takıma son zamanlarda katılan Tolliver ve Hosley'in uyum sorunu da eklenince son maçlarda istenilen sonuçlar gelmedi ve Galatasaray ligi Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker ve Türk Telekom'un ardından 4. sırada noktaladı.

Ardından pek tabii ki play -off macerası geldi ve hala devam ediyor. 4.olunduğu için lig 5.si Beşiktaş Cola Turka ile eşleşti Galatasaray. İlk 2 maçı Darüşşafaka Ayhan Şahenk Spor Salonunda oynamanın verdiği avantajı da çok iyi kullanarak kazandı. 80-66 kazanılan 2.maçta özellikle savunmada gayet iyi bir oyun ortaya konduğunu da tribünlerde bulunan biri olarak kesinlikle söyleyebilirim. Bunun yanında Akatlar'da oynanan 3.maçı kazansa yarı finalde şampiyonluğun en büyük favorisi Efes'in rakibi olacaktı Cim- Bom. Ancak can havliyle saldıran Beşiktaş çok farklı bir galibiyet alarak hem umutlarını sürdürdü hem de süpürülecek bir takım olmadığını göstermiş oldu. Serinin 4. maçı C.Tesi günü yine Akatlar'da oynanacak.


2 takımın kadrosuna baktığımız zaman Beşiktaş daha mütevazı bir kadroya sahip. Özellikle guard mevkiindeki ilk optionlarının Mehmet Yağmur olmasından bunu rahatça görebiliyoruz. Ancak takımdaki Cevher Özer faktörünü görmezden gelemeyiz. 25 yaşındaki pover forvet tam anlamıyla komplike bir oyuncu. Milli takıma yazınki turnuvada kesinlikle lazım olacağını düşünüyorum. Galatasaray'ın kadrosu ise önemli oyuncularla dolu. Hüseyin Beşok, kaptan Cüneyt Erden, 2005 İzmir Universiade'ın yıldızı Rıfat Murat Kaya, Milojevic, Antonio Graves ve tabii ki Quinton Hosley. Hepsi bu ligin standardının çok üstünde oyuncular.


Her ne kadar bu turu geçecek takımın bir sonraki turda Efes Pilsen karşısında tur şansı çok fazla değilse de Galatasaray'ın çok kaliteli sayılabilecek kadrosuyla Beşiktaş'a nazaran Efes'i zorlamaya çok daha yakın olduğunu düşünüyorum.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

ŞAMPİYONLAR


Liglerin sonu yaklaşırken şampiyonlar da birer birer belli olmaya başladı. Milan'ın mağlubiyeti ile Inter İtalya Ligi'nde üst üste 4. şampiyonluğunu ilan etti. Ve tabii ki Manchester United. Alex Ferguson'ın öğrencileri üst üste 3. kez sevinirken, Şampiyonlar Ligi Finali için de ne kadar inançlı olduklarını gösterdi. Belçika Ligi'nde ise Anderlecht ve Standard Liege ligi aynı puanla bitirdikleri için çift maçlı eleme oynayacaklar. Zevkli bir mücadele olacağı kesin...

15 Mayıs 2009 Cuma

NOSTALJİ


Biraz nostalji yapmakta fayda var. Tarih 12 Ekim 1992. O zamanların da ünlü spor gazetelerinden birisi FOTOMAÇ. KAdıköy'de Aydınspor'a 6-1 yenilen Fenerbahçe için atılan başlık çok ilginç. Bu tip başlıklar çok azaldı artık günümüzde. Birçok futbolsever hatırlayacaktır ama bilmeyenler için de muzip bir ayrıntı.

PAŞA PAŞA KASIMPAŞA

Finalin ikinci takımı da belli oldu. Altay'ı 1-1 sona eren maçın ardından penaltılarla yenen Kasımpaşa, geçen sezon küme düştüğü Süper Lig'e Manisaspor gibi ara vermeksizin merhaba demek için Karşıyaka ile karşılaşacak. 2 penaltı çıkaran kaleci Tolga'yı kutlamayı da ihmal etmeyelim.
Final maçı pazar akşamı Ankara Yenikent ASAŞ Stadı'nda oynanacak.

FİNALDE İZMİR VAR


Normal süresi ve uzatmaları golsüz sona eren ama futbol olarak 0-0 lık bir maçtan biraz daha iyi oynanan maçta Karşıyaka penaltılarla Boluspor'u mağlup ederek adını Play-Off finaline yazdırdı. Özellikle iki takımın kalecileri Kerem ve Atacan'ı gösterdikleri performanstan ötürü tebrik etmek gerek. Kerem 3, Atacan ise 2 penaltı kurtardı ve finale çıkan ekip İzmirli Karşıyaka oldu.
Uzun yıllardır Süper Lig'de takımı olmayan İzmir için çok iyi bir haber oldu. Şimdi Altay'dan güzel bir haber bekleyecek Ege'nin incisi.

14 Mayıs 2009 Perşembe

MEHMET OKUR


NBA'deki gururumuz, ilk All-Star olan Türk basketbolcusu Mehmet Okur, yoğun geçen bir sezonun ardından yurda dönmüş. Ve kendi sitesi için hazırlanan soruları cevaplamış. Bu röportaja buradan ulaşabilirsiniz. Röportajda NBA'den özel hayatına, milli takımdaki geleceğine kadar her şeye değinmeye çalışmış. Benim asıl dikkati çeken ve bloga taşımak istediğim ise bir cümlesi oldu. "İmzalayacağım kontratın toplam değerinden 3-5 milyon dolar için takımımı değiştirmem" diyor Mehmet. Gerçekten bu 3-5 için takım değiştirip, sonra da çocukluğundan beri o takımın taraftarı olanların duyması gereken, milli takım oyuncusuna yakışan bir açıklama. Sevgili Mehmet Okur'a kariyerinde başarılar dilerken, babası Abdullah Okur'a da rahatsızlığının geçmiş olmasını diliyoruz.

FARUK SÜREN, SCOLARI ve E-MAIL


Galatasaray'ın efsane başkanı Faruk Süren garip bir iddia ortaya attı. Sezon ortasında Chelsea'dan ayrılan Brezilyalı teknik adam Luiz Felipe Scolari'nin menajeri, bir dost aracılığıyla mailini bulduğu Süren'e "Scolari Galatasaray'da şartlarda anlaşılabilirse çalışmak istiyor" demiş. Süren de maili hemen Başkan Adnan Polat'a yönlendirdiğini, konunun kendisinden çıktığını ve Adnan Polat'tan da henüz bir dönüt almadığını belirtti. Scolari'nin gelme ihtimali ve bu durumdaki başarı şansını da yorumlamaktan geri durmayan efsane başkan, "Gelir ve istediği transferler yapılırsa başarılı olmaması söz konusu bile değil. Sonuçta Brezilya, Portekiz ve Chelsea gibi takımlarda görev yapmış bir teknik adam" diye sözlerini bitirdi.


Kariyerinde 16 farklı takımda 20 dönem teknik direktörlük yapan Felipe Scolari'nin 3 Brezilya Kupası(Gremio, Palmeiras, Cricuma), 1 Brezilya Şampiyonluğu(Gremio), 2 Kupa Libertadores(Gremio, Palmeiras), 1 Dünya Kupası Yarı Finali(Portekiz), 1 Avrupa Şampiyonaı Finali(Portekiz) ve 1 Dünya Kupası(Brezilya) bulunuyor.

Son olarak maille iş arama konusuna gelirsek, bu da yeni bir moda olsa gerek.. Gerçi Juan Figer'in abuk sabuk menajerlik oyunlarını gördükten sonra çok şaşırmamak lazım ama. Her tarafa haber salmanın yeni bir mantığı e-mail. Buradan bunu özellikle her sene en az 2 kez iş aramak zorunda kalan seyyah Türk teknik adamlara öneriyorum.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

KAÇ YIL GEÇTİ HABERSİZ



Beşiktaş son yıllarda müdavimi olduğu Türkiye Kupası'nı bir kez daha kazandı. Karşılaşmaya Yusuf'un attığı mı Volkan Babacan'ın yediği mi desem bilemediğim bir golle neredeyse 1-0 önde başlayan Kartallar, son haftaların formda(!) golcüsü Güiza'nın golüne engel olamadı. Çalışkan futboluyla bu sezon herkesin övgüsünü kazanan Ekrem'in sol bekte aksamasının bu golde çok önemli payı vardı. İlk yarıda Fenerbahçe pas yapmaya çalışmasına karşın Beşiktaş ilk 10 dakikadan itibaren bunu rahatça engelledi. İbrahim Toraman'ın bir bekten çok açık gibi oynaması hem Beşiktaş hem de izleyiciler açısından boş bir işti. Zaten Mustafa Denizli, İbrahim Üzülmez'i oyuna alarak doğru bir iş yaptı. Beni tanıyanlar Denizli ve Üzülmez ikilisini doğru bir işin içinde kullandığımı görünce biraz şaşıracaklar ama olsun.

İkinci yarıya da hızlı başlayan Beşiktaş'ta Bobo'nun oyuna ağırlığını koyması her şeyi değiştirdi. Kendisini verdiği zaman Türkiye standartlarının çok üstünde olan Bobo ikinci yarıyı 2 gol ve 1 muhteşem asistle süsledi. Holosko da yaptığı koşularla rakip savunmayı çok yıprattı. Fenerbahçe için ya hiç bir şey yazılmaması ya da çok şeyler yazılması lazım. Bu takım kökten değişeceği için ben fazla bir şey yazmayacağım.

Yusuf Şimşek Beşiktaş'a geldiğinde gerek ilerlemiş yaşı, gerekse yıllardır süren istikrarsız futbolu dolayısıyla çok gereksiz bir transfer olarak görmüştüm. Ancak Yusuf'ta bir şeyler katıyor bu takıma. hakem Bünyamin Gezer de çok iyi yönettiği maça son dakikada uydurma bir penaltı çalarak limon sıktı. Neyse ki sonucu etkileyen bir penaltı olmadı. Alex'in istatistik yapmasını sağladı sadece.

Türkiye Kupası'nı uzun yıllardır alamayan ve bu sezon elinde tek umut olarak bu kupa kalan Fenerbahçe bugünden itibaren gelecek sezonun planlamasını yapmaya başlayabilir. Ha, bir de dua etmeyi unutmamalı, zira Beşiktaş ilk 2'ye giremezse Avrupa'ya da gidemeyebilir Fenerbahçe.

TARİH YAZANLAR - 17 MAYIS


Büyük buluşma sonunda NTVSpor aracılığıyla gerçekleşti. 2000 yılında UEFA Kupasını kimisine göre tesadüfi ama ezici çoğunluğa göre söke söke kazanan futbolculardan Hakan Şükür, Ergün Penbe, Arif Erdem, Hakan Ünsal, Ümit Davala ve Okan Buruk, teknik direktör Fatih Terim, antrenörler Müfit Erkasap, Bülent Ünder ve Eser Özaltındere NTVSpor'da yayınlanan Tarih Yazanlar adlı programda buluştu. Programı gerçekten sunması en çok yakışacak olan kişi sundu. Bir Beşiktaş taraftarı olmasına rağmen finale giden yolda tüm maçları her Galatasaraylıdan daha Galatasaraylı gibi anlatan Ercan Taner ile ekip tamamlanmış gibiydi. Tabii bazı eksikler yok değildi. Kaptan Bülent Korkmaz ve Hasan Şaş görevleri icabı, Taffarel ve Popescu ise bilinmeyen sebeplerle katılamadı bu hoş programa. Futbolculuğu, asistleri, golleri, hareketleri kısaca 10 numaralığıyla adını ASY'ye kazıyan Gheorghe Hagi'de Romanya'dan telefonla bağlandı programa.

Programda doğal olarak o günlerden, yaşanan zorluklardan, rakiplerden ve her zaman bu kişiler tarafından finalin en önemli anahtarı olarak gösterilen arkadaşlıktan, sevgiden bahsedildi. Söz tabii ki ilk olarak Fatih Terim'e verildi. Yaptıkları çalışmaları ve öğrencileri arasındaki dayanışmayı öne çıkarmayı seçti Fatih Terim. Bu kupanın şimdiye kadar bir kez daha kazanılması gerektiğini ama olmadığına göre ne kadar zorlu bir işi başardıklarını anlattı. Yine antrenörler Bülent Ünder, Müfit ve Eser Hocalar da anılarını anlattılar. Özellikle "Dortmund'dan sonra iyiden iyiye inandım" diyen Bülent Hoca'nın sözleri ilginçti.

Daha sonra sıra futbolculara geldi. Kral Hakan Şükür oynadığı mevki itibariyle gol attığını, dolayısıyla şanslı olduğunu, verilen pasları ve arkadaşlarının emeğinin unutulmaması gerektiğini söyledi. Ercan Taner'in Leeds'teki golü anımsatması üzerine de "Senin anlatımınla daha güzel bir gol oldu. Benim için milli takımda attığım goller çok önemlidir. Ama Leeds'teki de inanılmaz önemliydi" dedi. Ergün Penbe her zamanki gibi az ve öz konuştu. 17 Mayıs'ın doğum günü olduğunu anlatan Ergün çifte mutluluktan bahsetti. Arif Erdem espritüel kişiliğiyle yine süperdi. O zamanlardaki komik anıları programa taşıyan penaltı alma ustası, programın neşe kaynağı oldu. Ümit Davala ve Okan Buruk da duygularını ve önemli buldukları anılarıyla programa neşe kattılar. Özellikle Davala'nın Milan maçındaki penaltı hikayesi önemliydi.

Programın sonunda kaptan olarak tabii ki Hakan Şükür'ü belirleyen Ercan Taner, kupayı Fatih Hoca'nın elinden verdirmeye çalıştı. Ama ne hikmetse Hakan Şükür kupayı Okan Buruk'un elinden alır gibi oldu. Belki de Türk Futbol tarihinin en önemli başarısını yaşayan topluluğun organizasyon olarak 9 yıl sonra ilk defa bir araya gelmesini NTV'nin bir başarısı mı yoksa televizyoncuların ve Galatasaray Kulüp yetkililerinin bir başarısızlığı olarak mı almalı gerçekten bilmiyorum. Kısa süre içinde Adnan Polat'tan da böyle bir açılım bekliyoruz.

Tekrar teşekkürler Fatihin ASLANLARI... Yolunuz açık olsun.....

12 Mayıs 2009 Salı

MIDDLESBROUGH ve TUNCAY ŞANLI


Milli Takımımızın önemli silahı ve kaptanı Tuncay Şanlı'nın takımı Middlesbrough küme düşme potasının ateşini dünkü Newcastle United mağlubiyetiyle iyiden iyiye hissetmeye başladı. Önlerindeki zorlu Aston Villa ve West Ham maçlarını kazanmaları şart ki bu bile tek başına yeterli değil. Newcastle United'ın, ki buralarda olması düşündürücü olan bir başka takım, ve Hull City'nin de puanlar kaybetmesi lazım. Çok değil henüz 3 sene önce UEFA Kupası finali oynayan ve zamanın silindiri Sevilla'ya kaybeden o takım artık bu başarılardan çok uzakta. Steve McClaren'in takımdan ayrılıp İngiltere Milli Takımı'nın başına geçmesi ve yerine takımın defansı Gareth Southgate'in gelmesi 3 yıldır Riverside Stadyumu'na hiç bir gelişme getirmedi. Her ne kadar Tuncay Şanlı Fenerbahçe'deki gibi takımın en çok didinen oyuncusu olsa da bunun Boro taraftarının sevgisini kazanmaktan başka getirdiği pek bir şey de yok. Lafı fazla dağıtmadan Boro gibi bir takımın ligden düşme ihtimali bile çok hoş gözükmüyor. Böyle olumsuz bir durumda ise ilk sezonunda 34 maçta 8 gol, bu sezon ise 32 maçta 7 gol gibi fena sayılmayacak oranlarla oynayan Tuncay'ın kendini daha üst düzey bir kulüpte bulacağına şüphe yok.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

FM 2010

Değerli Football Manager oyunu sevenleri,

FOOTBALL MANAGER 2010 çalışmaları başlamıştır. Datanın Türkiye Araştırmacısı olan Turksportal'a bu sezondan itibaren Ankara Bölgesi Araştırmacısı olarak ben de katılmış durumdayım. Ankaragücü, Gençlerbirliği ve memleketimin takımı Manisaspor ile ilgili ben yardımcı olacağım. Dünyanın en çok sevilen oyununun daha gerçekçi bir veritabanıyla yeni sezona merhaba demesi ümidiyle...

KAYSERİSPOR

Başkan Recep Mamur - HHK

Kayseri’ye gitmişken ve hazır bu aralar konu Kayseri iken bu şehrin son yıllardaki gururu Kayserispor hakkından bir şeyler de karalamak gerekli. Geçen sezonu gerçekten büyük bir başarı göstererek Türkiye Kupası Şampiyonu olarak kapatan Kayserispor, yoluna teknik direktör Tolunay Kafkas ile devam etme kararı aldı. Takımın son 3 yıldaki en önemli silahı Gökhan Ünal’ı 5 milyon avro gibi bir bedelle Trabzonspor’a gönderen Kayserispor, bu boşluğu Wigan Athletic’den CM 01-02 oyununun efsane ismi Julius Aghahowa ve Sporting Lizbon’dan kiralık olarak gelen Milan Purovic ile doldurma yoluna gitti. UEFA Kupası’nda mücadele edeceği için iddialı bir kadro da kurmak isteyen yönetim kaptan Mehmet Topuz’un yanına Salomon Olembe, Souleymanou, Leonardo Escobar gibi tecrübeli isimlerin yanında Muslu Nalbantoğlu, Harun Erbek, Eren Güngör, Furkan Özçal, Bilal Aziz Özer, Umut Koçin, Armağan Kuş ve Tevfik Köse gibi defalarca genç milli formaları giymiş, gelecek vaat eden isimleri de monte etti. Takımdan ayrılan bir diğer önemli isim ise penaltı golleriyle ünlü Bulgar kaleci Dimitar İvanov İvankov oldu.

Sezona Sivasspor ve Galatasaray beraberlikleri ile başlayan Kayserispor ilk 6 haftada aldığı 3 galibiyet, 2 beraberlikle fena da gitmiyordu. Saracoğlu’nda alınan 4-1lik galibiyet sonrası şehirde umutlar yeşermiş, ilk 3’e oynanacağına dair bir inanç belirmişti. Julius Aghahowa’nın hat-trick yapması bu futbolcunun sezon içinde çok işe yarayacağının düşünülmesine de yol açıyordu. O ara önüne gelen takıma puan kaybeden Beşiktaş karşısında alına galibiyetten sonra 5 hafta üst üste kazanamayan bir Kayserispor ortaya çıktı. Takım çok az gol yiyordu ancak gol yollarında da inanılmaz sıkıntılar yaşıyordu. Kaptan Mehmet Topuz’un da bütün iyi niyetine rağmen geçmiş yıllardaki performansından uzak oluşu bunda büyük bir etkendi. İlk yarıyı 27 puanla kapatan Kayserispor’da bunun bir başarı olarak kabul edilmesi çok zordu.


İlk yarıda bir de UEFA Kupası macerası yaşadı Kayserispor. Kupa Şampiyonu olduğu için gruplar öncesi son tur olan 1.Tur’dan UEFA’ya katılan Kayserispor, bu turda Fransızların geçmişi çok parlak takımı Paris Saint Germain ile eşleşti. 1996 yılında Kupa Galipleri Kupası’nı kazanan PSG son yıllarda eski günlerinden oldukça uzaktaydı. Paul Le Gen’in göreve gelmesiyle biraz toparlanır gibi oldular. Şu anda Fransa Ligi’nde topladığı 60 puanla 3.Lyon’un 1 puan gerisinde 4.konumda. Sezon başında hedefini en azından gruptan çıkmak olarak koyan Kayserispor ilk turun ilk maçında Kayseri Atatürk Stadı’nda ağırladığı PSG’ye Mateja Kezman ve Luyindula’nın gollerine Toledo ile cevap vererek 2-1 yenildi. Bu sonuç tur umutlarının neredeyse bitmesine neden olmuştu. 2.maçta Parc Des Princes Stadı’na az da olsa tur ümidiyle fakat Mehmet Topuz’suz giden Kayserispor aldığı 0-0lık beraberlikle ülke puanımıza az da olsa bir katkıda bulunuyor, fakat elenmekten kurtulamıyordu. Avrupa macerası erken sona ermişti.

Kaptan Mehmet Topuz

Bir diğer hedef ise geçen sene kazanılan Türkiye Kupası’ydı. Galatasaray, Ankaraspor, Altay ve Malatyaspor’un olduğu B Grubu’nda mücadele eden Kayserispor topladığı 7 puanla averajla Ankaraspor’un gerisinde kalıp kupaya veda ediyordu. 2. Yarıda da ilk yarıda olduğu gibi istikrarsız sonuçlar almaya devam eden Kayserispor şu anda 31.haftası tamamlanmış olan Turkcell Süper Lig’de 44 puanla 7.sırada. 6.Bursaspor’dan 10 puan geride olmaları 7.liği onlar için en büyük hedef durumuna soktu.

Bu sezon Avrupa Kupası vizesi alamayacağı kesinleşen Kayserispor’un gelecek sezonlar için atacağı adımları değerlendirecek olursak; Kayserispor son 3 yılda 2 kez çıktığı Avrupa macerasını artık kurumsallaşmaya başlayan yapısı ve 33.000 kişilik yeni stadıyla gerçekten kaldırabilecek duruma geldi. Gerçekten Kadir Has Stadı, Büyükşehir Belediye ve Kayserispor Onursal Başkanı Mehmet Özhaseki gibi büyük şanslar Kayserispor için mevcut. Genç oyuncu transferlerinde de inandığı oyuncuları gözünü kırpmadan alan bir yönetim görüyoruz. Bu sene Kayserispor’un en büyük eksiğinin 3. Bölgede yani forvet hattında olduğunu gördük. Bu bölgeye 2 kaliteli transfer yapılması şart gibi gözüküyor. Defans bölgesi gerçekten sağlam olduğunu şu ana kadar ligin en az gol yiyen 2.takımı olarak gösterdi. Herhangi bir takviyeye ihtiyaç yok gibi gözüküyor. Orta sahası da oldukça dirençli olan bu takıma en fazla 1 orta saha takviyesi yapılabilir. Kalede ise artık son zamanlarını geçiren bir Souleymanou var. Hiçbir Kayserispor taraftarının iyi bir kaleci transferine hayır diyeceğini zannetmiyorum.

Tolunay Kafkas

Son olarak teknik direktör konusuna değinelim. Her ne kadar ilk senesinde Türkiye Kupası’nı kazanmış olsa da bu sezon Tolunay Kafkas için pek de iyi geçmedi. Taraftarlar uzunca bir süredir kendisini sürekli istifaya davet ediyor. Recep Mamur yönetimi ise sürekli genç teknik adamın arkasında durarak istikrara çok önem verdiğini gösteriyor. Ancak, Kayserispor’un gerçekten gelecek vaat eden bir kadrosunun olması birkaç isabetli transferle başa oynayacak olmasının yanı sıra bu sene tamamı dökülen bir Süper Lig’de en azından ilk 5’e oynayamamış olması Tolunay Hocaya olan inancı azaltacak yeterli sebepler. Sezon sonunda gerekli 4-5 takviye yapılır ve bu genç kadroyu gerçekten iyi idare edecek bir teknik adamla anlaşılabilirse Kayserispor gelecek sezondan itibaren Kadir Has Stadı’nı doldurabilecek bir futbol izlettirecektir.

GALATASARAY - ANKARAGÜCÜ


Fenerbahçe derbisinden ötürü aldığı saha kapatma cezasını Kayseri Kadir Has Stadı'nda Ankaragücü maçıyla çeken Galatasaray'ı bu maçta Kayseri'den ve Anadolu'muzun çeşitli yerlerinden gelen 25.000 seyircisi yalnız bırakmadı. Football Manager Ankara Bölgesi Araştırmacısı olmam, Kadir Has Stadı'nı merak etmem ve Galatasaray'ı yalnızca iyi günlerinde değil kötü günlerinde de destekleme isteğim birleşince Kayseri'ye gitmek de kaçınılmaz bir hal aldı. Bir hafta önceki Hacettepe maçında kendisine hiç yakışmayan bir davranış göstererek efsane ismini istifaya davet eden Galatasaray taraftarı bu kez üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Takımını hep destekledi. Bu sebepten de alkışı hak etti. Ankaragücü taraftarı ise üzerindeki kötü imajı hak ettiğini ispatlarcasına, ne yaptığını bilmeyen bir haldeydi. Daha önce Kayserispor ile oynadıkları maçta da yaptıkları koltuk kırma işlemini yine tekrarladılar. O maçtan sonra Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki çileden çıkmış "Yaptığımız bu güzel statın koltuklarını kırdılar. Onları Allah'a havale ediyorum" demişti. Gerçekten de onlar tam anlamıyla Allah'lık.

Maça gelecek olursak Galatsaray son haftaların aksine oldukça istekli ve etkili başladı. İnanılmaz gol pozisyonları da buldu. Bunda Arda Turan'ın takıma katılmasının etkisi kesinlikle çok büyük. 12.dakikada Lincoln ile kazanılan penaltıyı Baros ile gole çeviren Sarı-Kırmızılılar stresi üzerinden attı ve daha cesurca saldırmaya başladı. Arda, Lincoln, Barış, Ayhan ve Baros'la girdiği çok net pozisyonları inanılmaz bir şekilde harcayan Galatasaray'da özellikle Ayhan Akman'ın bir pozisyonu vardı ki, kendini Maradona sanıp kaleciyi de çalımlamaya kalkmasa gol olması işten bile değildi. Bülent Korkmaz Harry Kewell'ı kulübede bırakmış, çok koşan bir takımla sahaya çıkmıştı. İlk yarıda düşündüklerini gol vuruşları hariç yaptığını kesinlikle söyleyebilirim. Bunun yanında gözlemlerime göre takımda Serkan Kurtuluş'a karşı inanılmaz bir güvensizlik söz konusu. Serkan pek ileri çıkmıyor bu doğru ama çıktığında da kimse ona pas atmıyor. Özellikle Barış pas verirken Serkan olduğunu görünce dönüp başka birini arıyor. İlk 45 dakikada Ankaragücü cephesinde ise tamamen bir teslim olma duygusu vardı. Doğru düzgün bir atak yapamadıkları gibi sürekli faul yaparak Galatasaray'ı durdurmaya çalıştılar.


BÜLENT KORKMAZ

2.yarıda Ankaragücü biraz dengeyi kurar gibi oldu. Devrenin başında Mehmet Yılmaz ile gole çok yaklaşan sarı-lacivertliler oyunu Bouzid'in 52. dakikada kırmızı görmesine kadar da ortada tuttu. Bu dakikadan sonra oyun doğal olarak A.Gücü yarı alanında oynandı. Gerçi Hikmet Karaman cesur davranarak oyuna sürekli hücum oyuncusu soktu ama 10 kişi kalmış bir Ankaragücü'nün de gol atmaya çok fazla dirayeti kalmamıştı. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus ise Bülent Korkmaz'ın oyuncu değişikliklerindeki tutumu. Özellikle 65.dakikadan sonra orta sahayı çabuk geçen bir Galatasaray takımı belirdi çünkü A.Gücü eksikti ve ileri-geri dengesini bir türlü kuramıyordu. Bu dakikalarda diri bir Harry Kewell'ın oyuna alınması gerektiğini tribündeki küçük çocuklar dahil herkes gördü. Hatta Kewell adına tezahürat bile yapıldı ama efsane kaptanımız 90.dakikaya kadar bunu görmemekte direndi ve Kewell'ı son dakika topçusu konumuna soktu. Sonuç olarak ikinci yarıda yine temposu düşen bir Galatasaray vardı. Zaten ligin son haftalarına geldiğimiz bu periyotta bunun düzelmesini beklemiyoruz. UEFA yolunda kazanılması gereken bir maçı kayıpsız geçti Galatasaray. Haftaya Trabzon- Bursa maçından sonra bu olay daha da netleşecektir.

Bu arada, Kadir Has Stadı gibi bir statta Galatasaray'ı gördükten sonra Aslantepe'deki stadımızın bitmesini daha çok ister oldum. Tribünlerin bu kadar yakın olduğu, tel örgünün bulunmadığı bir yerde oyuncular daha içten oynuyor, daha çok koşuyor, mücadele ediyor ve taraftar desteğini iliklerine kadar hissediyor.


Maçın hakemi Suat Arslanboğa oldukça kötü bir yönetim gösterdi. Faullerdeki bazı kararları yanlıştı. Özellikle A.gücü kalecisi Serkan Kırıntılı'nın topu ceza sahası dışında kontrol etmesini ve 1 saniyeden fazla orada kalışını süzememesi felaketti. Kırmızı kart pozisyonu biraz çaprazdaydı ve vermese kimse bir şey söyleyemezdi.

10 Mayıs 2009 Pazar

KAYSERİ


Daha önce de belirttiğim gibi bu hafta sonu Galatasaray - Ankaragücü maçını seyretmek ve yeni yapılan Kadir Has Stadı'nı görmek üzere Kayseri'deydim. Hazır gitmişken Kayseri hakkında kısa bir yazı yazmadan olmaz. Her ne kadar uzun bir süre kalamamış olsak da yine de şehrin merkezi hakkında az da olsa bir fikre sahip olduk.
Kayseri, beklediğimin aksine oldukça ferah bir şehir olarak gözümüze çarptı. Bizi ilk olarak yeni yapılan otogar karşıladı tabii ki. Şehrin içinde kalan eski otogar şehir trafiğini olumsuz etkilediğinden bu yapıyı şehir dışına almayı uygun bulmuşlar. Gerçekten de ilk bakışta fazla gösterişli olmasa da ihtiyacı fazlasıyla karşılayabilecek kapasitede olduğunu söyleyebilirim. Biraz reklam da yapmak gerekirse Süha Turizm'in servisleriyle şehre doğru yola koyulduktan sonra, akşam geleceğimiz Kadir Has Stadı'nın da bulunduğu Çevre Yolu'nu kullandık. Kayseri'nin şehir merkezi diyeceğimiz Cumhuriyet Meydanı'nda, şehir turuna çıkan Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve Haldun Üstünel ile karşılaştık ve her Galatasaray taraftarı gibi selamlaşıp kendilerine başarı dileklerinde bulunduk. Biraz turladıktan sonra yine meydandaki Hacıbaba Restoranda öğle yemeğimizi yedik. Daha sonra Galatasaraylı futbolcuların kaldığı Hilton Oteli'nin önündeki kalabalığın arasına karıştık. Maç için stadyuma gidecek futbolcuları uğurlamak için gelen yaklaşık 2000 dolayında taraftar vardı. Önce başkan Adnan Polat arabasıyla yoğun sevgi gösterileri arasında otelden ayrıldı. Biz maça yetişmek için kalamasak da daha sonra da futbolcular. Yaptığımız bu kısa ama güzel şehir turundan sonra maç saati yaklaşmıştı ve bizim de artık stadyuma geçmemiz gerekiyordu.



Stadyuma geldikten sonra, her ne kadar inşaat aşamasında bu statla çok fazla ilgilensem ve fotolarından stadı ezbere biliyor olsam da atmosferden ve yapıdan inanılmaz etkilendim. Tribünlerin İngiliz statlarından hiç bir farkı yoktu ve tel örgüsüzdü. Kötü gidişata rağmen tribünleri tamamen dolduran Galatasaray taraftarı, bir hafta önceki yanlış hareketini tekrarlamadı ve takımını maç boyunca destekledi. Neyse maça fazla girmeyelim. o başka bir yazının konusu.



Bu maç için Ankara, Sivas, Nevşehir, Yozgat, Kırıkkale gibi illerden de çok sayıda misafir seyircinin geldiğini de gözlemledik. Maçı ve bu Kayseri ziyaretini Ankaragücü taraftarının birkaç kendini bilmez hareketi dışında gayet güzel bir biçimde tamamladık. Darısı yeni gezilerimizin başına. Bu arada yazıda sürekli olarak çoğul bir dil kullandım. Bu geziye bir BJK taraftarı olmasına rağmen futbolseverlik yönü ağır bastığı için katılan ve beni yalnız bırakmayan sevgili arkadaşım Gökhan Balık'a da buradan teşekkür ediyorum.

DOSTLUK


Son haberlere göre 19 Mayıs günü yani Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nda Galatasaray ve Fenerbahçe İnönü Stadı'nda dostluk maçı yapacaklarmış. Öncelikle iki takım arasında Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan son karşılaşmada yaşanlar henüz unutulmadı. Bunlar gerek ülkemiz basını gerekse evrensel basında yerini aldı. Türkiye'nin lokomotifi sayılabilecek iki takımın bu tip hallere düşmesi ülke futbolumuzun da imajını çok olumsuz etkiledi. 2 takım yöneticilerini de aldıkları bu isabetli karardan dolayı kutluyorum. Bu karşılaşmada dostluk kelimesinin anlamını gerçekten öğrenmesi gereken futbolcuların sahada yer alması gerektiğine inanıyor, 90 dakika sonunda da bir daha unutmamak üzere bu kelimeyi akıllarına kazımış olmalarını her gerçek futbolsever gibi istiyorum. Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımızın bu sene bir Dostluk Bayramı olarak da kutlanabilmesi en büyük dileğimiz.

ESKİ DOSTTAN DÜŞMAN OLMAZ



Bugün oynanan son hafta maçlarından sonra Bank Asya 1.Ligi'nden düşmesi kesinleşen son 2 takım Güngören Belediyespor ve Sakaryaspor oldu. Manisaspor ve Diyarbakırspor'un Süper Lig'e çıkması kesinleşince son hafta maçları Play-Off için sıralama belirleme ve küme düşmeme içindi. Türk Futbolu'na Hakan Şükür, Aykut Kocaman, Oğuz Çetin, Bülent Uygun, Tuncay Şanlı ve niceleri gibi isimler yetiştirmiş olan bir çınar, Sakaryaspor'un küme düşmesi beni çok üzdü. Bir Manisalı olarak, her ne kadar Tarzanlar ve Tatangalar yollarını ayırmış bile olsa, eski kardeş kulübümüzün TFF 2.Lig'de mücadele edecek olması gerçekten nahoş bir durum. Yazımın başlığında da belirttiğim gibi eski dosttan düşman olmaz. 0sakaryaspor'un ikinci yarıdaki inanılmaz yükselişi bana biraz 2 sene evvel ki Erciyesspor'u hatırlattı. Nitekim onlar da küme düşmekten kurtulamamıştı. Sakaryaspor'un bu sezonki tartışmasız en verimli oyuncusunun Özgürcan Özcan olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Her ne kadar sezon tamamen bittikten sonraki performanslar bölümünde kendisine yer verecek olsak da burada da kendisini tebrik edelim. Son olarak, Sakaryaspor'a TFF 2.Lig'de başarılar diliyor, gerçekten hak ettiği yer olan Süper Lig'e bir an önce dönmesini diliyorum.

8 Mayıs 2009 Cuma

HAFTA SONU KAYSERİ'DEYİZ

Fenerbahçe maçında aldığı saha kapatma cezasını bu hafta Kayseri'de Kadir Has Stadı'nda oynayacağı müsabakada çekecek olan Galatasaray'ın kadrosu açıklandı. Hasan Şaş ve Ümit Karan son haftalardaki üstün(!) performanslarından ötürü kafilede yer almıyorlar. Maç Kayseri'de olacağı için Orta Anadolu'daki bir çok futbolsever de maça gidecektir. Ben de bu şanslı futbolseverlerden biri olacağım. Maç sonrası izlenimlerimi yine bu sayfalarda sizlerle paylaşacağım. Bu arada bir bahane üreterek veya üretmeden bu karşılaşmaya gelemeyen arkadaşlara bazı noktaları yeniden gözden geçirmeleri tavsiyesinde bulunuyorum.

7 Mayıs 2009 Perşembe

ADNAN POLAT BİLKENT’TE VİDEO


video

Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın Bilkent Üniversitesi'ni ziyareti ile ilgili yazımı daha önce yazmıştım. Galatasaray'ın resmi sitesi galatasaray.org da yayınlanan videoyuda şimdi bloga koyuyorum. Ayrıca bu sitede yayınlanan ilgili habere de buradan ulaşabilirsiniz. Bu sitede bulunan12 fotoluk albüme bakmanızda şiddetle önerilir, zira tanıdık simalarla karşılaşabilirsiniz.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

MESSI - RONALDO FİNALİ


Salı akşamı finale çıkan Manchester United'dan sonra bu akşam finale çıkan ikinci takım Barcelona oldu. 10 kişi kalmasına ve fazla pozisyon üretememesine rağmen Barcelona maçı bırakmadı, Messi'nin asistinde Iniesta ile golü buldu. Şampiyonlar Ligi'ni üst üste kazanan ilk takım olma şansına çok yaklaşan Manchester ve El Clasico fatihi Barcelona arasında Roma Olimpiyat Stadı'nda inanılmaz bir maç olacağını düşünüyorum. Burada Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo mücadelesi içinde ayrı parantez açmakta fayda var. Bu oyuncular şu anda futbol piyasasında dünyanın tartışmasız en iyi iki oyuncusu olarak görülüyor. Messi ilk kupası için savaşacak. Ronaldo artık finallere ve kupalara çok alıştı ama o da bir yenisini kazanmak için var gücüyle çabalayacaktır. Her ne kadar geçen sene ki yarı final eşleşmesinde iki futbolcu da beklenen futbolu oynayamamış olsa da bu finalin ikisi ve futbolseverler açısından süper geçmesini umuyorum.

PARA PARA PARA


Galatasaray'da uzun süredir sesi soluğu çıkmayan parasızlık krizi yine baş gösterdi. Futbol takımının paralarını düzenli alamadıklarını Başkan Adnan Polat da söylüyordu gerçi ama 2-3 ay geriden takip ediyoruz büyük bir sorun değil, diğer şubelerde ise hiç bir sorunumuz yok diye de ekliyordu. Bugün ise Galatasaray erkek basketbol takımının 3 aydır paralarını alamadıkları gerekçesiyle idmana çıkmaması gündemi meşgul etti. Kulüpler parasız kalabilir belki ama tamamen o şubeye ait bir sponsoru(ÜLKER) olan bir takımın özellikle o şubesinin parasız kalması hakikaten düşündürücü. Bu süreç içinde 2 yabancı transferinin de yapıldığını varsayarsak oyuncuların haklı olduğunu ve yönetim bazında birtakım problemler yaşandığını görebiliriz. Bu sene gerçekten başarılı bir grafik çizdi diyebiliriz Galatasaray basketbol şubesi için. Bayanlarda gelen Avrupa Kupası, erkeklerde ise ligde uzun süre ilk 2de devam edilmesi ve ilk 4ün garanti olması gibi. İlk4 garanti ama bu krizden sonra Play-Off larda eşleşeceğimiz Beşiktaş Cola Turka önünde ne yapabiliriz bu soru işareti. Bu yılın Beşiktaş içinde kötü geçtiğini düşünüp, turu geçtiğimizi düşünsek dahi ileriki turlarda şansı çok az olacak Galatasaray'ın.

5 Mayıs 2009 Salı

WENGER'İN NEDEN AVRUPA KUPASI YOK?


Karşılaşma öncesi “Manchester United’ı yeneceğiz” şeklinde konuşan Arsenal menajeri Arsene Wenger ‘in takımı menajerlerinin sözünü yerine getirecek futbolu oynayamadı ve Arsene Wenger’in uzun yıllardır beklediği Avrupa Kupası hayali de başka bir bahara kaldı. Karşılaşmaya aslında hızlı ve etkili başlayan takım Arsenal’di ama genç Gibbs’in hatasında golü bulan Park-Ji Sung, dolayısıyla Manchester United oldu. Hemen ardından Cristiano Ronaldo’nun muhteşem frikiğiyle farkı ikiye çıkaran Manchester böylece bir anlamda final biletini cebine koydu. Sir Alex Ferguson’un 5. veya 6. Jenerasyonu gerçekten hem ligde hem de Avrupa’da emin adımlarla yoluna devam ediyor. Barcelona ve Guus Hiddink ile oynayacaklar. Final onlar için zor olacak ama Şampiyonlar Ligi’ni üst üste kazanan ilk takım olmak isteyeceklerine kuşku yok. Arsenal’in neden bu kadar senedir kupası olmadığına da kısaca değinecek olursak, Thierry Henry, Patrick Vieira gibi yıldızları olduğu zaman gururumuz Galatasaray’a UEFA Finali’nde kaybettiler 2000 yılında. Yine Henry’li kadro yılmadı 2006 senesinde Şampiyonlar Ligi Finali’ne çıktı. Lehmann’ın şanssız bir şekilde kırmız kart görmesinin de etkisiyle Barcelona’ya kaybettiler bu büyük kupayı. Bugün Arsenal’de Henry ayarında bir yıldız yok. Liverpool’da ki Gerrard örneğini sahaya yansıtacak bir oyuncu yok. Hepsi iyi oyuncu ancak büyük oyuncu olmak başka bir şey. Maçlar iyi oyuncularla şampiyonluklarsa büyük oyuncularla kazanılır deyip yazıyı noktalayalım.

MARSİLYA-- Deschamps


Didier Deschamps

Şampiyonlar Ligi'nin ilk şampiyonu olması, Galatasaray'dan kaçarcasına ayrılan Franck Ribery'nin gittiği takım olması, Eric Gerets'in güncelde çalıştığı takım olması ve başkanı Pape Diouf ile oldukça ünlü bir kulüp Olympique Marseille. 7 senelik O.Lyon hegemonyasına Bordeaux ile son verme mücadelesinde şu anda. Teknik Direktör Eric Gerets sezon sonunda kulüpten ayrılacağını açıkladı. Bunu Al-Hilal mi yoksa başka bir kulüp için mi yaptı şu an için bilemiyoruz ama boşta kalmayacağı çok açık. Fransızların yetenek avcılığı ve teknik direktörlere karşı en acımasızlığı ile ünlü başkanı Diouf da gelecek sezon ki teknik direktörlerini Didier Deschamps olarak açıkladı. Fransa Milli Takımı ile unutulmaz başarılar yaşayan Deschamps'ın teknik direktörlük kariyeri de boş değil. Monaco ile Şampiyonlar Ligi Finali'ne çıkma başarısı gösteren Deschamps finalde Jose Mourinho'nun Porto'suna 3-0 yenilmekten kurtulamamıştı. İtalya'da şike operasyonu kapsamında 2.Lige düşürülen Juventus'un başına da Fabio Capello'nun yerine geçen isim olmuştu. İtalya Serie B Şampiyonluğunu da silinen puanlara rağmen kaptırmayan Deschamps daha sonra Juve'den ayrılmış ve koltuğu Ranieri devralmıştı. 1993 yılında Şampiyonlar Ligini kazanan Marsilya kadrosunda da bulunuyordu Didier Deschamps. Marsilya için de unutulmazlar olduğu bir gerçek. Marsilya sezon sonunda şampiyon olur mu bilinmez ama hedeflerine bundan sonra ünlü kaptan Deschamps ile koşacağı çok açık.


Başkan Pape Diouf

4 Mayıs 2009 Pazartesi

CEZAEVİ - KADİR HAS STADI


Galatasaray'ın saha kapatma cezası sebebiyle Ali Sami Yen Stadı'nda oynayamayacağı Ankaragücü karşılaşmasının yeri federasyon tarafından açıklandı. Karşılaşma yapımı yeni tamamlanan 33.000 kapasiteli Kayseri Kadir Has Stadı'nda 9 Mayıs Cumartesi günü saat 19.00 da oynanacak. Orta Anadolulu Galatasaraylılara iyi bir haber demek isterdim ama bu durumda yine olası bir kötü sonuç halinde ıslıklama meraklıları gidecektir karşılaşmaya. Düşük bir ihtimalde olsa Galatasaray'ı bu zor günlerinde yalnız bırakmama durumum var. Eğer karşılaşmayı yerinde izleme fırsatına erişirsem izlenimlerimi yine burada paylaşacağım.

GALATASARAY TARAFTARI ve BÜYÜK KAPTAN


Bugün Bülent Korkmaz’ın istifa edeceği söyleniyor. Zaten bu dedikodular çıkmışsa şimdi olmasa bile sezon sonunda bu iş bitecek gibi. Her ne kadar başarısız olmuş olsa da Başkan Polat’ın da söylediği gibi hiçbir zaman tam takımla çalışamadı Bülent Korkmaz. Tabii ki zaten yarım olan takımı, Lincoln ile düello yaparak, Kewell’ı geriye çekerek daha da dirençsiz hale getirdi. Eski dostları Hasan Şaş ve Ümit Karan’a gereğinden fazla ilgi göstermesi, Mustafa Denizli tarafından kendisi 17 yaşında Şampiyon Kulüpler Kupası maçına çıkarılmış olmasına rağmen, Türk Futbolunun gerçekten en büyük umutlarından Semih Kaya’ya güvenememesi en büyük eksilerinden oldu. Galatasaray tarihinde sezon ortasında teknik adam değişikliklerine çok az rastlanır. Tesadüf budur ki, bu değişikliklerin hepsi Adnan Polat’ın futbolun patronu olduğu zamana denk gelmiştir. Reinhardt Saftig, Karl Heinz Feldkamp ve Michael Skibbe. Başkan Polat’ın Galatasaray gelmiş geçmişinin en çok çalışan, arzulayan başkanlarından biri olduğu açık bir gerçek. Ancak artık teknik adam konusunda bir istikrarın sağlanması farz-ı ayn.



Hacettepe maçında taraftarların bir anlık sinirle Hasan Şaş’ı ıslıklamaları ne kadar doğruysa, Bülent Korkmaz’ı istifaya davet etmeleri o kadar yanlış. Galatasaray taraftarının en büyük özelliği vefakâr olmasıdır. 14 sene şampiyon olamamış bir takımı dahi delice desteklemesidir. Bizim için UEFA Kupası’nı çıkık koluyla kaldıran birisi yüzünden gerekirse bir sezon UEFA’ya katılamayalım diyebilmektir bu taraftarın en önemli özelliği. Bülent Korkmaz bugün istifa eder, sezon bitiminde gider veya bizimle kalır, hiç fark etmez. O hep bizim için bir efsane olarak, büyük kaptan olarak kalmalıdır ve kalacaktır.

3 Mayıs 2009 Pazar

LİDERLİK İNÖNÜ'YE HARAM


Bütün sezon boyu bitmiş bir takım ve kötü bir takım olarak addedebilirdik sırasıyla Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı. Ancak bu akşam rolleri değiştirdiler. Beşiktaş özellikle ilk yarıda bitmiş bir takımın da ötesinde bir futbol oynadı. Fenerbahçe işe bitmiş hüviyetinden sıyrılarak kötüydü hatta vasat bile sayılabilirdi. Derbilerde kaybetmeme psikolojisine sahip olan Fenerbahçe, oyuna daha istekli başladı. Skibbe’nin bulup Bülent Korkmaz’ın geliştirdiği savunmanın göbeğine oyuncu devşirme modasına Aragones de uydu. Normalde bir sağ açık olmasına karşın sağ bekte harika oynayan Gökhan Gönül, savunmanın kalbinde harika oynayarak çok yönlülüğünü çıkardı masaya vurdu. Beşiktaş daha doğrusu Mustafa Denizli, 7 savunma oyuncusunu sahaya yığarım, küçük takımları yener keyfime bakarım taktiğinden artık vazgeçsin. Olmuyor işte ilk 6daki takımlardan hiç birisini yenemedi bu sene. Bu arada 2 takım arasındaki son 5 maçı da Fenerbahçe kazanmış oldu böylece. Beşiktaş şampiyonluk yolunda ağır bir yara aldı. Son 2 senedir hep son haftalarda kaybettiği şampiyonluğu 3.sene de aynı şekilde yitirebilir. Ayrıca bu maç 2 takımın 13 Mayıs günü İzmir Atatürk Stadı’nda oynayacağı Türkiye Kupası Finali için bir fikir vermemeli. O maçın atmosferi bambaşka olacaktır. Eğer Denizli bu maçın analizini iyi yaparsa o maç daha farklı cereyan edebilir. Bu arada 90 dakika yine burnunun ucuna pas veremeyen ama çok koşan Güiza’nın aşırtma golü hoştu. Fenerbahçe’nin kazma forvetleri Beşiktaş’ı bulduklarında affetmiyorlar(bkz. Kezman). Beşiktaş’ın Arda’sı diye etiketlendirilen Serdar Özkan bu gidişle Arda’yı ancak tribünden seyredecek. Son olarak da Deivid konusuna değineceğim. Bu oyuncunun takım arkadaşlarıyla kavgaları oldukça alışık hale gelmeye başladı. Her ne kadar Emre Belözoğlu gibi bir adamla tartışmış olsa da bu sayının artması Fener yönetiminin dikkatinden kaçmayacaktır.

SON TRANSFER HABERLERİ


İlk olarak bonservisi Katar'ın Al-Sadd takımında bulunan ancak şu anda İtalya'da oynayan Mauro Zarate'den bahsedeceğim. Kiralık olduğu Lazio kulübü ve diğer büyük takımlar Zarate'yi transfer etmek istiyor. Al-Sadd kulübü ise bugün yaptığı açıklamada Zarate'nin tüm haklarının kendinde oluğunu, avukatların şu anda konuyu incelediklerini ve yaz aylarında tüm işlemlerin fair play ruhu içinde olmasını umduklarını açıkladı.

Serie A'ya döndükten sonra Marek Hamsik, Ezequiel Lavezzi gibi yaptığı genç oyuncu transferleriyle ve başarılı futboluyla ön plana çıkan Napoli, şimdi de bir forvet almak için istekli. Atalanta'nın forveti Sergio Flaccari'yi alamayacaklarını anlayan kulüp rotayı aralarında Marco Di Vaio, Marco Borriello, Tommaso Rocchi ve Robert Acquafresca'nın da bulunduğu oyunculara çevirdi.

Aslında bu günlerin en bomba haberi 24orediosport adlı bir spor sitesinden geldi. Sitede Fenerbahçe'nin Brezilyalı ünlü teknik adam Luiz Felipe Scolari'yi getireceği iddia edildi. Bunun ötesinde Var Mısın Yok Musun programında Cem Yılmaz'ın kutusundan çıkan Ronaldinho'nun da başkan Aziz Yıldırım'ın rüyalarından çıkmadığı, Yıldırım'ın Ronaldinho'yu Scolari ile Saracoğlu'na getirmek istediği yazıldı.

Fransa'nın ünlü gazetesi L'Equipe'e göre O.Lyon'un 7 senedir kazandığı şampiyonluklarda büyük pay sahibi olan takımın maestrosu Brezilyalı Juninho Pernambucano yazdan itibaren futbol hayatını Katar takımlarının birinde sürdürebilir.

Ve son olarak Manchester United'ın Tottenham Hotspurs'un pırpır sağ açık oyuncusu Aaron Lennon'u transfer etmek istediği belirtiliyor. Tottenham'ın bu transfer için 22 milyon avro gibi bir bedel isteyeceği, Sir Alex Ferguson'un da buna razı olacağı İngiliz basınında sıkça yer alıyor.