30 Eylül 2009 Çarşamba

BİTİK ŞAMPİYON


Aslında CSKA Moskova – Beşiktaş maçının tamamını izlemiş olmam ve maçla ilgili tespitlerimi anlatmam gerekiyor belki. Ama maalesef Beşiktaş’a 17 dakika dayanabildim. O dakikalarda skor olarak geride olması önemli değildi. Hatta Dzagoev’den attırılmasını ciddi bir şekilde tartışacağım ancak kurtarılması çok çok zor olan bir şut geldi ve gol oldu. Zaten kalede de uzaktan şutlarda gerçekten zaafı olan Rüştü varken bu topun gol olmamasını dilemek biraz güç. 17.dakikaya kadar Beşiktaş’ın Holosko ile yakaladığı çok net bir gol pozisyonu da olmasına rağmen şampiyonumuzdan herhangi bir umut ışığı alamadım ve aynı Liverpool maçında 2.golü yer yemez yaptığım gibi TV’yi kapattım. Karşılaşmanın bu bölümlerinde ahım şahım oynamadığı her açıdan belli bir CSKA karşısında dahi bir amatör takım edasında olan bir takıma, ülkemizi Şampiyonlar Ligi’nde temsil eden tek takımımıza dahi sabır gösteremedim. Dolayısıyla maç hakkında söyleyecek çok bir şey yok. Ben daha çok BJK’nın genel haline bakacağım. Maç öncesi “yenilirsek istifa edeceğim” tarzında açıklamalar yapma raddesine gelmiş bir teknik adamla bu maçlar kazanılamaz. Bu maçlar daha çok rahat takımların, rahat teknik direktörlerin, rahat futbolcuların maçları. Forvette oynatmaya mecbur olduğunuz. Yeteneğini tüm Avrupa’nın kabul ettiği ve en büyük yıldızınız olan Nişhat Kahveci rahat değilse bu maçı kazanamazsınız. Teknik direktörünüz, hatta asbaşkanının dahi istifasını istediği başkanınız rahat değilse bu maçlarda iyi sonuç alma ihtimaliniz yok denecek kadar az.
Aslında tam olarak izlemediği bir maç için çok bile yazdım, sözünü tutsun veya tutmasın Mustafa Denizli ile ilgili bir yazı yazmanın vakti çoktan geldi de geçmek üzere…

28 Eylül 2009 Pazartesi

GALATASARAY 1-1 ESKİŞEHİR ---- İLK KAYIP


Geçen haftaki zor gelen Kasımpaşa galibiyetinden sonra erkenden öne geçmenin ve bunu korumanın önemini anladığına inanıyordum maç öncesinde. Zaten Galatasaraylı oyuncular da bir an evvel skoru almak için oldukça hızlı başladılar. İlk golü bir hemen bulup daha sonra farkı artırarak rahatlamayı istedikleri belli oluyordu. Keita, Arda Nonda sürekli bir arayış içersindeydiler. Bu 3lüy Kewell entegre olamıyordu ve sadece bu 3lü de kapalı Es Es savunmasının arasında kimi ataklarda kaybolup gidebiliyordu. Özellikle Milan Baros’un yerine ilk 11’de başlayan ve tek forvet oynayan Nonda’nın sürekli orta sahaya yardıma gelmesi 3.bölgede Galatasaray’ı çok zor durumlara düşürüyordu. Oyunda kaldığı süre boyunca sürekli bunu yapan Nonda’yı birilerinin uyarıp uyarmadığını oldukça merak ediyorum.

Puan kaybı elbette olacaktı, hatta 7.haftada sadece 1 beraberlik almış olmak bence harika bir durum. Bu sonuçlarla lider durumda olamamak da bir o kadar şaşırtıcı. Fenerbahçe’nin çok garip maçlarla 7de 7 yapmış olması Galatasaray’ın başarısını gölgelemez. Ancak kadroda rotasyon adı altında bu kadar çok değişiklikler yapılması bir takımı yaralar. Tabii ki değişecek oyuncular olacaktır. Ancak defansta sakatlıklar olmasa Uğur Uçar’ı kulübede unutup sürekli Sabri’yi kullanırken Keita’yı veya Baros’u dinlendirmek pek de akıllıca değil. Özellikle Nonda gibi futbol hayatında büyük sakatlıklar geçirmiş ancak yeteneğinden değil sürekliliğinden şüphe duyulan bir topçuyu zorluk derecesi yüksek maçlarda ilk 11’de kullanmak da çok doğru değil. Nonda bu tip maçlarda 60-65 civarı oyuna girip kilit açacağı olarak kullanılmaya gerek yaşı, gerek yapısı bakımından daha uygun.

Maça dönecek olursak Keita’nın harika asistinde Nonda ile ilk yarıda golü buldu Galatasaray. Gol öncesi top çizgiyi geçti mi geçmedi mi tartışmaları için bir şey söyleyemeyeceğim. Zira ben tekrarlarda dahi karar veremedim. Hakeme de saygı duymak lazım. Aynı şey tersi bir karar çıksaydı da geçerli olacaktı. İlk yarıda hem baskılı oynayıp hem de skoru bulan Galatasaray’ın 2.yarıda daha rahat edeceği zannedilirken Galatasaray 2.yarı yalanları oynadı. Özellikle Eskişehir’in de futbol sahalarında ender rastlanan bir şans golüyle beraberliği bulmasıyla cesaretlenmesi ve oyuncu değişiklikleriyle oyunu daha sağlama alma düşüncesi Galatasaray’ı bu sezon hemen hiç kullanmadığı şişirme taktiğine döndürdü. Orta sahada Sarp ve Topal gibi 2 top kullanma yeteneği sınırlı oyuncunuz olunca da gerek bu taktikte gerekse pas yapmakta zorlanırsınız. Nitekim öyle oldu. Ben Rijkaard’dan Elano’yu veya hiç değilse Ayhan’ı oyuna sokma hamlesini bekledim. Ancak Dutchman hakkı da olmasına rağmen ne hikmetse bunu kullanmadı.
Bir paragraf maç bir paragraf eleştiri olarak gideceksek, Baros’un ilk 11’de olmaması ne kadar hata ise, onun oyuna girdikten sonra çok isteksiz ve kötü performansı da bir o kadar garipti. Yoklaro oynayan Harry Kewell’a o kadar süre sabredilmesi ne kadar hatalıysa, Avustralyalının çıktıktan sonraki mimikleri de benim için o kadar sürprizdi. Ve 8.5 m avro sayılan Elano’nun 90 dakika yedek oturması. Hadi 8.5 milyon avroyu ve Brezilya Milli takımına çağrılan bit oyuncu olmasını geçtim. İlk 11’de de başlatmayabilirsiniz çünkü geçen haftalarda çok yararlı da olmadı. Ancak böyle oyuncular az da olsa oynatılmalıdır. Böylece hem küsmez, hem de bir şekilde takıma daha kolay entegre olmaları sağlanabilir.

Sonuç olarak ilk puan kaybını 7. Haftada yaşadı Galatasaray. Taraftarın tek üzüldüğü nokta rakip Fenerbahçe’nin 7’de 7 yapmış olması. Yoksa bu başlangıç ayakta alkışlanacak kalitede. Ümit Karan’ın maç sonrası yaptığı “arkadaşlarım benim iç,in oynadı” açıklaması da oldukça lüzumsuz. Gönderilmesine içerlemiş beyefendi. Sanki geçen sezon 15 gol attı da gönderildi. Koskoca sezonda o kadar maç oynayıp tek golle buluşamayan bir futbolcu olduğunu attığı penaltı golü çabuk unutturmuş anlaşılan.

22 Eylül 2009 Salı

GARETH BARRY


Oyunun 2 yönünü oynayabilen orta saha oyuncularına büyük bir hayranlığım vardır. Başta bu grubun dinozoru Steven Gerrard olmak üzere, son birkaç yıldır Barcelona efsanesinin oluşmasında kurgusal olarak büyük pay sahibi Iniesta, Xavi Hernandez ve Chelsea’nin dinamosu Frank Lampard. İlk akla gelen isimler bunlar. Kime sorarsak soralım bu oyuncuları söyleyeceklerdir. Hatta Deco, Pirlo, Ze Roberto, Juninho, Lucho Gonzalez, Scholes, Appiah, Essien, Ramires gibi isimler 2 yönde de verdikleri harika performanslarla hafızalara kazınmıştır. Ancak ben bu yazıda en beğendiğim 5 çift yönlü orta saha oyuncusu arasında ilk 4’te saydıklarımla(Gerrard, Lampard, Xavi, Iniesta) birlikte yer alan Gareth Barry’den bahsedeceğim. Futbola başladığı Brighton kulübünden 1997’de Aston Villa’ya gelen Barry burada efsaneleşti. Herkes onu Villalı olarak tanıdı. Bu sezonun başında da futbola büyük yatırım yapan Manchester City’nin yolunu tuttu.

Bu kadar kısa süren teorik bilgiden sonra Barry’nin neden çok değerli bir oyuncu olduğunu incelersek; bir kere futbola defansın göbeğinde oynayarak başlamış bir futbolcu. Savunmanın inceliklerini adı gibi biliyor. Rakibin ataklarında nasıl pozisyon alınacağı, onları bozmak için ne yapacağı konusunda kompetanlık seviyesine gelmiş durumda. Bu mevkiden sonra sıra sol beke geldi. Orada da gayet başarılı bir biçimde oynadı. O mevkinin asıl özelliği hem bir central defender kadar iyi savunmacı olup, hem de hızlı bir şekilde atağa çıkarak hücumcuların yükünü hafifletmektir en basit şekliyle. Zaten iyi olan savunma özelliklerinin yanına hücuma hızlı çıkma kabiliyetini bu mevkide koydu Gareth Barry. Daha sonra biraz öne yani sol açığa kaydırdılar onu. Sol bek ve defansın göbeği arasındaki benzerlikler fazlaydı ama sol bekle sol açık arasındaki tek benzerlik ikisinin de sol tarafta olmasından ibaret. Sol açıkta oynarken hücuma hızlı çıkmak durumunda değilsiniz. Zaten hücumdasınız ve size gelen topları en doğru şekilde gol bölgesine yönlendirmekle mükellefsiniz. Özellikle kanat futbolunu çok seven İngiliz futbolunda hücumcu kanatların ne kadar hızlı olması gerektiği gün gibi ortadayken. Defans bölgesinde geçen yıllardan sonra bu bölgenin özelliklerini de bünyesine katan Barry son olarak şu anda oynadığı bölgeye yani orta sahanın ortasına geçti. İşte burası bir takımın kalbi. Oynayan oyuncuların hem hücum hem de savunmada iyi olması gerekiyor. Gareth Barry de futbol gelişim sürecine ihanet etmezcesine 2 yönde de çok iyi bir oyuncu. Belki ligde Steven Gerrard diye bir oyuncu olmasa onun yerinde Barry olabilirdi. Bu sezon futbola büyük paralar yatıran ancak Gerrard’ı alamayacağını da adı gibi bilen City, Barry’i alarak bana kalırsa çok da bir şey kaybetmedi. Mücadeleci ve akılcı futbol oynatmayı inanılmaz seven Rafa Benitez’in son 2 sezondur onu istemesinin altında yatan en büyük gerekçe Gerrard ve Barry’den oluşan bir orta sahanın karşı orta sahaya kaybetme ihtimalinin bulunmamasıydı. Gareth Barry oyundaki bu performansının yanında ölü toplarda da çok etkili. Kullandığı harika frikiklerin yanında çok da iyi bir penaltıcı.


Burada farklı bir boyuttan bakmak gerekirse Kaka, C.Ronaldo, Benzema gibi oyuncuları alarak ofansif yönde büyük atılım yapan Real defansif yönde Gago yerine Barry gibi bir oyuncuyu Lassana Diarra ve Xabi Alonso ile birlikte kullanıp çok dengeli bir orta saha kurabilirdi. İngiltere Milli Takımı’nda da Gerrard ve Lampard’a rağmen 31 defa oynadı.

28 yaşındaki Barry belki artık çok genç değil ama City gibi önümüzdeki yılların flaş takımı olma yolunda ilerleyen City’e çok yararlı olacağı ve adını çok daha fazla duyuracağı bir sakatlık olmazsa şüphesiz. 2010 Dünya Kupası’na katılmayı çok erken garantileyen Capello’nun milli takımında 2010 Dünya Kupası’na ayrı bir tat getirecek oyunculardan olmasını umuyorum.

21 Eylül 2009 Pazartesi

KASIMPAŞA 1 - 3 GALATASARAY -- NONDA > KASIMPAŞA + İLKER MERAL


“Daha maçın başında meydana gelen pozisyon maçı alt üst etti”. Yazının giriş cümlesi olmaya uygun olup olmadığı tartışılır ancak maçın cümlesi olduğu su götürmez. Hakem demeye dilimin varmadığı İlker Meral henüz ilk dakikalarda maçı maç olmaktan çıkardı. Vermediği penaltı ve kırmızı kartla Galatasaray’ın muhtemel golüne hatta 83 dakika 1 kişi fazla oynamasına mani oldu. Bu kararla sinirleri sonuna kadar boşaltılan Galatasaraylı futbolcular ilk yarıda istedikleri hiçbir şeyi yapamaz oldular. Kasımpaşa ise kendi sahasında oynamanın verdiği cesaretle belli ataklar geliştirirken bir anda Andre Moritz ile golü buldu. Aslında yazıya başlarken Frank Rijkaard hakkında bir şeyler yazmamız gerekirken İlker Meral maçın öyle bir önüne geçti ki bu bile sonraya kaldı. Forvette Baros – Nonda, ileride de Aydın, Kewell, Elano arasında bir tercih yaparsanız kimse çok bir şey söyleyemez. Ancak sağlamken Arda ve özellikle Keita yedek kalırsa işte o zaman büyük bir sorun var demektir. Keita gibi rakip yarı alanda bir takımı inanılmaz kolay ileri taşıyabilen bir oyuncu rotasyon, dinlenme gibi kelimelerin altında bankta oturtulamaz. Zira bu kadar kolay çalım atabilen tren gibi oyuncunun kenarda oturtulması elinde ne kadar iyi oyuncu olursa olsun takımın hücum gücünü belli oranda azaltır. Galatasaray da bundan önceki maçlarda çok alıştığı bu hücum gücünden yoksun olarak ilk yarıda çok zorlandı. Gol pozisyonuna da girdi ama baskı altında ve sinirli halde bunlar kolayca kaçırıldı. Özellikle ilk yarının son dakikasında Arda’nın kaçırdığı pozisyondaki vuruş şeklini kaptan bir daha hiçbir karşı karşıya pozisyonda tekrarlamayacaktır. Bu kadar baskı altında kaldı Galatasaraylı futbolcular, bunun baş müsebbibi de hakem Meral’di bana göre.

2.yarıda hatalarından arınmış bir Rijkaard vardı. Çünkü Keita’yı oyuna almış, hatta ileride daha da etkin olabilmek için Nonda’yı da kullanmaya karar vermişti. Maçtan sonra Nonda’nın hat-trick yapmasıyla, dikkatler Nonda’ya dönecektir büyük ihtimalle. Haklılık payı yok değil ama en büyük pay kesinlikle takıma getirdiği büyük dinamizm ile Keita’ya ait. Bu adam mümkün olduğu her durumda maça 11’de başlamalı. 2.yarıya bu değişikliklerle büyük baskı kurarak başlayan Galatasaray her an saldırmayı düşünüyordu. Ancak bu durumlarda orta sahada 2 ön libero olduğu zaman biraz aksama olabiliyor. Dolayısıyla bugün orada Ayhan sakat olmasa veya Barış oynasa Galatasaray emeline daha erken dakikalarda ulaşabilirdi. Kurulan inanılmaz baskıyla gelişen atakların birinde Keita’nın çok güzel ara pasında Nonda, kaleciyi de geçerek topu ağlara gönderdi. Bu gol Kasımpaşa’nın kilidini açmak için de çok büyük ehemmiyet taşıyordu çünkü her geçen dakika savunmayı daha moralli kılmakla birlikte beraberlikten ziyade aklında 2.galibiyet golü bulunan Galatasaray’ın işini de zorlaştırıyordu. Nitekim 88.dakikada günün biraz şanssız biraz beceriksiz ismi Arda’nın harika ortasında Nonda ile gelen gol tüm Cim-Bomluları sevince boğdu. Bu dakikadan sonra ne kadar teknik olduğu tartışılır direktörleri Yılmaz Vural tarafından ileri gönderildiler ve cezasını da Keita’nın pasında yine Nonda’nın golüyle çektiler. Bu gollerle Shabani Nonda da tamamında sonradan girdiği 3.lig maçında 5.golünü atmış oldu. İlk sezonki fena olmayan performansından sonra çok çok kötü bir 2.sezon geçirmişti Nonda. Gerçi geçen sene kim iyiydi diyebiliriz ama bu Nonda’nın çok kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu sene nazar değmesin harika bir Nonda seyrediyoruz.


Bilet fiyatlarına büyük tepki gösteren Galatasaray başkanı Adanan Polat maçı Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve Adnan Sezgin ile birlikte Galatasaraylı taraftarların arasında izledi. Keşke her maç böyle sıcak görüntüler olsa diyesim geldi açıkçası. Gollerden sonra taraftarlarla başkan kucaklaşıyor. Bundan daha ötesi var mı? Ayrıca bu maçın bilet fiyatlarını 120 TL yapan Kasımpaşa yönetimi futbol severlere bayram hediyesi vereceğine, onlar tarafından haklı olarak bol bol istifaya davet edildi. Galatasaray da Fener’den sonra 6/6 yaparak liderliği kolay kolay bırakmayacağını gösterdi. Çok uzun bir yazı oldu belki ama hakem Meral, Rijkaard, Keita, Nonda, başkan Polat, Kasımpaşa yönetimi ve 6.galibiyet ancak bu kadar satırda anlatılabiliyor.

20 Eylül 2009 Pazar

FOOTBALL MANAGER 2010 TÜRKÇE OLACAK! ANCAKKK!!!


Football Manager serisinin son oyunu FM 2010’un çıkmasına yaklaşık 1.5 aylık bir süre var. 30 Ekim gibi piyasaya çıkarılacağını daha önce blogda duyurmuştum. Ancak CM’nin Eylül’de hem de Türkçe full sürümle çıkmış olması birçok şeyi değiştirecek gibi gözüküyor. Yıllardır FM’nin üreticisi SI’a oyunun Türkçe olması için baskı kuran Türkiye Masası Turksportal, sürekli olarak oyunun Türkiye’de orijinal halinin çok az kişi tarafından oynandığı dolayısıyla Türkçe’nin oyuna eklenemeyeceği cevabını alıyordu. Buna karşılık Türk FMseverler, Türkçe eklenmesi halinde oyunu orijinal olarak satın alacaklarını iddia ediyordu. CM’nin yaptığı araştırmalarla oyunda en çok tercih edilen 10 takımdan 3ünün Türkiye’den(Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş) olduğunun anlaşılması onların Türkçe’yi tercih etmesine sebep oldu. Bu yolla SI Games’in de Türkçe’ye daha farklı bir gözle bakması sağlandı diyebilirim. Bu bağlantıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi SI Games demonun yayınlanma tarihine kadar Türk FMseverlerden 10000 adet söz yani imza istiyor. Bu imzaların sağlanması halinde demoya Türkçe dil desteği ve Türkiye Ligi’nin quickstartını ekleyecekler. Bir başka deyişle oyun Türkçe olacak ve Türkiye Ligi demoda oynanabilecek. Bunun ötesinde sözlerin tutulması yani imza verenlerin oyunu alması halinde de 30 Ekim tarihindeki full sürümde Türkçe yer alacak. FM’yi her zaman İngilizce oynamayı tercih eden ancak oyunu İngilizcesi olmadığı için çok verimli oynama imkânına sahip olmayan çok fazla arkadaşa sahip biri olarak, bu kampanyaya katılımın yüksek olmasını, bir an evvel 10000 sayısına ulaşılmasını istiyorum. Ayrıca oyun şu anda internette çeşitli mağazalarda 90 TL, STEAM'de 60 TL ve ZAVVI'de ise 43 TL civarına alınabilir. Son bir dipnot; oyunu 5 arkadaş birleşip alabilir. Zira verilen aktivasyon kodu hakkı 5 ve herhangi bir sıkıntı(format vb.) durumunda kodu deaktive ederek hakkınızın korunması da sağlanmış durumda.

Bağlantı adresi: http://www.turksportal.net/turkcefm/

19 Eylül 2009 Cumartesi

YILDIRIM DEMİRÖREN YETERRR!


Beşiktaş bence şampiyonluk yolunda ölüm kalım maçı olan karşılaşmada İnönü Stadı’nda Kayserispor’a 1-0 mağlup olarak daha 6.haftadan şampiyonluğa havluyu attı. 5.haftada liderin ve ikincinin 9 puan gerisinde kalan Beşiktaş bu hafta sonunda yüksek ihtimalle liderin 12 puan gerisinde kalmış olacak. Bu da hesap uzman(!) Mustafa Denizli’nin en fazla 3.lüğü hedefleyebileceğini işaret ediyor. Kadrolar açıklandığında Beşiktaş’ın bu kez taktik olarak tam olmasa da doğruya yaklaştığını düşünmüştüm. 4 defans önünde Ernst kanatlarda Tello ve Serdar, Tabata ileride de Bobo-Nobre ikilisi. Her ne kadar sol bekte Ekrem’in, sağ bekte İbrahim Kaş’ın olması, Holosko’nun ilk 11’de olmaması kesinlikle sorgulanacak tercihler olsa da bu doğruya yakın taktikle Beşiktaş’ın maçı götürme ihtimali yüksekti. Ancak maç başlayınca Mustafa Denizli’nin Tabata’yı forvet arkasında değil, Ernst’in yanında ön libero olarak oynattığını gördüm. Bu verilebilecek en yanlış kararlardan biri olmakla beraber Tabata’nın daha 2.maçından ıslıklanmasına sebep oldu. İlk yarıda Kayserispor oyunu tutma amacı güderken Cangele’nin top saklama özelliğiyle kontra pozisyonlar yakalamaya çalıştı. Cangele ayağında çok fazla top tutan bir oyuncu. Bu özelliği takımının atağa çıkmasına mani oluyor. İlk yarıda Bobo-Nobre ikilisini kanatlardan desteklemeye çalışan Beşiktaş’ta Serdar ve İbrahim Kaş’ın isabetsiz ortaları, Tello’nun da kanada inmemesi bu taktiğin işlerliğini 0’a indirdi. 2.yarıda da kapalı Kayseri savunmasını açmakta aynı taktiği kullanmaya çalışan Beşiktaş’ta Mustafa Denizli oyuna müdahale etmekte çok zayıf bir görüntü çizdi. Tabata’nın yerine oyuna giren Fink, Tabata’dan geride oynamasının yanında pas trafiğine de çok şey katacak bir oyuncu değil. Serdar-Nihat değişikliği biraz hareket kattı ama Nihat şanssız günündeydi. Son değişiklik hakkı için Holosko’yu kullanacağına yemin edebilirdim ama Denizli, Yusuf’u tercih etti. Zaten atağa çıkmayı çok fazla düşünmeyen Kayseri güçlü forveti Ariza Makukula’nın gerçekten çok güzel golüyle öne geçtikten sonra iyice yaslandı, hatta oyuncular garip bir şekilde her pozisyonda kendilerinin yere bıraktı. Kayseri’nin geriye yaslanmasıyla şuursuz bir baskı kuran Beşiktaş’ta bu son çabalarda gol getirmedi ve Beşiktaş şampiyonluk yarışına elveda demiş oldu.

Karşılaşma sonrası Beşiktaş taraftarı geçen hafta Ali Sami Yen tribünlerinden de duyduğumuz “Yıldırım Demirören yeter” repliğini sık sık tekrarladı. Demirören’in işi zor bundan sonra. Geçen sezon kazanılan 2 kupanın ardından daha 6.haftada kendi taraftarının desteğini kaybetti. Geçen sene 7.haftada göreve gelen Denizli de tam bir yıl sonra çok zor durumda. Hakem Bünyamin Gezer ise Beşiktaş tribünlerinin yoğun tepkisine rağmen kötü bir maç yönetmedi.

GÜNDEM ÜZERİNE


Blogda Google’dan kaynaklanan, belki sona ermiş belki de devam edecek bir sıkıntı söz konusu. Bu yüzden son zamanlarda çok yazı yazamadım. Bayram üstü bu fırsatı bulunca da hemen gündeme bir bakmakta fayda var. Gündem bu ara çoğunlukla 12 Dev Adam. Turnuva başından beri yazdığım yazılarda belirttiğim üzere her an her şey olabilir, bir anda tepetaklak olabilirdik. Nitekim 2 maçı üst üste son saniye üçlüklerimizin girmemesiyle kaybederek nasıl bir takım olduğumuzu bir kez daha göstermiş olduk. Bir maçı bir maçına uymayabilen bir takımımız var. Ve bu özellik bizim daha nice turnuvalar finallerden, şampiyonluklardan uzak kalmamızı sağlayacak gibi görünüyor. Gruptaki İspanya dâhil her maçı kazanmış durumda, son Slovenya maçında 19 sayı geriden gelerek maçı dengeye getirmiştik. Orada o maçı vermesek, bizden daha kaliteli bir kadroya sahip Yunanistan yerine Hırvatistan ile eşleşecektik ama olmadı. Yunanistan karşısında Devlerle cüceler oynasa dahi olmayacak bir rebound sayıları ortaya çıktı(Bir ara 22ye 4 tü). Hidayet gerçeği de turnuvaya damga vurdu. İlk 2-3 maç oynadıktan sonra takıma tam anlamıyla el freni olan bir Hidayet vardı. Kariyerine ismine hiç yakışmadı oynadığı oyunlar. İlk başlarda arkasına sığındığımız sakattı tartışmaları içinse madem sakattı bu kadar maç 30 dakikanın üstünde neden ve nasıl oynattınız sorusu gelmiyor değil insanın aklına. Ömer Aşık ise maçları takip eden sporseverlere tam anlamıyla bir sinir harbi yaşattı. Bir oyuncu nasıl oluyor da TBL gibi bir ligde oynayıp %20 ile serbest atış kullanabiliyor? Ömer’in bu sorunun kesinlikle üstüne gitmesi lazım. Artık hedefler 2010 Dünya Şampiyonası üzerine kurulu. Evimizde oynayacağımız bu turnuvada 2001 yılındaki çıkışımızı tekrarlamayı gönülden arzuluyoruz elbette ama kadromuz ve teknik heyetimiz ne yazık ki sınırlı. Bu turnuvanın başında yaptığımız gibi kapasitemizin kesinlikle üstüne çıkmamız şart.

Özellikle Hıristiyan futbolcular için Noel’e maç koymamaya özen gösteren federasyon bizim kendi bayramlarımız için aynı hassasiyeti göstermiyor. Bu Ramazan Bayramı’nda da lig maçları oynanacak. Hatta haftanın ilk maçında Trabzonspor, Antalyaspor’u mağlup etti. Trabzon için bir ara ayrı bir yazı yazacağım ama bu takımın sürekli galibiyet alması zor. 3 galibiyet 1 mağlubiyet 1 beraberlik şeklinde gideceklerdir. Ayrıca Beşiktaş – Kayseri maçı da bu akşam zevkli geçmeye aday. Fenerbahçe – İBB, Kasımpaşa Galatasaray müsabakalarının gollü ve izleyenler adına seyredilmesi güzel maçlar olacağını düşünüyorum.

18 Eylül 2009 Cuma

PANATHINAIKOS 1 - 3 GALATASARAY Harika Başlangıç


Atina’da sıkıntılı bir maç olacağı düşünülüyordu maç öncesi. Panathinaikos taraftarı her ne kadar coşkusuyla ünlü olsa da havanın kötü olması ve tribünlerin stadın bir olimpiyat stadı olması itibariyle sahaya uzak olması taraftar baskısını Galatasaray’ın üzerine bir nebze bile yansıtmadı. Bunu daha 5.dakikada bulunan gol zaten çok güzel açıklıyor. Galatasaray’a geldiğinden bu yana 40 küsur maça çıkan Milan Baros başarılı dribbling yapabildiğini ilk kez bu maçta gösterdi, hem de birkaç defa. Bunalrın ilkinde 5.dakikada Baros ile gelen top Elano tarafından ağlara gönderildi. Golden sonra, maç öncesi takımının fazla bir şansı olmadığını bilen ve maçı Türk – Yunan rekabetine çevirmeye çalışan Henk ten Cate, takımı biraz daha öne çıkardı. Galatasaray savunması ise başta Emre Aşık olmak züere oldukça iyiydi. Emre Aşık 35 yaşında olmasına rağmen harika işler yapmaya devam ediyor. Bugün bir tek kafa topunu rakibine vermedi, hem de rakibi kendisinden daha uzun ve atletik olmasına karşın. Emre Güngör ise Galatasaray’ın yumuşak karnı olmaya devam ediyor. Defansta sağlam ve geçit vermeyen bir oyuncu. Bunun yanında topu oyuna sokma konusunda da GS defansının en ince bilekleri açık ara ona ait. Tüm bunlara rağmen sakatlık sorununu bir türlü çözemiyor, ilk 11 başladığı maçlarda 20 dakika içinde çıkmak zorunda oluyor. Oyun disiplinini bozmasının yanında bir oyuncu değişikliğini de hep bu şekilde götürüyor. Devre arasında buraya Emre’nin yerine 1 takviye gerekebilir. Orta sahada Sarp – Topal ikilisi birlikte olunca top kazanmak çok kolay. Ama bu topları çabuk bir şekilde ileriye taşımak pek mümkün gözükmüyor. Her ne kadar GS orta sahasında banko oynayacak kadar kaliteli bir oyuncu olmasa da Ayhan iyileşince Topal’dan formayı kapacaktır. Elano yavaş yavaş takıma alışsa da savunma konusunda çok zayıf kalıyor. Normalde rakibini kovalayan biri ama Galatasaray’da bu özelliğini göremedik. 10 numara gibi oynadığı için belki de Rijkaard bu görevi yüklemiyordur diyeceğim ama 2 metre ötendeki adamı da rahatsız etmemesini söylemiyordur herhalde. Arda, Servet, G.Zan, Ayhan gibi eksiklere rağmen Atina gibi zorlu bir deplasmanda gruba 1.torbadan giren Panathinaikos önünde alınan bu galibiyet daha ilk maçtan biraz garip olacak ama GS’nin gruptan zorlanmadan çıkacağını ortaya koydu. Özellikle Harry Kewell, Elano gibi isimlerin oyuna çok fazla katkı vermediği bir ortamda.

Genel olarak Sabri, ters kanatta oynayan Uğur, Milan Baros iyiydiler. Leo Franco ve Emre Aşık harikaydı. Özellikle Emre sahanın en iyisiydi. Galatasaray’ın çok çok iyi oynamadığı bu maçları kazanması şunu gösteriyor; rakiplerinin gücü Galatasaray’ın gücüne yetmiyor. Aynı seviyede, hatta Galatasaray’da daha iyi bir performans çıkarılsa bile Galatasaray rakiplerini rahatça ekarte edebiliyor. İyi rakiplerle oynanmadığı tezi de Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarıyla çürümüş oldu. Frank Rijkaard ve ekibini bu başarılı başlangıçları dolayısıyla ne kadar tebrik etsek az. Şimdi yapılacak şey, gruptaki hemen her maçı kazanarak hem takım hem de ülke puanımızı oldukça yukarılara çekmek. Son olarak Pana seyircisi kalecisini sürekli protesto etti ama kalecinin gollerde yapacak çok bir şeyi de bana kalırsa yoktu...

15 Eylül 2009 Salı

LÜTFEN SAHA İÇİNE ten CATE

Rijkaard ve ten Cate

Perşembe akşamı takımının kendi evinde oynayacak olmasına rağmen çok zorlanacağını anlayan Panathinaikos teknik direktörü Henk ten Cate, işi başka boyutlara çekmeye çalışmaya başlamış bile. Bunun Türk – Yunan maçı olduğunu hatırlatmış Yunana basınına yaptığı açıklamada. Amacı Panath taraftarını gaza getirip, stadı doldurmalarının yanında çılgınca destek vermelerini sağlamak. İnsan biraz utanır diyeceğim, hiç olmazsa yanında çalıştığın esaki hocan Rijkaard’a uygulama böylesine modası geçmiş taktikleri. Gerçi ten Cate açıklama yapmasa bile Yunanların bu maçı çok fazla önemseyeceği, stadı tamamen doldurup, inanılmaz bir destek verecekleri muhtemel ancak bu tip açıklamalar futbolda tansiyonu yükseltmekten, futbol harici şeyleri öne sürmekten başka hiçbir şeye yaramıyor. Maç günü hem Galatasaray hem de Fenerbahçe ile ilgili bir yazı yazarız herhalde.

Bu arada Şampiyonlar Ligi de başlıyor. Beşiktaş, Manchester United ile oynayacak. Bence Beşiktaş için çok zor maç. Zaten gidişatları da hiç iyi değil. Kazanırlarsa Fenerbahçe’nin 2 yıl evvel Inter maçında yaptığı gibi büyük bir ivme de yakalayabilirler. Kaybederlerse zaten muhtemel sonuç, önlerindeki maçlara bakarlar. Diğer maçlarda ise Juventus- Bordeaux ve Marseille- Milan mücadeleleri zevkli olmaya aday gibi. Bu sene Rubin Kazan’ın ilk kez katıldığı bu ligde Inter, Barca, Dinamo Kievli grupta neler yapabileceğini görmek de oldukça zevkli olacak. Bundan sonra maçlar iyiden iyiye sıklaşacak. Çok sıkı ve zevkli bir takvim bizi bekliyor.

TÜRKİYE 69 - 64 SIRBİSTAN


Çok yürekten oynadınız 12 Dev Adam. Bakın iyi oynadılar diyemiyorum ama çok yürekten bir oyun ortaya koydular. Uzatmaya gitmiş bir maçta 69 sayı atmak ne kadar kötü bir performanssa, rakibi 64 sayıda tutmak da en az bir o kadar harika. Bu arada maçın 64-64 bittiğini ve Sırbistan’ın 5 dakikalık uzatma bölümünde bizim çemberimizle hiç haşır neşir olamadığını da belirteyim. Genç bir kadroyu NBA patentli pivot Krstic’in etrafına serpiştiren Sırplar, bu yüksek enerjiyi bugüne kadar çok iyi kullandı. Gerek 3 sayılık atışlarda gerekse savunmada bugüne kadar oldukça başarılıydılar. Bizim milli takımımız da 2001 yılındaki teknik kapasitesi yüksek basketbolunu 2006 yılının mücadeleci kimliğiyle birleştirmiş bir şekilde geldi bu maça kadar. Bu maçta da aynı tempoyu aynı kararlılığı sürdürmemiz halinde maçı kazanmamız çok yüksek ihtimaldi. Zaten farkın 10 sayı gibi bir bareme çıktığı anda genç ve tecrübesiz Sırplar bocalayacaktı ama bir türlü o kadar açamadık farkı. Maça en ideal 5’imizle başladık. Özellikle Ömer Aşık’tan çok verim alırken, Sırplar’ın bu oyuncuyu sık sık faul çizgisine göndermesi planlarımızı bozdu. Ömer Aşık serbest atışlarda oldukça kötü günündeydi ancak uzun bir oyuncu da olsa bu atışlara çok iyi çalışması, en kötü gününde bile olsa %35-40 düzeyinde bir isabet bulması şart. Kerem Tunçeri’nin takımı iyi organize etmesiyle maçtan kopmadık. Ancak yıldızımız Hidayet Türkoğlu’nun 17 de 1 gibi inanılmaz kötü bir isabetle oynaması bizi oldukça zor duruma düşürdü. Asıl şaşılacak şey ise bu kötü performans bile bir oyuncuyu benche çekmeye yetecekken Hidayet’in bir de sakatlığı vardı. Ancak Tanjevic Hidayet’i maçın neredeyse tamamında sahada tutarak ona güvendiğini göstermiş oldu. Hidayet’in bir an evvel bu güvene dönüt vermesi gerekiyor.

Diğer güvendiğimiz oyuncu Ersan ise 20 sayının üstüne çıkarak çok iyi bir performans gösterdi. Aslında oynayanların hepsi Hidayet dışında çok iyiydi. Tanjevic, Barış Hersek, Bekir Yarangüme, Engin Atsür’e şans vermedi, Hidayet de 0 olunca biraz 8 Dev Adam konumunda gibiydik aslında. Bunu da pota altında yaptığımız harika savunmayla kapatmayı başardık. Aslında başka bir milli takım olsa şampiyonluğa gittiğini söyleyebilirdim ama bizim takımın maçı maçına uymaz. O yüzden biraz daha beklemek gerekli. Yarın Slovenya ile grup birinciliği maçına çıkacağız. Bu kadar maçı kazandıktan sonra son hamleyi de iyi yapıp diğer grubun nispeten zayıf bir takım olacak 4.süyle eşleşebilmek çok büyük önem arz ediyor. Tebrikler Dev Adamlar, önümüzdeki maçlarda da aynı şekilde devam etmek ümidiyle…