21 Şubat 2010 Pazar

TERS ZAMANLI DERBİ


2 takım için de çok önemli olmasına rağmen en az bu önem kadar dengesiz yakalandıkları bir derbi olacak İnönü'de. Ev sahibi Beşiktaş, başta Mustafa Denizli'nin rahatsızlığı, savunmanın en büyük hatta tek güvencesi Ferrari'nin uzun süredir takımdan uzak oluşu, forvetlerin deyim yerindeyse gol atmamaya söz vermiş olması, defansın tutukluğu gibi dertlerle karşı karşıya. Mustafa Denizli, Gaziantep maçıyla tekrar kulübesine döndü ancak takımın O'nun için oynayacağı söylenen maçta Gençlerbirliği maçındaki hırsın, isteğin yarısını gösterememesi düşünüdürücüydü. Özellikle G.Antep - Beşiktaş ilişkisinin çok sorgulandığı bir yerde 5 Antep orijinli oyuncu(Üzülmez, Toraman, Ekrem, İ.Köybaşı, Tabata) içeren bir kadroyla sahaya çıkıp herhangi bir hırs ibaresi görememek başta Beşiktaş taraftarları olmak üzere herkesi şaşırttı. Beşiktaş'ın sıkıntıları bununla da sınırlı değil. Kongreyi kazanmasının üzerinden henüz 1 ay geçmeyen Yıldırım Demirören, kendi deyimiyle 20-0 kazandığı bir kongreden sonra stada gelip gelmemek için papatya falı açıyor. Gelirse ve Beşiktaş gol yerse böylesine bir maçta taraftardan tepki görmek var, henüz Denizli maçı da hafızalardayken. Hele ki maçın sonunda havaya kalkan zafer yumrukları Galatasaraylıların olursa Yıldırım Demirören'i çok zor anlar bekleyecek. O da bunu bildiği için yeni kongre kazanmış olmasına rağmen stada gelmeyebilir. Dikkat edilirse Beşiktaş'ın saha içinde olduğu kadar saha dışında da ciddi problemleri var. Ve bunlar sonucun pamuk ipliğine bağlı olduğu böylesine derbi maçlarında büyük sıkıntı oluşturabilir.

Galatasaray'da ise geçmiş yıllara oranla saha dışında bir sükunet söz konusu. Yakın geçmişte hep bir teknik direktör sıkıntısı yaşanır, başarısızlığından dem vurulur, yönetimin her an teknik adamın işine son verebileceği vs. söylenirdi. Bu sezon bu konuda bir sıkıntı yok. Frank Rijkaard istenilen randımanı tam olarak veremese de koltuğu çok sağlam. Yönetim de gerek transferlerle gerekse açıklamalarla Rijkaard'a hep destek oluyor. Ancak saha içi olarak değerlendirebileceğimiz sakatlıklar 2 yıldan beri Galatasaray'ı hep zor durumda bırakıyor. Yarın da yine eksik olarak sahaya çıkacak Galatasaray. Jo'nun son idmana katılması biraz sevindirici ama 3 haftadır topa değmeyen bir adamın bu maçın tamamını kaldırabileceğini düşünmüyorum ben. İleri uçta yine sıkıntı yaşanacak, Arda ve Keita'nın ekstralarına bağlı olacak gibi görünüyor gol. Beşiktaş'ın bu 2 oyuncuya ekstra bir eforla yükleneceğini düşünürsek, bu ekstraları yapabilmek de çok kolay değil. Arka bölgede ise Neill ile birlikte gözle görülür bir toparlanma oldu. Beşiktaş'ın ön tarafında önemli aksaklıklar olduğunu hesaba katarak bu maçın çok gollü bitmesinin kolay olmadığını düşünüyorum. Atletico maçında Rijkaard tarafından erkenden kenara alınan Caner'in yine ilk 11'de oynatılması takımın hem hız hem de mücadele olarak üst seviyede kalarak oyunu daha önde tutmasına yardımcı olabilir. Rijkaard'ın bunu düşünmesi ve Caner'i cezalandıracaksa da bunu daha sonraya bırakması gerekiyor.

Açıkçası Galatasaray için galibiyetin kaymaklı ekmek kadayıfı olacağı, beraberliğin ise asla ölüm sayılmayacağı bir maç. Beşiktaş ise şampiyonluk yarışı için kesin kazanmak zorunda. Galatasaray'ın Avrupa mesaisi dolayısıyla yorgun olacak olması, Kartal'ın ekmeğine biraz yağ sürecek burası kesin. Bakalım hangi taraf rakibinin eksiklerini değerlendirecek? Kendi 11'lerimi yazıp, noktalayalım...
Benim skor tahminim 1-1 ya da 1-0...

GS
Leo
Uğur---Neill---Servet---Balta

Sarp---Topal
Elano
Keita--------------------Caner
Arda

Bobô-----Nihat
Tabata
Ekrem------Ernst-----Fink

Üzülmez---Sivok---Ferrari---Toraman
Rüştü
BJK

19 Şubat 2010 Cuma

AVANTAJLAR BİZDE


Üst üste 4 saatlik bir maç maratonu iyi geldi uzun bir zaman sonra. Öncelikle Galatasaray diyelim. Avrupa'da farklı oynar dedik Cim-Bom için ama Galatasaray, Vicente Calderon'da, genele baktığımızda oldukça tutuk oynadı. Forvetsiz çıkılmak zorunda kalınan bir karşılaşmada 7-8 net pozisyon bulmamız imkansızdı tamam ama Galatasaray yine neredeyse bize Kayseri maçını hatırlatacaktı. Gol için Keita, Sarp ve Arda ile pozisyonlar bulduk, bir de Servet'in kafası vardı net bir pozisyon sayılmasa da. İlk yarıda forvetsiz bu kadar pozisyon bulup gol bulamamak Galatasaray için büyük bir lüks. Gerçi A. Madrid de çok fazla etkili olamadı ilk yarıda Aguero ve Simao'nun şutu dışında. Frikiklere ayrı bir parantez açmak lazım. Tehlikeli bölgeden kazanılan 3 frikiği 3 farklı isim kullandı ve 3'ü de iyi atışlardı. Zaten Reyes'in ki çok güzel bir gol oldu. Yine de Kun Aguero ve Forlan gibi isimleri 1 pozisyonla sınırlayabilmek Neill-Servet defansı için önemli bir başarı. Servet yine karavana paslar atmaya devam etti, bunlardan vazgeçmesi imkansız gibi gelmeye başladı bana. Orta sahada daha kora kor bir mücadele bekliyordum ben Sarp ve Topal'dan. Maalesef sünepe bir oyun oynadılar. Elano son maçlarda çok övülüyor ama sahada çok daha iyi ve sonuca direk etki edebilecek işler yapacak bir Elano olması kanaatindeyim. Galatasaray forvetsiz oynadığı zaman ilerideki en önemli isim, takımı ileriye götürebilecek en birinci isim Kader Keita. Etkisiz başladığı maça yavaş yavaş ağırlığını koymasını bildi. Bu kendini biraz daha rahat bulmasını sağlayacaktır. Caner'in golün tek müsebbbibi olmasına rağmen 35'te çıkarılmasına üzüldüm. Tek hatası vardı o da gol oldu, Rijkaard devreyi beklese çok daha mantıklı olurdu. Özellikle yerine giren Dos Santos'tan bu 6 ay için çok fazla bir şey beklenemeyeceği açıkken.Ali Sami Yen için iyi sayılan bir skorla dönüyoruz, %51 şans hala bizde. Her zaman gol bulabilecek bir takım olduğunu bildiğimiz Atletico'ya karşı yine çok dikkatli olmak, maçın her anını en yüksek tempoda oynamak durumunda Galatasaray. Yine forvetsiz oynayacağımız düşünülürse bizim 2 gol atma ihtimalimiz zayıf. Sağlam tutulacak bir savunma ve atılacak bir gol Galatasaray'ı geçen sene de ulaştığı son 16'ya uçurur.

Fenerbahçe ise erken yediği golle üzse de hemen cevap verebilmesi çok önemli bir refleks. Vederson'un erken gelen golü, daha sonra gözlemlediğimiz üzere Emre'nin, Özer'in ve Güiza'nın oldukça kötü olduğu bir karşılaşmada oyunun dengelenmesi açısından çok iyi oldu. Nitekim golün gecikmesi Fenerbahçelileri sıkıntıya sokabilir, Lille'in daha rahat pozisyon veya gol bulmasına yol açabilirdi. Fener'in yediği 2 golde de savunma ve kaleci hatalarının olduğunu herkes gördü. Volkan Demirel iyi bir kaleci olmasına rağmen bazı maçlarda bu hataları yapıyor, hoş bu yeni bir şey değil, bildiğimiz Volkan işte. Lugano'nun sakat sakat oynatılmasından öte Deniz Barış'ın tandem için oyuna alınması da Daum'un tartışılmasına yol açabilecek bir başka konu. Hadi Daum bunun için bizi ikna edebilir belki ama o Güiza'nın 90 dakika sahada kalmasını mahalle arasında futbol oynamış herhangi birine bile anlatabilmesi mümkün değildir. Lille takımı beklendiği gibi hücum futbolu oynayamadı. Gervinho'nun yedek oturtulması ve takımın beyni konumundaki Obreniak'ın yokları oynaması Lille'in organize atak geliştirmesini engelledi. Açıkçası gol atacak bir futbol oynamadılar fakat Fener defansı el birliğiyle Lille'in işini görüverdi. Yine de 2-1'lik skor İstanbul için hiç de kötü değil. Son dönemlerde 1-2 kaza yaşasa da Saracoğlu'nda oldukça başarılı bir takım Fenerbahçe. Sağlam bir Lugano'nun gelişiyle turu getirecek bir skoru alma ihtimali hiç de azımsanmayacak boyutta, bir de Semih ile başlanırsa...
Perşembe gününü iple çekmemek elde değil...

18 Şubat 2010 Perşembe

UEFA AVRUPA LİGİ - DEPLASMANDAYIZ


Avrupa Ligi'nde soluksuz geçecek bir gün daha geldi çattı. Saat 20.00'dan 23.59'a kadar off olacak hemen her futbolsever bu akşam.Önce Fenerbahçe, Lille deplasmanında ardından da Avrupa Fatihi, İspanya'da Vicente Calderon'da göğsümüzü kabartmak için var gücüyle çabalayacak.Her zaman önemine değindiğim ülke puanı açısından bu turların geçilmesi gerekiyor. Ama asıl önemli olan artık en az bir takımımızın her sezon Avrupa'da en az çeyrek finali görebilmesi, ülke futbolu olarak bir istikrar yakalayabilmemiz. 2000-2001-2003 yıllarında Galatasaray(2) ve Beşitaş ile üst üste başardığımız en az çeyrek final görme muhabbeti o yıllarda Denizli, Gençlerbirliği, Gaziantep gibi takımlarımızın oldukça sürpriz olan büyük başarılarılarıyla süslendiriliyordu bir nevi. Son yıllarda sadece 2008 yılında Fenerbahçe ile yaşayabildik çeyrek final başarısını. Anadolu takımlarımızdan da herhangi bir desteğin gelmemesi de cabası oldu. İşte bu sezon artık bu şanssızlığı kıracağımız yıl olmalı, mümkünse 2 ancak hiç değilse 1 takımımızla.

Galatasaray'ın rakibi olan A.Madrid'in geçen sezon elediğimiz Bordeaux'dan bir fazlası olduğunu kimse iddia edemez. Hoş, Hamburg'dan kötü olduğu da aynı şekilde söylenemez lakin yenilmeyecek, elenmeyecek bir takım değil Madrid'in ötesi takımı. Bu akşam deplasmanda da olsa ben Galatasaray'dan kora kor bir mücadele bekliyorum. Zaten özellikle Avrupa'da iyi mücadele ettiği karşılaşmalardan genelde harika sonuçlar alan bir takımımız olduğu için, iyi oynadığımızda sonuçtan endişe etmeye gerek yok. Yeter ki ezilmeyelim, kendi oyun karakterimizi sahaya net olarak yansıtıp, rakibin ilerideki usta ayaklarına oyunun tamamını bizim alanımızda geçirme fırsatı tanımayalım. Bunu başardığımızda zayıf savunmalarından yararlanabileceğimizi hesaplamak çok da zor değil açıkçası. İsim-isim analiz yapmak istemedim 2 takımımızı yazacağım için fakat Aguero'ya değinmeden olmaz. A.Madrid'den çok daha fazlasını hak eden bir oyuncu Aguero. Fırsat verirseniz asla affetmeyecek, savunmanın dengesini inanılmaz bozacak bir oyuncu. Aguero'nun bugün Neill, Servet vaya Emre tarafından deyim yerindeyse absorbe edilmesi gerekiyor.

Fenerbahçe de asla kendinden fazla olmayan bir takımla oynayacak. Lille oyun itibariyle Fener'e ters gelebilecek bir takım olsa da, Avrupa maçlarında oyuncuların tüm konsantrasyonlarını sahaya yansıtacak olmalarını düşünmem biraz rahatlatıcı. Yoksa normal şartlarda ağır Fenerbahçe savunmasının hızlı Lille forvetleri karşısında sıkıntı yaşayacağını görmek zor olmasa gerek. Lille'in hücum gücünün oldukça iyi olması, Fenerbahçe'nin bu takımı orta sahada kilitlemesi gerektiği anlamına geliyor ve bu bağlamda Emre ile Cristian'ın rolleri çok can alıcı. Yine ileri bölgede rakibine göre az sayıda buluncağı için Alex'in farkına da ihtiyaç duyulacak. 1 gol önemli, özellikle 1-1 çok güzel olur, Saracoğlu'na mutlu çıkabilmek adına.

A.Madrid'in stadı Vicente Calderon'un mimarisinin ilginçliğine de değinmeden olmaz. Resimde gördüğünüz gibi nehre sıfır olmasının ötesinde tribünün altından oldukça işlek bir cadde geçmesi gerçekten etkileyici. Bu statta çok yıllar önce alınmış bir beraberliği var Galatasaray'ın, bu akşam galibiyetle tanışması umuduyla... Zaten olacaklara maçtan sonra, rövanşlardan önce ve tur sonrası ülke puanı yazısında değineceğimizden, 2 takımımıza da başarılar dileyerek noktayı koyalım.

17 Şubat 2010 Çarşamba

GUUS HIDDINK BİZİM


Aylar süren aramalardan sonra nihayet hocamıza kavuştuk. Federasyon hakikaten de söz verdiği üzere kimsenin gıkını çıkaramayacağı, ülkede herkesin(Yılmaz Vural hariç) üzerinde konsensus sağlayacağı bir isimle anlaştı: Guus Hiddink. Yeni hocamız görevine 1 Temmuz’da başlayacak deniyor ama takımı yakından takipleyecek olması herhangi bir sıkıntı çıkması ihtimalini en aza indiriyor. Yine de TFF, Rusya Federasyonu nezdinde bir çalışma yürütür ve Hiddink ile resmi buluşmayı öne çekebilirse ne mutlu bize. Peki, deyim yerindeyse tam bir enkaz alacak olan Guus Hiddink Türkiye’ye ne verebilir? Bu konuyu açarken Guus Hiddink’in şu anda faal antrenörler arasında dünyanın tartışmasız en iyi 10 hocası arasında sayıldığını, geçmişinde Real Madrid, Chelsea gibi kulüp takımları bulunduğunu zihnimizde aktif halde tutmalıyız. Tabii bunlar kulüp takımları... Milli Takım kariyerine baktığımızda hoca daha da büyüyor hem de bir çığ gibi; Hollanda ve Güney Kore ile Dünya Kupası Yarı Finali, Avustralya ile Dünya Kupası 2.Turu ve Rusya ile Avrupa Futbol Şampiyonası Yarı Finali başarıları yakalamış bir hocayı kendi milli takımımızın başına getirebilmek çok önemli bir olay... Ayrıca şuna da inanıyorum, ülkemizde futbolla biraz alakalı insanların eline birer kağıt tutuşturup “Dilediğiniz 5 hocayı yazın” denseydi dahi yine Hiddink ile anlaşılma ihtimali %80’lerdeydi. Bu bağlamda gerçekten sözünü tutan federasyonu onaylamamak gibi bir durum söz konusu değil.

Asıl önemli olan ise hocanın çalışma şartları ve ekibi. Hollandalı bir yardımcı istemesi kadar doğal bir şey yok, ancak yine Oğuz Çetin’in yardımcı olarak teknik heyette bulunması ne kadar doğru? Açıkçası bu konuda tam bir yorum getiremiyorum. Oğuz Hoca yerine bir Abdullah Avcı çok çok daha yararlı olurdu diye düşünmemek elde değil. Ayrıca Fatih Terim’İn hiç de yüksek olmayan maaşına kafayı takan şahısların Hddink’in Fatih Hoca’nın 2 katından da fazla olan maaşı için nasıl fikir yürüteceklerini daha şimdiden çok merak ediyorum . Şunu da belirtmekte fayda var, dünya çapında, lejyoner bir teknik adamı göreve getirecekseniz paraya kıymak bir numaralı şart. Dolayısıyla verileceği söylenen 3,75 milyon avroya başarının gelmesi durumunda kimsenin bakmaması lazım.

Başarı gelecek mi? Bir kere Hiddink’in ismi dahi başarı için bir teminat. Hiddink ilk basın toplantısında “Yaptıklarım yapacaklarımın garantisidir” dese, hem yeterli olur, hem de bu sözün daha çok yakışacağı başka bir teknik direktör yok gibi. Grubumuzda Almanya’ya nispeten kolay olarak nitelediğimiz rakipler Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Azerbaycan maçlarında kolay takımlara karşı puan kaybetme hastalığımızın hortlamaması gerekiyor. Zira bu şampiyonaya 2008’den farklı olarak sadece grup 1.leri direk olarak katılacak. Bu hastalığımıza en iyi teşhisi ve tedaviyi uygulayacak teknik direktörlerin biriyle anlaşmamız bu yönden de oldukça sevindirici.

Hep olumlu yönlerinden bahsettiğimiz Hiddink, 1991 senesinde ülkemizde görev yapmıştı. Fenerbahçe’nin başına Avrupa Şampiyonu hoca apoletiyle gelen Dutchman başarısız bir sezon geçirerek ayrılmıştı. Bu da bizim gözümüzdeki defosu oluversin. Elbette o sezondan oyuncu kalmadı elimizde. Ancak en azından Türk basınının nasıl bir basın olduğunu bilen, İstanbul’un havasını, büyük takımlarımızın mantalitesini hemen hatırlayacak kadar ülkemizi tanıyan bir hoca. Eski yardımcıları Rijkaard ve Neeskens’in de burada olması adaptasyonu ve ligdeki yerli oyuncuları tanıması açısından yine pozitif bir nokta.

Hiddink benim hatırladığım kadarıyla Türk Milli Takımı’nın karşısına 2 kez Hollanda ve 1 kez G.Kore ile olmak üzere 3 kez çıktı. 2 mağlubiyet, 1 galibiyeti var, zamanında Milli Takımımızdan çekmiş bir hoca. Bu kadar olumlu noktayı bünyesinde barındıran bir hocanın başarısız olma ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Turnuvalara gitmekte zorlanan, gidince de imkansızı başaran bir Milli Takım’a ve artık turnuvalara katılma ustası bir teknik adama sahibiz. Umarım yakın gelecekte Türkiye’yi Avrupa’nın en iyisi yapacak bir oluşumun temelleri atılıyordur.

13 Şubat 2010 Cumartesi

GS İÇİN ÖLÜNÜR (MÜ)

Onur Öz

Galatasaray-Antalyaspor maçından sonra yorum yapamayacak kadar kötü durumdaydım, maalesef benden daha kötü durumda olanlar da varmış. Bursa-Mudanya'da 12 yaşında, daha ilköğretim öğrencisi olan genç bir arkadaşımız, takımı elendiği için üzüntüsünden geçirdiği beyin kanamasıyla rahmetli olmuş. Şimdi burada durup düşünülmesi gereken bir takım şeyler var, acaba futbolcularımız bu kardeşimiz kadar üzüldüler mi? Elbette üzülmüşlerdir, ancak değeri bizim takımımızın 6 da 1'i kadar olan Antalyaspor karşısında, hem de Ali Sami Yen'de elenmeye hakkımız var mı? Şundan emin olalım ki, Barcelona, Real, Manchester gibi takımlar karşısında elenmek dünyanın sonu değildir, hatta A.Madrid'de dahildir bu gruba Lille'de. Ancak sizin işe yaramaz diye kovmaktan beter ettiğiniz 3 futbolcunun kafadan 11 oynadığı Antalyaspor'a, çift eliminasyon sistemiyle oynanan bir turda, üstüne basarak söylüyorum hem de Ali Sami Yen'de elenmek dünyanın sonudur, nitekim Mudanyalı Onur Öz için gerçek anlamda son olmuştur.

Burada asıl dikkate alınması gereken nokta, artık ülkemizde arkadaşlarıyla koşup oynayacağı yaşta olan çocuklar dahi futbolu kulübü mağlup olduğunda bunu beyin kanaması geçirecek kadar kafaya takacak konuma gelmiştir. Futbolu hayatın en önemli olgularından(hatta en önemlisi) olarak gören ben bile bu olaydan sonra irkildim. Başta Galatasaraylı olmak üzere tüm futbolcuların da artık bu anlamda kendine gelmesi gerekiyor. Saymaya başlasanız 20 milyona ne kadar sürede gelebilirsiniz, bilemiyorum. Bu sayıdan daha fazla taraftarı olan bir kulübün futbolcuları da artık kaybettiklerinde üzülen insan sayısını hesaba katarak çıkmalı sahaya. Son bir söz de Ultraslan'a... Onur Öz kardeşimiz için de gerekenin yapılacağından, hayatını verecek kadar takımına bağlı bir Galatasaraylının adının Ali Sami Yen'de dillendirilerek ruhunun mesut edileceğinden, en azından biz kalanların bir nebze rahatlatılacağından şüphem yok...

11 Şubat 2010 Perşembe

ALS İÇİN FUTBOL YAZALIM


Geliri tamamen ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak olan bir futbol kitabı projesi...
Anadolu futbolunu yazan bloggerlar olarak en büyük çabamız sesimizi duyurmaksa, sadece ama sadece Anadolu üzerindeki ilgisizliği biraz olsun kırabilmekse; sadece blog satırlarından değil; sahaflardan, kitapçılardan da insanlara seslenmeliyiz. Bunun için birkaç kitap yazıldı Türkiye'de, lakin çok büyük kitlelere ses duyurulamadı, Anadolu içinse hala aynı tas aynı hamam! İlgisizlik had safhada...

Bizler, biliyoruz ki Anadolu'da büyük bir potansiyel, lakin büyük olumsuz koşullar var. Bu olumsuz koşullardan birisi de, bilgisizlik. Madem takımını destekliyorsun, madem kalemine sarılıyorsun; sen de katıl! Destek ver... Takımına dair yazabileceğin şeyleri, insanların ilgisini çekeceğini düşündüğün yönlerini; geçmişi, bugünü ve yarını harmanlayıp yaz...

Sayfa sayısı konusunda bir kısıtlama olmamakla beraber, 10 - 15 civarı bir sayfa sayısı olursa iyi olur. Yazı konusu olarak belli bir kıstasımız yok, sadece okuyanın gözünde takımın eskiden bulunduğu ve şimdi içinde olduğu koşullar, futbolun ana şartı taraftar, oyuncular gibi futbol ögeleri canlanmalı.

Futbol bizimle güzel, futbolu güzelleştirmek de bizim elimizde!

Yazıları yollamak veya projeye dair bilgiler almak için adres: flagg.a@gmail.com
Twitter: http://www.twitter.com/alsicinfutbol
Facebook Grubumuz: http://getir.net/kvo

9 Şubat 2010 Salı

BERKİN ARSLAN RÖPORTAJI


Galatasaray her zaman altyapısının zenginliğiyle, oradan A Takım'a monte edebildiği oyuncularla adını duyurmuştur. Bülent Korkmaz, Okan Buruk, Sabri Sarıoğlu, Arda Turan, Uğur Uçar ve diğerleri bu formayı birçok kez terletme fırsatı buldular. Tabii bu hız kesilmedi ve kesileceğe de benzemiyor. Emre Çolak, Çetin Güngör, Cem Sultan gibi isimlerle birlikte alt yapıda yıldızını parlatan 1992 doğumlu Berkin Arslan da formayı kapmak için sabırsızlanıyor. Güzel bir röportaj yaptığım Berkin hakkında kısa bir bilgi vererek röportaja geçelim; Berkin ofansif orta saha ve forvet oyuncusu. En büyük özelliğini ileri ucun her bölgesinde ve kanatlarda oynamak olarak gösterebiliriz. Son sönemde sol açık oynasa da kendisi asıl mevkisinin forvet veya forvet arkası olduğunu söylüyor. Henüz 18 yaşında olan Berkin, 1.74 boyunda. Milli takımlara da U-15, U-16, U-17 ve U-18 kategorilerinde olmak üzere toplamda 53 kez çağrıldı. Gelelim röportaja...



HHK: Sevgili Berkin, öncelikle merhaba. Beni kırmadığın, bu röportajı kabul ettiğin için blog okuyucularım ve şahsım adına çok teşekkür ediyorum. İlk olarak sosyal hayatınla başlayalım istersen. Nasıl gidiyor hayat, nelerle uğraşıyorsun futbol dışında?

B.A: Ben teşekkür ederim. Futbol dışında uğraştığım şeyler yine futbolla alakalı. Spor dergileri okumayı çok seviyorum ve genelde takip ediyorum. Geri kalan vaktimi ise arkadaşlarımla dışarıda geçiriyorum. Sinema,play station falan.


HHK: Futboldan önce bir soru da okul yaşamınla alakalı. Bize biraz nasıl bir öğrenci olduğundan bahseder misin?
B.A: Öğrenciliğim çok iyi diyemeyeceğim. Şu anda lise son sınıfta okuyorum. İstanbul Davutpaşa Lisesi’nde. Okulum bittiğinde üniversite okumayı planlıyorum.


HHK: Gelelim futbola. Galatasaray’a gelişin nasıl oldu?
B.A: 2007 yılında geldim Galatasaray'a, çok karışık günlerin ardından geldim. Bir çok kulüp benimle ilgileniyordu. 3 büyükler dahil. Ama babamın büyük katkısı var bir kere babam cok iyi bir Beşiktaşlı. Beni Beşiktaslı olduğu için Beşiktaş’a gönderebilirdi ama bana sordu “Oğlum nereye gitmek istiyorsun sonucta sen yaşayacaksın sen oynayacaksın orada” dedi. Ben Galatasaray’ın beni istediğini ilk başta bilmiyordum, Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin ilgilendiğini biliyordum. Ama hiç aklımdan bile geçmedi iki takıma da gitmek. Sonra Galatasaray’ın istediğini duyunca babamla konuşmaya başladık ve ben “Baba ben Galatasaray’a gitmek istiyorum” dedim. O gün zaten her şey benim için belli olmuştu kafamda. Artık hayal etmeye başlamıştım Galatasaray’da çıkacağım maçları. O zamanlar Nazilli Belediyespor’da oynuyordum, Türkiye Şampiyonası maçları vardı. Orada Galatasaray ile eşleştik ve 1-0 yendik Galatasaray’ı benim yaptığım asistle. O maçta bir de topum direkten dönmüstü. Zaten o maçtan önce Galatasaray ile bütün imzalar atılmış, gideceğim tarih bile belli olmuştu. Tuhaf bir maçtı benim için bir yanda 8 yaşımdan beri birlikte oynadığım arkadaşlarım diğer yanda yeni ama tanışmadığım arkadaşlarım vardı. Güzel bir gündü benim için.
 
 
 
HHK: Galatasaraya’daki hocalarınla aran nasıl. Bir çok jenerasyona imza atan Ali Yavaş, Fatih İbradı, Recep Yazıcı gibi isimler gönderildi, artık Jan Derks önderliğinde Hollanda şemsiyesi altındasınız. Bu gelişmeleri kendi açından nasıl değerlendiriyorsun?
B.A: Galatasaray bir ailedir. Burada kimse sevmediği birini gösteremez. Çünkü buradaki oyuncular için ilk önce ailelerinden aldığı eğitim daha sonra da Galatasaray’dan aldığı eğitim vardır. Galatasaray’ın örf ve adetleri vardır. Tüm hocalarımız o kadar iyiler ki saha içinde hocamız saha dışındaysa bizim abimiz hepsi. Biz futbolcular olarak böyle şeylere kafa yormuyoruz(gönderilen hocalar için söylüyor) sadece Galatasaray'a hizmet etmeyi düşünüyoruz. Bir de tesisimizde bir yazı asılı, çok anlamlı bir yazı. Şöyle diyor yazıda ''Seni buraya getiren yeteneğin, burada tutacak olan ise karakterindir''. Her şeyi özetleyen bu bence.
 
 
 
HHK: Galatasaray’dan her zaman çok iyi oyuncular çıktığı ortada. Sabri, Arda, Uğur Uçar şu anda A Takımdalar. Şu anki A2 takımımızın durumunu nasıl değerlendiriyorsun, sence Galatasaray’da A Takım seviyesinde oynayacak oyuncular çıkabilir mi bu takımdan?
B.A: Evet bahsettiğim gibi Galatasaray örf ve adetleri diye altyapıdan her yıl oyuncu çıkar yukarıya bu da bizim kulübümüzün bir adeti. A2 takımımız şuan gayet iyi durumda. Neredeyse kadrodaki tüm arkadaşlarımla birlikte milli takımlarda oynamaktayız. Bu da sanırım ne kadar iyi durumda olduğumuzu gösteriyor. Bir de Uğur Uçar ağabeyime değinmek istiyorum. Uğur ağabey geçen sene beni yanına aldı, evine. Semih Kaya ve ben Ugur ağabeyle birlikte kalıyoruz. Hayatımızı düzene soktu uyku saatlerimizi, beslenmemizi. Her şeyimizle çok ilgileniyor. Ugur abime de buradan çok teşekkür etmek istiyorum.


HHK: A2 Takım’da birlikte oynadığın, taraftarın da çok şey beklediği 2 oyuncuyu soracağım şimdi de. Öncelikle Emre Çolak. Emre sezon başı kampında iyi bir performans gösterdi ancak Rijkaard ilk yarıda onu kadroda düşünmedi. Hatta sen Emre’den daha önce resmi maçta şans buldun. Emre’yi bize nasıl anlatırsın?
B.A:
Biz ona Emre demeyiz, Emre dediğimiz zaman bakmaz öyle alışmış. Çolak onun adı. Saha içinde hırçın, sinirli saha dışında şakalaşan gülen birisi. İnşallah istedigi yerlere gelir. Trabzonspor maçıydı benim ilk resmi maçım, hayatımdaki en önemli gündü benim için. Kulübe gelirken hedefim bir gün Ali Sami Yen’de büyük taraftarımızın önüne çıkmaktı. Takım ısınmaya çıktı, biz de Çolak'la çıktık sahaya paslaşıyorduk 1-2 dakika etrafıma baktım kendimle gurur duydum, çok güzel bir şey insanın hedefine ulaşması. Tüylerım diken dikendi bütün gece ve maçtan sonra sabaha kadar uyuyamadım, gözlerimi kırpmadan tavana bakıyordum oyuna girdiğim dakikalar gözümün önünden gitmiyordu.
 

HHK: Bir de Cem Sultan var. FM oyunlarının yıldızı. Taraftarların birçoğu adını yıllardan beri ezbere biliyor Cem’in ama bir türlü yukarıya gelemiyor. Senden hem Cem Sultan’ı hem de bu kadar potansiyelli olduğu söylenen bir oyuncunun takımda forvet olmamasına rağmen kulübe için bile düşünülmemesini yorumlamanı isteyeceğim...
B.A: Cem tam kendini yukarıda görecekken çok kötü bir sakatlık geçirdi, ön çapraz bağları koptu kolay değil. 6 ay sonra oynamaya başladı. Diğer soruyu yorumlayamayacağım ama inşallah Cem de istediği ve hak ettiği yerlere gelecektir.


HHK: FM demişken. Benim de aralarında bulunduğum FM Türkiye araştırma ekibi sana potansiyel olarak çok iyi bir rakam olan -9’u uygun gördü. Türkiye2de bu rakamı alabilen 5 oyuncudan birisin. Fm oynuyor musun? Oynuyorsan oyunu ve oyunda kendini nasıl buluyorsun?
B.A: FM oynuyorum ve çok seviyorum. Oyunda iyiyim ama bazen kendime çok sinirleniyorum. Oyunda kritik maçlarda çok gol kaçırıyorum. Şampiyonluk gidiyor benim yüzümden (Gülüyor) Hemen oyundan çıkarıyorum kendimi.


HHK: Kasım ayında 17 Yaş Altı Dünya Kupası’na katılma fırsatı buldun. Şanssız bir şekilde çeyrek finalde penaltılarla Kolombiya’ya elendik. Sana turnuvayı ve o jenerasyonu sormak istiyorum. Turnuva senin ve Milli Takımımız açısından nasıl geçti? Takımda gelecek adına çok ümitli olduğun isimler varmı?
B.A: Evet çok şanssız bir şekilde elendik. Hak etmemiştik elenmeyi . Turnuvanın ismi Dünya Kupası’ydı ama TV’den takip edenler sadece saha içini gördüler. Saha dışında çok ayrı bir hayat var Afrika’da. Ama biz çok şanslı bir takımdık çünkü bize çok önem veren bir federasyonumuz var. Oraya bizimle aşçımızı, yiyeceklerimizi gönderdiler zira Nijerya’daki yemeklerin yenmesi imkansız. Turnuva takımımız adına çok iyi gecti, kendi adıma bunu söyleyemeyeceğım. Biz orada çok zor şartlar altında çeyrek fınale çıktık. Hava 30 derecenin üstünde, nem zaten ayrı bir dert. Sahalar suni çim. Hakemler ayrı bir dert. Her maç kırmızı kart görüyoruz anlamsız pozisyonlardan. Ama oraya müthiş bir takım ruhuyla gittik, çok hırslıydık, çok istekliydik. Hocalarımız, sağlık ekibimiz, federasyondan gelen yöneticilerimiz öylesine bütünleştik ki hep dediğimiz şey biz burada 34 kisiyiz ve bu 34 kişi 70 milyonu temsil ediyoruz. Bunun önemini bilerek çıkıyorduk maçlara ve galibiyetler geliyordu. Şöyle de bır şey var hiç mağlubiyet almadan ve maçlarda geriye düşmeden elendık. Final oynayabilirdik şanssız şekilde elenmeseydik eğer. Muhammet Demir, Engin Bekdemir, Orhan Gülle ve Furkan Şeker inandığım güvendiğim kardeşlerim, arkadaşlarım.
 

HHK: O takımda Engin Bekdemir ile birlikte en klas oyuncu olduğunu düşünüyorum ben. Hatta en klası. Abdullah Ercan ara sıra seni yedek bıraktı, bunun nedenleri neydi?
B.A: Öncelikle teşekkür ederim. Bilemiyorum neden yedek kaldım ama orada hiç aklıma bile gelmiyordu yedek oturduğum çünkü kimin oynadığı önemli değildi tek önemli olan galip gelmemiz ve ülkemizi sevindirmemizdi. Ayrıca eminim ki hocamın bir bildiği vardır.


HHK: Son olarak da Galatasaray, Milli Takım, varsa Avrupa ve diğer şeylerle alakalı gelecek hedeflerini alalım...
B.A:
Milli Takım’daki hedefim A Milli Takım’da oynamak. Avrupa hedefi her oyuncu gibi var ama şu anda tek hedefim Galatasaray'a uzun yıllar hiç ara vermeden hizmet etmek. Bir de iyi bir oyuncu olup iyi birikim yaparsam ileride bır şirket kurmak istiyorum, takım elbise giyip patron olmak güzel olur(gülüyor)
 

HHK: Çok teşekkür ederim Berkin. Çok güzel bir röportaj oldu bizler için...
B.A: Ben çok teşekkür ederim.

7 Şubat 2010 Pazar

EURO 2012 - TÜRKİYE


EURO 2012 öncesi teknik adamımızı belirlemedik henüz ama rakipler belli oldu: Almanya, Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Azerbaycan. Torbaları incelediğimizde zaten kolay kura şansımız yok gibiydi, böyle bakınca çok normal bir kura olarak görünüyor. Şöyle de diyebiliriz; İyi bir teknik direktör ile anlaşılırsa bu grupta en kötü ihtimalle 2.olmamız işten bile değil. Almanya her turnuvaya kafadan katılan bir takım olarak grubun haklı favorisi konumunda. Ancak yine de 1.torbadan Rusya, Hırvatistan ve Portekiz ile birlikte çekilebilecek en iyi takım Almanya'ydı. Çünkü oradaki seyirci avantajımız olsun, Alman futbolunu iyi bilen birçok oyuncularımız olsun bizi bir adım ileriye taşıyabilir. Almanya ile aynı gruba düştüğümüze göre kısa bir süreçte Türkiye ve Almanya arasında tercih yapma durumu olan futbolcularımız gündeme gelecektir. Bu konuyu belki biz de blogda ele alabiliriz. Almanya ile son oynadığımız 4 maçta 2 galibiyet 2 mağlubiyet aldık ki, Almanya karşısında iyi oynayabildiğimiz bir şekilde oyunumuzu kabul ettirebildiğimiz bir takım. 3.torbadan Avusturya'nın nasıl geldiğine daha doğrusu Avusturya'nın nasıl 3.torbada olduğuna şaşırdım açıkçası. Evlerinde yapılan EURO 2008'e katılmak dışında adlarını duyurdukları bile yokken 3.torbada olmaları hayli ilginç. 3.torbadan çok iyi bir takım çektiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim bu bağlamda.

4.torbadan gelen Belçika bence Avusturya'dan çok daha iyi bir takım. Zaten son elemelerde de aynı gruptaydık ve bizden bir şekilde 5 puan almayı başardılar. Kompany, Van Buyten, Fellaini, Defour, Witsel, Hazard gibi yıldızları var bunların yanına 16 yaşındaki Lukaku'yu da ekleyebilirler. İyi oyuncuları olmasına karşın son 10 yıldır hep takım olma sorunu yaşadı Belçika. Hocaları Dick Advocaat'ın bu sıkıntıyı aşıp aşamayacağını göreceğiz ama umarım aşamaz. Gruptaki diğer rakiplerimiz dost, kardeş ülke diyebileceğimiz Kazakistan ve Azerbaycan. Kayıtsız şartsız 12 puan almamız lazım bu takımlardan lakin bizim milli takımımızın zayıf ülkeler karşısında aldığı sonuçları hatırlayınca emin olamıyor insan. Son tahlilde Guus Hiddink veya türevi bir teknik adamla anlaşırsak en kötü ihtimalle play-offlara kalmamızın kesin gibi olduğu rakipler bunlar. Konsantrasyonumuzu en üst seviyeye çıkarmamız en birinci şart tabii. Turnuvalara gitmekte zorlanan, gidince de imkansıza yürüyen bir takıma sahip biri olarak EURO 2012'yi sabırsızlıkla bekliyorum...

6 Şubat 2010 Cumartesi

KAYSERİSPOR 0-0 GALATASARAY


Bu kadar hareketli maçta gol olmaması gerçekten ilginç diyerek hızlı bi giriş yapalım olaya. Sakatlıklar olsun son maçlarda gösterdiği kötü performans olsun Galatasaray'ın bu maçta Kayseri gibi bir rakip karşısında üstelik de deplasmanda hayli zorlanacağını düşündürüyordu bana. Gerçi kadroyu görünce maçın dengede gideceğine dair bir his oluştu (Keita sağ olsun) ama yine de soğuk hava kötü zemin şartları Galatasaray gibi ön tarafında 4 teknik oyuncu oynatan takımların işine gelecek cinsten değildi. Kayseri'nin bu sezona damga vuran forveti Makukula'nın varlığının da bunlara eklenmesinin kuvvetle muhtemel olması, son zamanlarda yaşanan G.Saray-Kayseri yöneteileri arasındaki atışmalar maçı daha farklı boyutlara taşıyabilecek olaylardı.

Servet Çetin maç öncesi grip olmuş, geçmiş olsun diyelim. Servet son zamanlarda oldukça formsuzdu, zaten sezon başından beri hemen her maç oynadı biraz dinlenmesi bu anlamda iyi olur. Atletico maçlarında Aguero ve Forlan karşısında iyi bir Servet'e ihtiyaç olacak kesinlikle. Savunmada Neill ile birlikte oynayan Emre Güngör sahanın en iyisiydi. Makukula ile girdiği hiçbir hava topu mücadelesini kaybetmedi, müdahalelerinde çok başarılıydı. Yalnız Emre'de her maç sarı kart görme gibi bir alışkanlık var onu bir an evvel çözmek durumunda. Lucas Neill da oldukça diri gözüktü, hata yapmadı. Ancak Galatasaray'ın bek bölgesinde çok büyük problemleri var, Uğur Uçar bir türlü istenen performansa ulaşamadı, Caner ise hep söylediğim gibi buranın oyuncusu değil zaten. "Sabri ve Hakan Balta gelse de kurtulsak" dediğini duyar gibi oluyorum birçok taraftarın. Orta saha ise ayrı bir dert. Mustafa ve Mehmet Topal aynı anda oynadığı zaman işin garibi Mustafa kayboluyor, ortada topla daha fazla haşır neşir olan hep Mehmet. Hal böyle olunca bu bölgeden Galatasaray'ın olgun ataklar geliştirme ihtimali oldukça zayıflıyor. Bu 2 isim oynarken topu ileri taşıması gereken adam Elano. 2 ön libero olduğundan savunmayı düşünmeyerek tüm enerjisini hücum için kullanabilme lüksüne sahip Elano'nun maç boyu görünmemesi çok çok sıkıntı bir durum.

İleri uçta da işler iyi değil. Arda veya Dos Santos gibi forvetlere rakip defansların nefes aldırma ihtimali yok, özellikle bizim ligimiz tarzı sıkı savunma yapılırken. Zaten bulunan pozisyonlarda da bu 2 ismin sadece 1 kez(Arda) imzası var. Elano, Keita, Emre Çolak pozisyonlara giren isimler oldular. Ben hala en azından son 10 dakikada oyuna alınma ihtimali de olsa Cem Sultan'ın yedek kulübesinde oturması taraftarıyım. Bugün Kayseri 10 kişi kaldıktan sonra orada bulunacak pivot bir adam hem defansı rahatsız eder, hem de Arda, Keita gibi hareketli adamlara istediği alanların açılması için yardımcı olabilirdi.

Sonuç itibariyle bakıldığında Kayseri deplasmanında beraberlik belki utanç verici bir skor değil belki ancak forvetsiz oynadığınız bir karşılaşmada 10-12 gol pozisyonu bulma şansınız yok. Yakaladığınız 4 pozisyondan en az birini gol yapıp 3 puanı kurtarmak durumundasınız. Galatasaraylılar bunu yapamayınca 2 puan HEBA oldu diyebilirim. Bence asıl önemli maç Çarşamba günkü Antalya maçı, zira tek maçla 3 hedeften birine veda edilebilir ki bu şu anda seçimlere hazırlanan Başkan Polat için hiç de iyi olmaz. Son söz de Lig TV'ye. Yahu kardeşim 321 milyon dolar verdiniz ama maçı izleyenlere sanki maç Romanya'daymış havası vermek neden? Seyirci sesi neredeyse duyulmuyor, spiker maçı stüdyodan anlatır gibi anlatıyor. Bu kadar güzel bir statta dahi sınıfta kalan Lig TV, bir şekilde kendini düzeltmezse ligin kalitesi artsa da bu seyirciye yansımayacağından değişen hiç bir şey olmaz kanaatindeyim...

SON DÖNEMDE GALATASARAY


Jo Alves transferinden sonra Galatasaray'a fazlaca değinmedik, gündem de bir hayli birikti tabii. Öncelikle Giovani Dos Santos geldi, Nonda gitti, ardından Denizli galibiyeti, Musa Çağıran transferi ve son olarak kupadaki Antalya maçı... Bir kere Barcelona alt yapısından yetişmiş, çok şans bulamasa da 1,5 yıldır İngiltere futbolunun kültürüyle beslenmiş ve daha 20 yaşında olmasına karşın milli takımının en önemli isimlerinden olan bir futbolcuyu takıma kazandırmak kağıt üstünde ayakta alkışlanacak bir hamle. Rijkaard'ın da bu transferi çok istediğini düşünürsek yönetim çok başarılı bir iş yaptı diyebiliriz. Ancak Turkcell Super Lig'i biraz biliyorsak Dos Santos'un fizik kalitesinin bu ligin çok altında kalacağını, ancak tekniğiyle bir şeyler yapabileceği de aşikar. Çok yabancısı olduğu bir kültüre gelen futbolcuların başlarda çektiği sıkıntılar ortadayken Santos'tan kendi adıma bu sezon çok fazla şey beklemediğimi belirtmeliyim. Bunu söylerken maalesef önümüzdeki bir ay için forvette tek alternatifin Dos Santos olduğunun da farkındayım. Geçmişte bir Ribery örneği var, fizik gücü yetersiz olmasına karşın inanılmaz yetenekleriyle 6 ayda herkesi mest etmişti, eminim böyle bir çıkış bekleyen vardır ama bence zor. Dos Santos'un gelişiyle bir yabancının gitmesi gerekiyordu ve Nonda gönderildi. Bu sezon 90 dakika başına 1 gol ortalamayla oynayan bu futbolcunun gitmesine forvette alternatif olmamasına rağmen hemen hiç itiraz olmaması durumu özetliyor zaten. Nonda ölü gibi futboluyla herkesi çileden çıkarmıştı. Sık sık orta sahaya gelerek hücumda Galatasaray ön liberolarının bile gerisinde kalması en büyük eksisiydi. Gerçi bu özellik Jo'da da var ama daha hızlı olduğu için hücumda zamanında yer alabiliyor.

Benim asıl garibime giden ise forvette tek alternatif olarak Santos gibi çelimsiz bir futbolcu varken, A2 takımının çok şey beklendiği söylenen forveti Cem Sultan'ın yedek olarak dahi takıma alınmaması. Tamam geçirdiği sakatlıklar onu geriye götürmüştür, ilk 11 oynatacak kadar güvenmeyebilirsiniz ancak kulübede bile olamayan bir alternatifin Cem'den daha iyi olduğunu kimse iddia edemez herhalde. Halbuki Rijkaard onu sezon başında kampa götürmüştü ve Erhan Şentürk, Özgürcan, Yaser gibi forvetler takımdan gönderilirken o kalmıştı, demek ki bir şeyler olduğuna inandırmış teknik heyeti. Şimdi ise yok sayılıyor.
Musa Çağıran

Son 2 maça ve Musa Çağıran transferine bakarsak da, Denizli maçında ligde henüz galibiyeti bulunmayan bir takım karşısında oyunu sürükleyen taraf olamadı Galatasaray. Bunda takımdaki önemli sakatlıkların, Rijkaard'ın kadro ve şablon konusunda bir türlü karar verememiş olmasının da rolü çok büyük. Eğer bu sakatlıklar olmasa ve takım bu şekilde oynasa Rijkaard'a çoktan haklı olarak teneke bağlanmıştı. Ama Dutchman'in de haklı olduğu, çok geçerli bir sebep takımdaki sakatlar. H. Balta, Sabri, M.Topal, Kewell, Baros ve son olarak da Jo'ya Allah şifa versin bir an önce diyelim. Her maç diziliş ve oyuncuların yeri değişiyor ama ben tek oyuncuya itiraz edeceğim. Caner Erkin'in sol bek oynaması hem oyuncu hem de takım için bir katliam. Arda'ya hücum varyasyonlarında yardımcı olabilen tek adamken, beke alınması hem Caner'i hem de Galatasaray'ı oldukça geriye götürüyor. Bunun bir an önce fark edilmesi gerekiyor. Gerçi son Antalya maçında önde oynadı ve yaptığı asist dışında görünmedi ama o maçta hangi futbolcumuz göründü diye düşünmeden edemiyorum. 2-1 gibi avantajlı sayılabilecek bir skorla dönebildiği için şükretmesi gerekiyor Galatasaray'ın.

Son olarak da Musa Çağıran transferi. Temmuz'dan itibaren Galatasaray forması giyecek Musa. 92'li görünmesine karşın aslen 90'lı. 19 yaşında ve fiziği futbol için inanılmaz el verişli. O yaşlarda bu fizikte kaliteli yerli oyuncu bulabilmek gerçekten zor oluyor, bunu başarması gerçekten önemli Galatasaray'ın. Ekim ayında yapılan U17 Dünya Kupası'nda milli takımımıza sınıf atlattıracak oyunculardan biriydi ancak Altay'da 11'in değişmez futbolcusu olduğu için turnuvaya götürülmemişti. Futbola stoper olarak başlayan Musa daha sonra orta sahaya kaydı ve kendine hücumcu özellikler eklemeyi de başardı. Bu sezon henüz ilk yarıda 5 gol kaydetmesi bunun en önemli göstergesi. Sezon sonuna kadar Altay'da oynamaya devam ederek şampiyonluk mücadelesi verecek olması da kazanacağı tecrübe adına önemli. Gelecek sezon Galatasaray orta sahasında önemli bir alternatif olacaktır. Son dönemde Galatasaray'daki yoğun gelişmelerden ötürü yazı biraz uzun oldu, kusura bakmamanız dileğiyle...