26 Şubat 2010 Cuma

(SAMİ YEN'E VEDA) BÖYLE Mİ OLACAKTI?


Her şeyden evvel çok yazık oldu... 2 takımımız da daha son 16'ya kalamadan elenmiş oldu UEFA Avrupa Ligi'nden. Takımlarımızın yaptığı büyük harcamaları, oyuncuları, teknik direktörleri düşündüğümüzde bu maalesef rezil olmaktan öteye geçmeyen bir durum. Ligimizin kalitesi bakımından Avrupa'da ilk 6 içinde olduğumuzu savunuyoruz ancak bizden çok gerilerde olan Belçika'nın 2 temsilcisini(S.Liege ve Anderlecht) bundan sonraki turlarda ancak TV'den seyredebileceğiz. Hem de 3. temsilcileri Club Brugge'ün Valencia gibi bir takıma uzatmalarda elendiğini hatırlayarak. Ali Sami Yen'de, o efsane olmuş, çocuklarımıza hatta torunlarımıza anlatılacak başarıların yaşandığı stattaki son Avrupa Kupası maçının böyle olmaması gerekiyordu. Yarı finalden final bileti alarak veda etmek belki güzel bir düştü ancak son 2 senede üstüne koyarak ilerleyen Galatasaray'ın bu sezon en az bir çeyrek final oynaması gerekiyordu. Oyunun analizine bakmadan önce şu açıkça söylenmeli; her birimiz F.Rijkaard geldiğinde inanılmaz sevindik, umutlandık. Hoş Rijkaard da şimdiye kadar hırslı bir teknik adam görüntüsü çizdi, başarıyı istediğini gösterdi. Amma, bu sezonu kupasız, başarısız tamamlarsa Galatasaray, Rijkaard'ın Skibbe'den farkı ne olacak. Elbette kazandığı şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi Kupası onu farklı kılan etkenler. Ancak Türkiye'de geçmişe maalesef mazi diyorlar. Rijkaard'ın da farkını en azından elinde kalan tek hedef olan ligi kazanarak belli etmesi lazım. Maça bakarsak ilk yarıda 1-2 kişisel akın dışında tamamen kilitlenmiş bir oyun vardı. 0-0'ın Galatasaray'ın işine yaraması tarafından bakıldığında bu iyi bir şeydi fakat takımımın her an gol yeme potansiyelini olduğunu bildiğimden bir taraftar olarak kendimi hiç rahat hissedemedim. Servet'ten yediği tekmeyle kendinden geçen Aguero'nun (o tekmeyle bilincini kaybetmemesi büyük mucize) çıkması kontra atak anlamında biraz daha rahatlamamızı sağladı.

2.yarıya bizim daha kontollü başlamamız gerekirken, gol bulması gerekli olan A.Madrid ayağa oynayarak, oldukça rahat başladı. Daha 50.dakikada şapkadan Ayhan çıkaran Frank Rijkaard bu değişiklikle maçın gidişatını doğrudan etkiledi. Hoş oyundan çıkan Elano da o ana kadar çok bir şey oynamamıştı belki ama tamamen bitmiş bir Ayhan'ı oyuna almak Galatasaray'ın zaten olmayan hücum gücünü tamamen 0'a indirdi. Bu dakikadan sonra sürekli saldıran bir A.Madrid ile başa çıkmak zorunda olan bir savunma vardı ve bu savunmanın baskı altında hata yapmama ihtimali YOKTU. Rijkaard da bunu biliyor ve görüyor. Bu değişikliği neden yaptığını bu yüzden kimseye açıklayamaz. Gerisi malum. Simao'nun golüne aslında bu kadroyla sabaha kadar gol atması zor olan Galatasaray cevap vermeyi başardı. Lakin, rezalet bir hakemin ara gazına gelen Caner'in takımı satmasıyla Avrupa macerasında sona gelinmiş oldu. Tabii ki Caner tek suçlu değil ancak bu, maçı elleriyle verdiği gerçeğini değiştirmiyor. Galatasaray'ın geleceği olarak gördüğümüz, milli olmuş bir oyuncunun böylesine aptalca oyundan atılması beni mahvetti açıkçası. Her neyse, artık bu sezon oynayacağımız 12 lig maçı kalmış durumda sadece. Bu maçlarda ne kadar puan kaybedilir, ne kazanılır bunun hesabına girmek dahi istemiyorum bu saatten sonra. Sadece o şampiyonluk kazanılmalı diyorum, hepsi o kadar...

Hiç yorum yok: